Mac

Ilk bilgisayarimiz bir Amiga500’du, bilgisayar demeye bin sahit ister tabii, oyun oynamaktan baska pek bir hayrini goremedik.  Ben de bilgisayar oyunlarindan (tetris haric) nefret eden bir insan oldugumdan, abim gordu hayrini yani.  O siralar ortaokuldaydim saniyorum, bilgisayar dersinde basic ogreniyorduk.  Bir sekilde amiga’da bir iki basic programi yazmistim.  Derste ogretilen ekrana 41 kere “hello world!” yazdirma gibi basit seyler, bir de bul karayi al parayi turu garip bir tahmin oyunu vardi (super basit bir sey, hic oyle karisik oyunlar dusunmeyin) onu.  Ama kafamda buyuk hayaller vardi, boyle algoritma semalari falan ciziyordum kafamdan.  Milliyet Cocuk’un verdigi fasikul fasikul ansiklopedilerden bilgisayarlarla ilgili olan bir tanesinde gormustum.  Soyle mi? Evet ya da hayir, evetse bilmemne, hayirsa geri don zirt pirt.  Programciliga falan yaramadi bu dizaynlar, ama game theory ogrenirken faydasini gordum.

Neyse konuyu dagitmayalim, benim genc yasta 5.25lik disketler zamaninda bilgisayar dehasi olma veya programciligin dibine vurma hayallerim okuldaki bilgisayar dersinin fos cikmasiyla ve evdeki Amiga’ya abimin el koyup sabah aksam demeden fifaydi, leisure suit larrydi oyunlara gomulmesiyle yikildi, tarumar oldu.  Bu arada, biraz once izledim su videoyu, burada da paylasayim.  Olayi yari yolda birakmayip programciligin dibine vuran genc ssg hikayesini anlatmis.  Sevdigim ve takdir ettigim bir arkadasimiz kendisi, buradan da kendisine el sallayalim sanki gelip de okuyacakmis gibi.

Ay hala sadede gelemedim.  Sadede gelmeden son bir duragimiz var.  Hazir ssg demisken, nasil bir windows bebesi, “maykrosoft”un kolesi oldugumdan bahsedecegim.  Bilgisayarlarla ikinci -randevum diyeyim- universite yillarinda oldu.  Universitenin bilgisayar lab.lerinde tekrar bulustuk bilgisayarlarla.  Lakin bunlar Amiga’dan cok farkliydi, bir “sey”ler yapabiliyordun, word, excel, paint, henuz sadece uni. ici intranet dahilinde olsa da email…  gozumuz gonlumuz acilmisti resmen.  Ilk donem bir bilgisayar dersi de konmustu, orada bu uygulamalari takir takir ogrendik hemen (hatirlatin daha sonra bu bilgisayar dersinde cevirdigimiz bir dalavereyi anlatayim eheh).  Tabii amiga ve pc farki Windows ve diger microsoft urunleriydi, onlar sayesinde bilgisayar benim icin ise yarar bir sey haline gelmisti.

Tamam, hicbir zaman bir bilgisayar gurusu olmadim (en basit ornek: hayatta bilgisayar formati atmis biri degilim, gerci ihtiyacim da olmadi, o ayri, istesem ogrenir yaparim sanirim.  nedense bilgisayara format atmis olmak kizlar icin bir olcut. neyse.).  Ama dogruya dogru, bilgisayarla (PC’den bahsediyorum su anda hala) bir sorunum oldu mu cozebiliyorum.  Internetten bilmemnerden bir cozum bulabiliyorum.  Windowsun susunu busunu biliyorum, olabildigince efektif kullaniyorumdur diye dusunuyorum.  1994-5’ten beri bir microsoft bebesiyim iste.

Ha bir aralar Microsoft’a monopol olmak istiyorsun zirt pirt ithamlarda bulunuldu, hala da nedenini anlamadigim bir sekilde bir antipati var bu sirket ve ana urunu windows’a karsi.  Apple Mac’i kullerinden yeniden dogurdugunda millet dort elle sarildi Microsoft’a gicik oldugundan.  Lakin Apple da az monopoli meraklisi degil, niye ayni tepki ona da gosterilmiyor?  Neyse, bu da asil konumuza bir teget, sonra irdelerim.  Sadece sunu demek istiyorum: herkes Microsoft’a nefret kusarken ben sagolsun varolsun modunda gayet mutlu mesut kullanmaya devam ediyordum windows’u office’i vs.yi.  Ilk laptopumu 97 sonu/98 basi aldim (o tarihten beri de bir daha desktop bilgisayarim olmadi zaten).  Hepsi de pc idi.  Hepsi dedigim de neredeyse 5 yil kullandigim ilk no-name bir sirketten aldigim bilgisayar (4gb hafizasi vardi, oldugunde butun hd’sini bir dvd’ye yazip elime vermislerdi!), bir toshiba, ve son 3 yildir kullandigim dell.  Birkac ay once bir de netbook almistim toshiba, o da fasulyeden.  Hep pc iste.

Butun bu yillar boyunca ben sadik PC kullanicisi takilirken Apple aldi basini gitti tabii.  Ilk basta su lolipop gibi renklere sahip mac laptoplar cikti.  Boyle hani midye kabugu gibiydiler neredeyse.  Tamam genclere sirin mirin gelebilirdi ama benim bilgisyara gore bayagi hantaldilar onlar.  Oeh dedim.  Bu arada bulundugum okulun (Amerika’daki okul) bilgisayar labinda macler de vardi, arada PCler dolu olunca onlara oturmak zorunda kaliyordum ama bir turlu o isletim sisteminin mantigini anlayamiyordum.  Bir email bakmak icin kirk takla atiyormus gibi hissediyordum.  Her seferinde Windows icin tanriya sukrederek kalkiyordum Macin basindan.  Apple ve Mac genclerin gonullerini ve okul cantalarini fethetmeye devam ediyordu, dizaynlar giderek daha $ik olmaya baslamisti, cok “designer” duruyorlardi.  Dogrusu ilk noname laptopum oldugunde yeni laptop bakarken Mac alsam mi diye ciddi dusundum, hep daha “stabil” oldugunu soyluyorlardi cunku (Gerci ben me ve vista devrelerine denk gelmedigim icin 93/95 ve XP ile gayet mutluy(d)um. Hele XP das gibi).  Hala karar verememisken bir gun labdeyim,  sozlukten print screen yapip -o zamanlar var olan s.c.r.e.e.n’e yollayacaktim.  Alamadim ulan screenshot’u!!!  PC’de bir dugmeye basip yaptigim seyi mac’te beceremedim.  Bir yolu vardir elbet, ama ben onu o an bulamadim.  Dedim, budur.  Benim bir de Macte ne nasil yapilir diye deli divane olacak vaktim yok, ugrasamam dedim ve toshiba’mi ismarladim hemen!

Tabii diger yandan da ipod cilginligi baslamisti.  Ipod shuffle vardi ilk, bir ciklet paketi buyuklugunde aman dizayn harikasi falan diye abartildi, lakin o noktada shuffle kadar ince, narin ve seksi olmasa da kapasite ve fonksiyon acisindan onu katlayacak urunler vardi (en azindan ekrani olup calan seyin ne oldugunu gosteren!).  Iste sahip oldugum ilk Apple urunu bir shuffle’di, onu da para verip almadim, bankanin teki hesap actim diye hediye etti.  Itunes’un gerzek bir program olmasi ve sync olayinin sacmaligi yuzunden pek randiman alamadim shuffle’dan.  Belki itunes gerzek degildir ve sync aslinda sacma degildir ama windows’da ve uygulamalarinda her bir seyi istedigi gibi ayarlayabilen ben bu itunes ve shuffle sync olayini bir turlu cozemedim.  Sorun sendedir diyorsaniz itiraz etmem ama bilgisayar aptali bir insan oldugumu asla kabul etmem.  Mac/apple urunu aptaliyim belki, bilemem.

Macler ve ipod gibi Apple urunleri bir prestij ogesi olmaya basladikca iyice gicik olmaya basladim.  Sirf daha havali gorunmek icin cebindeki baska marka mp3calarina beyaz/gri ipod kulakligi takmak gibi sacma seyler yapanlar turedi, oyle bir seckinlik, farklilik ifadesi oldu bu urunler.  Gel gor ki, ne seckinligi yavrum, sokaktaki muzik dinleyen 10 kisiden en az 7-8i ipoddan dinliyor muzigini!?!  Yani sirf daha sirin ya da daha guzel gorunuyor diye, sirf “imaj”i var diye ayni isi goren mp3 calar veya bilgisayarlar duruken niye Apple urunlerine para dokelim ki?  Sony Vaio icin de ayni sey.

Iste te ortaokuldayken baslayan bilgisayar/teknolojik urun maceram, 90larin ilk yillarinda baslayan “gercek” bilgisayar kullaniciligim hep Macten uzak oldu.  Bu yaza kadar.  Bu yaz -o noktada nisanlim ve mustakbel kocam olan- kocam ile yeni telefon almaya karar verdik.  Oyle telefonlarimiz en son model olmak zorunda insanlarindan degiliz, o noktada 2-3 senedir kullanmakta oldugumuz ve artik elimizde parcalanmaya baslamis telefonlarimizi gorseniz anlardiniz.  E almisken bir smartphone alalim dedik, ozellikle o siralarda yapacagimiz road-triplerde faydali olacagini dusunduk.  Benim gonlum android’li telefonlarda ya da palm-pre’deydi ama onlar da “yanlis” telefon sirketleriyle anlasmaliydi (soyle diyeyim, o sirketlerin 3g kapsaminda degildim, anca edge).  Ya tee yeni yili bekleyecektim palm-pre adam gibi bir sirket tarafindan da verildigi zaman almak icin, ya da adam gibi sirketler ne veriyorsa ona bakacaktim.  Blackberry hic dusunmedim (bilmiyorum neden), nokia’nin duzgun smartphone modelleri ise bir iphone’la tam yarisacak durumda degildi (en sonuncusu yakalamis galiba).  Bir de kocam olacak genc iphone olsun deyince “e iyi bari” dedim.  Kocam olacak genc tabii bayagidir itouch kullaniyordu, Apple’in agina dusmustu, ve hatta o noktada “dur yeni isime baslayinca macbookpro alicam” diye hayaller de kurmaktaydi.  Sunu da soylemeliyim ki kendisinin igrenc bir HP+Vista deneyimi oldu, illallah etmisti (ozellikle HPden), benim bilgisayarlarimda oyle sorun olsa elimi kolumu baglayan ben de alternatif arardim herhalde.  Bu yaz edindigim iphone 3gs ile artik ben de bir Apple insani oldum.

iphone’dan genelde memnun olmakla ve pek cok fonksiyonundan, applerinden falan yararlansam da gicik eden seyler de yok degil.  Mesela blootooth olayi.  Benim bu son degil, ondan once (yani yillaar once) kullandigim kiytirik nokia telefonumda bile bluetooth veya IR ile bilgisayardan dosya zirt pirt indirmece vardi.  iphone’da bluetooth ile ancak kulaklik vs. iletisimi oluyor, bilgisayarla iletisim icin ille o kabloyu takip itunes’u acmak zorundasin.  Iste gicik itunes kendisini zorla hayatima soktu tekrar anlayacaginiz.  Hala ipod/muzik olayi konusunda sorunum yok degil.  Ha: ringtone.  En kiytirik telefonlara bile istedigin mp3yi bilmemneyi ringtone yapabiliyorsun.  iphone’da ozel ringtone olmasi gerekiyor!  itunes store’dan parasini verip aldigin mp3 (ya da formati her neyse) sarkiyi ringtone yapiveremiyorsun.  Niye, bu engelin mantigi nedir hicbir fikrim yok (copyright vs. olaylari var ama apple’in kendi urunlerinin format ve paylasabilme kisitlari araciligiyla empoze ettigi daha farkli bir copyright anlayisi var!  Benim de hic hosuma gitmiyor, korsan ruhlu oldugumdan degil, mantigina akil sir erdiremememden.)

Apple ile asil hayal kirikligim ise iphone’umun “zombie mode” ismi verilen sorunu yasatmasi sonrasinda oldu.  Birincisi, aman cok stabil cok saglam denen Apple isletim sistemi sicmisti iste (bir benimki degil, aratin bakin zombie mode diye neler cikiyor).  Forumlardan falan baktim, neymis niye oluyormus cozumu neymis.  Millet bir takim cozumler onermis ama hic biri de surekli olmuyormus cozumlerin.  Ve iste Cupertino, CA’ya pis bakislar firlatma sebebi:  apple’a bu konuda sikayette bulunan, cozum isteyenler duz duvara konusuyorlarmis.  Apple gidin sim cardinizi degistirin diyerek topu ATT’ye atiyormus, ki sorun kesinlikle cellular sirketiyle alakali degil orasi belli.  Ben de sirf kaydi olsun diye aradim elemanlari.  Sonra kendi kendine gecti, ya da bir daha tekrar etmedi diyelim (ama her an tekrar basgostermeyecegi anlamina gelmiyor bu).   Apple’a bu duyarsizligi, sattim mali ne haliniz varsa gorun tavri nedeniyle yine gicik oldum.

Bu sirada departman bana yeni bir bilgisayar icin para verdi.  Dell’im hala calisiyor, pek bir sorun yok ama yaslandigini da belli ediyor (arada oksuruyor diyelim ehehe).  Bu arada benim bey macbook pro’sunu almis, birkac aydir kendisiyle buyuk ask yasamaktaydi, kiskanmiyor olusum tamamen benim genisligim, baska hangi kadin olsa kirirdi o proyu.  Neyse, ben de hazir kendi cebimden cikmiyor parasi diyerek bir macbook pro aldim.    Bu da bahsi gecen arkadastan girilen ilk giri.

Gec oldu, uykum geldi, kedim “ya yataga gidelim artik” huzursuzlugu icinde.  Asil konumuz olan macbook pro hakkinda soyleyeceklerim de yarina kalsin.  Of cok gevezeyim ya, sadede gelmem bu kadar mi surer ya, kol kadar yazi oldu yine 😦

Cinsiyetci Profili: Sukru Kizilot

Feci gicik oldugum bir sey cinsiyetcilik/sexism.  Cok cesitli sekillerde vucut bulabiliyor bu kavram, o yuzden simdilik tanimini bir kenara birakip “Tanimlayamam ama gordugumde bu cinsiyetcilik iste diyebilirim” diyecegim.  Blog actik yaziyoruz madem, gundelik hayatta   karsilastigim cinsiyetcilik orneklerini de aktarayim.  Aslinda ne zamandir yazmak istedigim bir “Sears’daki cinsiyetci mudur” var, Amerika’da bu kadar aleni bir cinsiyetcilikle ilk defa karsilastigim icin hem sinir olup hem de saskinlik yasamistim.  Ama onceligi Sukru Kizilot kapti.

Sukru Kizilot bir Hurriyet yazari, kendisini dune kadar hic okumamistim.  Vergi vs. konularda yaziyor ve benim ilgi alanim degil pek bu konu.  Dun yazarlar ve yazi basliklarina goz gezdiriken baktim “TUIK ve komik” diye bir baslik gordum.  TUIK -yani Turkiye Istatistik Kurumu/eski Devlet Istatistik Enstitusu- ilgi alanima giriyor, merak ettim neymis diye.  Actim, TUIKcilerin KDV oranini bilmediklerini anlatan bir yazi.  Ama kosenin cok kisa bir kismini bu olusturuyor.  Pazar gunu yazisi diye herhalde, kosenin gerisini baslikta “komik” diye ozetlenen seyler dolduruyor.  Bunlar 1 cumlelik espriler ya da fikralar (hic birini komik bulmadigimi pesin pesin ifade edeyim).  Okuyorum okuyorum, arada okuduklarima inanamiyorum.  Hurriyet gazetesi’nde cok sacma ve gereksiz ve beceriksiz kose yazari var, kose yazilarindan beklentim o yuzden cok yuksek degil.  Lakin, bu yazidaki “komik”ler direk “Yuh!” dedirtti.  Ne cinsiyetci herifmissin sen Sukru Kizilot!  Klavyenden cikani gozun goruyor, kulagin duyuyor, beynin algiliyor mu?  Baktim, eleman profesor muymus neymis, vergi uzerine ders veriyormus.  Adam olamamissin dedikleri bu olsa gerek.  Oku et ama kadinlar hakkinda sacma sapan genellemelere dayali bayagi esprileri gazete kosesine koymaktan imtina edecek kadar suursuz ol.  Hele bunun kabul edilmez oldugu su devirde.  Ha istedigini yazar, dusunce ozgurlugu vs., ama bunu yaziyorsa ben de ona seksist derim gayet rahat.

Ilk sunu gorunce “Nasil yani?” dedim:

Şu işe bak

Çiçek saksıda.
Balık fanusta.
Kuş kafeste.
Su pet şişede.
Anne işte.
Çocuk kreşte.

Babababaaba.  Kadinlar ve annelik gorevleri hakkinda verilen mesaja bak.  Baligin nehirde/denizde, kusun gokyuzunde/dalda, suyun pinarda olmasi dogal, yani “natural order of things.”  Ayni sekilde annenin evde, cocugun da anasinin dizinin dibinde olmasi gerekiyor, dogal ve dogru olan bu.  Modern hayat baligi fanusa, kusu kafese, suyu siseye koydu, dogal duzeni altust etti, kadinlar ise gidip bebelerini krese birakiyor.  Var ya, su kadinlar, annelik ve ev hayati uzerine zrilyon yazi yazildi, neyi tekrar edeyim?  Babanin iste olmasi niye sorun edilmiyor?  Kadinlar cocuklari tek basina mi yapiyorlar ki is hayatlarindan ya da ev disindaki hayatlarindan feragat etmesi gerekenler onlar oluyor.  Baslarim boyle dogal duzene!  Sukru bey biraz modern hayata ve bu hayattaki kadinin yerine ayak uydursun.  Cocugunu krese gondermeye kiyamiyorsa da evde oturup kendi baksin.

Eşiniz sakız gibi mi

– Eşinizle, çiğnediğiniz sakız arasındaki benzerliğin farkında mısınız?
– Nasıl yani?
– Nasıl olacak, ikisi de başlangıçta çok tatlıdır. Daha sonra tatları gider ve şekilsizleşirler.

Tansiyon ve stres farkı

Eşiniz hamile kaldığında, tansiyonunuz, sekreteriniz hamile kaldığında stresiniz artar.

Ne zannetmiş

BİR önceki geceyi meyhanede beraber geçiren iki arkadaş konuşuyorlardı:
– Dün gece sizin eve hırsız girmiş ha?
– Evet, ama hırsızı hastaneye kaldırmışlar.
– Deme yahu neden?
– Karım, hırsızı ben sanmış.

Ardarda uc cinsiyetci ve cok kotu espri.  Ozellikle ilk ikisinde tekrar kadinin “ureme” fonksiyonlarina takilmis.  Hani kadinin anne olup evde oturmasi dogal duzen ya, iste anne olmak ve butun sorumlulugun basina yikilmasi kadinlari degistiriyor.  Fiziksel olarak degistiriyor annelik: kilo aliniyor, memeler sarkiyor, dogum catlaklari vs. oluyor (herkes Ebru Salli degil, o sismanlarin cirkin oldugunu iddia ediyor, kadinlar sisman degil sen cirpisin Ebru!).  Cocuk ve ev sorumluluklarinin altinda -esinden yardim goremeyince- ezilen ve kendine bakmayi, iliskisine heyecan katmayi ihmal eden kadin sonra eskimis sakiz gibi tatsiz ve sekilsiz olarak nitelendiriliyor.  E yapma cocuk o zaman, tatli tatli cigne karini?  Yemiyo di mi? Doner istiyorum ama donmesin istiyorum.

Bu karisinin ve sekreterinin hamileliklerinden bahseden espriyi anlamadim, sekreter adamdan mi hamile kaliyor noluyor?  Ama ozunde olay ayni: kadin hamile ve derdi adama dusuyor.  E madem tansiyon yapiyor dollemeyeydin kadinin yumurtalarini?  Kendi kendine mi hamile kaliyor bu kadin?  Hem hamile birak, hem de sonra sikayet et, bu ne bicim is?  Diyelim ki sekreter kendi esinden hamile kaldi, patronla alakasi yok. Bunun patrona dert olmasi medeni toplumlarda illegal!  Cocuk dogurmak isteyen kadina hicbir is arkadasi ya da ustu gik diyemez, diyememeli.  Hala 9 ay karninda bir canli besleyebiliyor diye kadin calisani baska bir yaratik olarak dusunmek, bu devirde?

Ben kucukken vardi gazetelerde bir stereotip, elinde merdane koca dovmek icin firsat kollayan, saclari bigudili, uzerinde bir sabahlik ayaginda terlikle dolasan sisko ev kadini.  Tamamen bati menseli bir stereotip bu, Turk kadininda erkegi ezebilme, dovebilme, fiziksel siddet uygulayabilme imkani cok cok ufak bir azinligin elinde oldugu icin boyle bir stereotipin olusmasini saglayacak kadar yaygin degil.  Pek cok “kaynana” esprisi de bati menselidir bu arada.  Neyse, diyecegim o ki, kadini ya domestik kole ya da fiziksel siddet egilimli tiran olarak gosteriyor bu zirvalar.  Ortasi, “normal”i yok.  Iste bu zirvalara prim verdigi, onlari komik bulup bir de kosesine tasidigi, bunlari dusuncesizce kamuya yayarak varolan sacma stereotip ve hatali cinsiyet rollerini pekistirdigi ve butun bunlari yaparken “ben n’apiyorum ya?” diye bir gidim dusunmedigi icin yaftaliyorum: Sukru Kizilot cinsiyetcidir, kendisine (gereksiz latifelerine) ceki duzen vermedikce de oyle kalacaktir.

Halloween… booooooo…

12 yildir Amerika’da yasiyorum (ve “Amerika diil ABD bi kere!” diye kasan bir insan evladi degilim).  Bunca yildir, ogrenciyiz ve saireyiz butce elvermediginden kisa bir sure haric hep apartman dairelerinde yasadim.  Ve hatta universitenin ogrencilere sagladigi dairelerdi cogu, yani komsularim da benim gibi ogrencilerdi, ortalikta coluk cocuk yoktu.  Bu sene ise bir ilk yasiyorum, cunku ilk defa bir ev sahibiyim ve suburbia dunyasinin bir ferdiyim.  Ah suburbia, sen nelere kadirsin…

Eve tasindiktan sonra bir sure bir “bahce” sorunum oldu, bunu sonra anlatirim.  Burada soylemem gereken su ki, komsularimin hic birini tanimamama ragmen bahce sorunum omuzlarima dunyanin yuku gibi bindi o soruna el atana kadar.  “Homeowners’ Association” denen sey bizim mahallede yok, o yuzden kimse gelip de “su bahceni bir adam et” demedi ama etraftaki komsularin sararmis cimlerim ve bakimsiz palmiyelerim yuzunden benim eve bakip bakip “cik cik cik” dediklerini hayal ediyor, eve girip cikarken komsulara gorunsem “Ay ne beceriksiz hatun!” diyen ters bakislara maruz kalacagimdan korkuyordum.  Tamam, biraz abartmis olabilirim ama var oyle bir “mahalle baskisi.”

Gelelim Halloween’e.  Dedim ya 12 yildir buradayim diye.  1 kere kostum giyip Halloween partisine katilmisligim yoktu, ve coluk cocuksuz ortamlarda oturdugum icin kapima “trick or treat”e (yani seker bayramindaki gibi seker/cikolata toplamaya) gelecek kimse olmadi.  Ama biliyorum ki bu sene kapim calinacak.  Iki opsiyon var: ya gelecekler icin hazirlik yapilacak, Halloween ruhuna burunulecek, ya da o gece isiklar kapatilip karanlikta oturulacak, cocuklugumda elektriklerin kesildigi gecelerde yaptiklarimiz yadedilecek.  (Simdi dusundum de, o aksam mumlari yakip, kuveti doldurup, muzigi-sarabi ayarlayip dinlendirici bir banyo keyfi yapmak da var -banyo arka tarafa bakiyor zira, mum isigi yansimaz disari.  Ama bu keyfi 4 saat boyunca yapamam, sikilirim, arti su sogur, sicak tutacagim diye yapacagim su israfini kabul edemem.)

Aslinda, aman be baslarim suburbiasina da conformitysine de diye olayi protesto etmek niyetindeydim, dogruya dogru.  Ama bir kucuk kiz cocugu yuzunden ya herro ya merro deyip Halloween bocugunu icime kacirdim.  Bahsi gecen bucur, benim yakinlarda oturan arkadaslarimin kizi.  Turk bir anne-babanin cocugu olup da nasil olabiliyor bilmiyorum ama cilginlarca alerjik bir cocuk.  Kendisinin alerji hikayelerini sonra anlatirim, burada konumuzla baglantili kismini anlatayim.  Cok cok seye alerjisi var, o yuzden oyle sekerler cukulatalar ve saireler yiyemiyor.  O yuzden de prensesti ve saireydi kostumunu giyip kapi kapi dolassa da sunulan seker ve cukulatalara dogrusu elini bile suremiyor.

Annesi yiyebildigi bir marka cukulata bulmustu gecen sene (bu nasil bir nimet onlar icin tahmin edemezsiniz).  Ben de yakinda oturuyor sayilirim.  Bana gelin siz trick or treat’e dedim, o cukulatalardan alip onu verecegim.  Cocukcagiz bir evden de bir sey alsin ve yiyebilsin yani.  Bu sebepten evimin bir trick or treat duragi olacagi, evde yok numarasi yapilmayacagi belli oldu.  E ama simdi millet gelecekse kapima, oyun degisiyor.

Kapima cocuk gelecekse en azindan seker/cukulata almaliyim.  Bir aydan fazladir her turlu marketin ozel bolumunde bu olay icin sekerler cukulatalar dag gibi yigilmis sergilenmekteydi (bugun baktim o ozel bolumlerde Halloween malzemeleri yerini yavas yavas Sukran Gunu malzemelerine birakiyor, ondan sonra Noel/Yeni yil gelecek, sonra Paskalya, sonra Bagimsizlik gunu, sonra… sonra… hic bitmiyor bu).  Bizim kiz icin bir de kiliga gireyim demistim, uygun etegim oldugu icin ve o “Esmeralda”yi sevdigi icin hadi cingene kizi olayim dedim.  Sonra marketten bir buyuk, 4 minik kabak aldim.  Sonra bugun cukulata vs. almaya gitmisken “orumcek agi” aldim.

Evet orumcek agi satiliyor.  Normalde igrendigim bu seyi para verip aldim.  Ha gercek ag degil tabii, sentetik incecik iplerden olusan bir sey.  Bir de “yalanci kabak” aldim, oydum yuz goz yaptim, icine koymak icin LED isikli yalanci mum aldim, aldim oglu aldim.  (Bunlarin hepsi cok ucuz seyler yalniz, ozellikle de Halloween’den birkac gun onceye kaldigi icin alisveris bayagi indirimli aldim ehehe).  Demin bu orumcek agimsi maddeyi evin on tarafindaki minik palmiye ve cali/cicek turu bitkilere gecirdim (bugun gunduz bayagi ruzgar vardi, umarim 31ine kadar ruzgar muzgar olmaz).  Bence hic fena olmadi.

Neyse bizim minik alerjik icin ozel cukulatalardan aldim ama onlari ayrica bir paketlemem lazim ki diger cukulatalarla temasi minimize edelim.  Yani cocukcagiz diger cukulatalarin oldugu kaptan alsin cukulatasini ama riske girmesin.

Ha diyecegim o ki… Benim kadar bu Halloween’i onemsemeyen, benim kadar “ulan sirf seker satmak icin bayram uydurmuslar, Allahsiz Hershey’s, pickurusu Mars, hinogluhin Nestle” falan diye saydiran birisi bile Halloween moduna girdi iste.  Amerika’da ev aldiktan sonra Amerika artik iyice evim oldu anlayacaginiz.  Umarim cok cocuk gelir, o cukulatalar bitmez de kalirsa got/gobek baglayacagim, obez olup bir gercek Amerikali boyutlarina ulasacagim diye korkuyorum.  “Mahalleye Halloween geldi!” falan derken Desperate Housewives oldu cikti hayatim anasini satayim.

Alin size foto

behind the cobweborumcek aglarihalloween cilginligi

Misafir ol gel bana

Borekler acayim sana ama n’olursun misafirligin adab-i muaseretinden bihaber olma.

Ben birisine misafir gittigimde gittigim yer cok samimi oldugum insanlarin evleri olsa da bir tedirginlik duyuyorum, ozellikle de yatili kaliyorsam.  Herkesin evinin duzeni farkli ve yakinlariniz da olsalar onlarla ayni evde uzun sure yasamadan o duzeni tam bilemiyorsunuz.  Evin duzeninden farkli olarak ev sahiplerinin kisilikleri de onemli, bazilari umursamaz olur digerleri ise sahiplenici veya kontrolcu.  Ama bazi seyler var ki, misafirliginizi bildiginiz surece sabit, benim tedirginlik sebebim de genelde bu sinirlarin icinde kaldigimdan emin olma cabasi.

Ben sahsen biraz kontrol manyagi bir insanim, boyleyim yani, istesem de degistiremem.  Her sey istedigim gibi olsun istiyorum, buna uygun planliyorum kendimi.  Tabii hersey insanin istedigi veya planladigi gibi gitmiyor hayatta, bunlara karsi hazirliyorum kendimi ama evim sozkonusu olunca durum biraz farkli.  Zaten evcil bir insanim ve evimde kendime ait duzenim icinde rahat ediyorum.  Misafir olarak gelip de bu duzenin icinde pit diye kendine bir yer bulup yapboz parcasi gibi oturuveren olunca gayet guzel oluyor (misafire yer var yani benim ev duzeninde).  Ama iste bu sinirlar zorlaninca kendi evimde rahat edemiyorum ve gicik oluyorum.  Misafire bik bik edemiyorsun tabii, o yuzden de gelip buraya ic dokmek kaliyor.

Iste bazi basit kurallar (simdi aklima geleni yazayim, sonra ekleme yaparim aklima geldikce):

– Giderken arkanizda bir sey birakmayin.  Kendi esyalarinizi unutmanizdan bahsetmiyorum ama onlari da unutmasaniz iyi olur, cunku unutunca sonra ev sahibi onlari size ulastirmakla ugrasiyor bir de.  Asil bahsettigim copler.  Kaldiginiz yerde masalarin sehpalarin komidinlerin uzerinde sumuklu mendillerinizi, yerlerde bavulunuza yerlestirdiginiz alisverislerin torbalarini birakip gitmeyin.  Kampcilikta gecerli olan kural “buldugun gibi birak”i dustur edinin.  Bir fazlaliginiz var ve ne yapacaginizi bilemiyor musunuz?  Sorun ev sahibine.  Eger isine yarayacaksa kaldirir, yaramayacaksa atar.  Ev sahipleri misafir gidince bir temizlik haliyle yapiyorlar, carsaf yikama vs., ama kimse sizin geride kalmis kirli donlarinizla, sumuklu mendillerinizle ugrasmak zorunda kalmamali.  Hele hele yataktan kirik temizlemek zorunda hic kalmamali.  Yatakta atistirma ve ickili alem yapma gibi bohem zevklerinizi bir zahmet kendi evinize saklayin, size verilen yatagi sadece yatak olarak kullanin.

—Buraya alakali bir maddeyi uzerine basarak eklemek isterim.  Sakin ha sakin saclarinizi ve vucut killarinizi kaldiginiz evde birakmayin.  Yani dusen her sacin veya kilin farkinda olamazsiniz tabii ama mesela dustan cikarken dusta sac/kil birakmayin; saclariniz uzunsa ortaliga dokulmemesi icin toplayin atkuyrugu veya topuzla da guzel goruneceginize emin olabilirsiniz; soyle bir yere bakin, eger dokulmus saclariniz yarim santim kalinliginda hali olusturma yolunda ilerliyorlarsa egilip toplayip cope atin.  Baska birisinin sacini kilini toplamak kadar mide bulandirici bir sey olamaz (kusmugunu temizlemek haric).

– Bir isin ucundan tutun.  Ev sahipliginin, misafir agirlamanin adi ustunde agirlama tarafi var.  Yani ev sahibi sizi rahat ettirmek icin hizmetlenir normalde.  Ama sonucta kimse sizin babanizin usagi degil (babanizin maasli usagi varsa da ona misafirlige gitmezsiniz diye dusunuyorum).  Beklediginiz hizmetlenmenin dozajini ona gore ayarlayin, ozellikle uzun sureli yatili misafirliklerde.  Arti, bir isin ucundan tutmayi teklif edin.  Ev sahibi buna izin vermeyebilir, olur olur.  Ama siz “su bardaklari da yikayivereyim” derseniz bir sey kaybetmezsiniz.  Ben mesela yardim etmek isteyip ev sahibinin isine burnunu sokar, evi cok sahiplenir bir moda girmek istemeyip boyle lonk diye kalakalan bir insanim.  Isin kolay yolunu ev sahibi bir is yaparken civarinda (ama ayak altinda degil) durup, ben bulasmiyorum ama bir sey lazimsa lutfen soyle yapayim diye acikca sorarak buldum.  Bazen de bakiyorum ev sahibi yetisemiyor, dur suna ben bakayim diye atliyorum.  Biraz Amerikanvari bu, Turkler direk girisiyor.  Ama ben sahsen ben istemeden, bana sorulmadan isime (ozellikle mutfagima) burun sokulmasini cok sevmiyorum.

Ha, ev sahibi sizden bir is yapmanizi mi istedi.  O zaman da bir zahmet yalapsap yapmayin, dikkatle ve ozenle yapin. Bardaklari yikamayi teklif eden misafire izin verip sonra bardaklarda her turlu lekenin hala durdugunu gorup tekrar yikamak zorunda kalmak cok heyecanli degil.  Hem gereksiz su harcaniyor, hem de bardaklarin temiz oldugunu varsayip kendinizi ona gore ayarladiginizda tekrar yikanmalari gerektigini farkedince baska seyler aksayabiliyor o yuzden.

– Ortaligi karistirmayin, hele hele yatak odasi gibi ozel yerlere, banyolarin dolaplarinin iclerine dadanmayin.  Ne bulmayi umuyorsunuz ki?  Bir sey lazimsa isteyin kendiniz orayi burayi kurcalayacaginiza.  Ev sahibi “karnin acsa doyur, buzdolabi senin” dediyse doyur kendini ama yine de aklini kullan.  Hic acilmamis bir paket varsa, ilk acan misafir olmamalidir bence.  Sor en azindan, burada soyle bir sarap var, acalim mi? de, su peynir paketini acalim mi? de.  Ev sahibinin kendisine saklamak isteyebilecegi seyler olabilir, bunlari dusunmek lazim.

-Cok yayilma.  Bazi misafirlige gittigin evlerde “misafir odasi” olabilir, orasi kaldigin surece sana tahsis edilir, kapiyi kapatirsin cikinca.  Bu yayilmama kurali o odalar icin bile gecerli ama asil misafirler icin calisma odasina, oturma odasina yatak serildigi durumlarda onemli.   O odalarin calisma/oturma odasi olduklarini unutma, sabah kalkinca yatagini yorganini topla katla esyalarini verilen askiya as ya da valizinin icinde tut.  Isgalci kuvvet gibi davranma, evi/odayi kisisellestirmeye calisma.  Misafir banyosu yoksa, temizlik malzemeleri ve dis fircani gotur, kullan ve geri getir, banyoda birakma.  Ha ev sahibi esyalarini birakabilecegini soyler belki, o zaman birak ama banyodaki tezgahi/dolabi isgal etme, bir koseyle yetin (Porno sitesi ararken bloguma gelenler yuzunden kullandigim kelimeyi degistirmek zorunda kaldim aylar sonra, turkce karakter azizligi).

– Birisine haber verip misafirlige/oturmaya gittiginizde o aksami (veya kararlastirilmis zaman dilimini) size ayirmasini beklemeniz dogal.  Bu bir sosyal aktivite, misafirlik sosyallesme vs.  Eleman “sen otur ben bi alisverise gidip geleyim” diyorsa “e gelecegimi biliyordu, niye alisverisini onceden yapmadi, ben ne yapayim kendi basima burada?” demeniz mumkun (istisnalar olabilir).  Ama yatili misafirseniz ev sahiplerinizin 7×24 sizinle ilgilenmesini bekleyemezsiniz.  Elemanlarin gunluk hayatta yapmalari gereken seyler vardir, onlari tamamen birakip hep sizinle gezip muhabbet etmeleri mumkun olmayabilir.  En basitinden ise gitmeyip sizi gezdirmelerini isteyemezsiniz mesela.  Bunun bir otesi de kendi kafanizdan plan degistirmeyin.  Mesela misafiri oldugunuz kisiyle aksam is cikisinda bulusup disarida yemek yiyip sonra eve beraber donmeyi planladiysaniz is cikisina 1 saat kala “ay ben alisverisimi bitiremedim, sen eve git ben sonra gelirim” demeyin.  O zavalli da aksam sizinle yemek yiyecek diye plan yapmistir, baska planlari iptal etmistir vs..  Acil durumlar tabii ki istisna da sizin keyfiniz acil durum sayilmiyor bunu bilin.  Ev sahibiniz sizin soforunuz de degil, cok gezmeniz gerekiyorsa ve elemanin isi var/vakti yoksa bir araba kiralayin, otobuse binin.  Ha eleman sizi gitmek istediginiz yerlere goturmeyi teklif etti mi, o zaman siz onun planlarina/vakit kisitlarina tabisiniz, o sizin keyfinize degil, bunu unutmayin.

– to be continued.

–  iste yeni madde: ev sahibinizin ev hayvanlarina ve cocuklarina nasil davranilmasini istediginden emin degilseniz bulasmayin.  Bazi hayvanlar (mesela kedim) asiri ilgiden, kucaga alinmaktan falan rahatsiz oluyorlar.  Yabancilari veya sizi sevmek zorunda degiller.  Baktiniz yabaniler, birakin kendi hallerinde takilsinlar.  Zorla kendinizi onlara empoze edip gunun gerisini huysuz ve mutsuz bir hayvanla veya cingar cikaran bir cocukla gecirmek istemezsiniz siz de herhalde.  Evin huzurunu bozmayin bosuna, karsiliksiz sevgi gosterilerinden imtina edin.

Cheers Darlin’

Damien Rice sarkisi var hani, Cheers darlin’.  Serefine sevgilim, senin ve sevgilinin diyor.  Yani “nikahina beni cagir sevgilim, istersen sahidin olurum senin”in bire bir ingilizce versiyonu, biraz da “gelin olmus gidiyorsun bana veda ediyorsun sakin aglama diyorsun aglamamak elde degi”” .  Hah, iste ben de tam o yuzden yazamadim ilk yazidan sonra.  Gecen hafta bugun evlendim ben, 1 haftalik taze gelinim yani.  Dugunu de evde yaptigimiz icin misafir agirlama, ve parti sonrasi evi eski haline cevirme, ve bu arada yigilan isleri dagdansa tepe boyutlarina indirme cabasi derken iki satir yazamadim.

Bloglarda “ay ne zamandir yazamadim” diye girizgah yapilmasina da gicik oluyorum aslen ama olayin haber niteligi var simdi kabul edin.  Arti, bu evlilik vs. olaylar yuzunden bayagi malzeme birikti, bozdurup bozdurup harcarim (yani yazarim) herhalde.  Ama korkmayin, cinderella sendromuna girmis evleniyorum/evlendim diye kafayi yemis degilim.  Hatta bizim olayimiz ufacik tefecik bir kutlama olsa da bayagi ugrastirdigi icin bu bahislerden fazlasiyla sikilmis durumdayim, bir sure deginmesem daha iyi.

Neyse iste bizim minik dugunden iki gun sonra havaalanindan donuyordum, Damien Rice’in O cd’sini koydum.  Bu sarki calmaya basladiginda -basinda kadeh cingirtilari falan vardir bilen bilir- ehe ehe dedim.  Acaba  ben evlendim diye kahrolan, bu haberi duyunca gozyaslarina bogulan, verem olan, ah keske diyen biri var midir diye gecirdim aklimdan, ama biliyorum tabii cevabi hayir.  Yani gizli gizli aglayan biri varsa da kendi sorunu, farkinda bile degilmisim ne yapabilirmisim degil mi yani (ki oyle biri olma ihtimaline max. 3% diyecegim, o da 0’in etrafindaki istatistiki hata payi). Megaloman da sadist de degilim ama ne bileyim enteresan geliyor birisinin kendisi artik elden kacmis oldugu icin deli divane olmasi fikri.  Iki saniye kendimi eglendirdim bu fikirle.  Ama sunu da ekleyeyim:  Benim oyle arkamdan kendini alkole verecek bir “kirigim” yok ama olsa da son ana kadar umidini kaybetmemeler, zavalliligin sinirlarini zorlayan mesajlar atmalar ne can sikici olurdu dusunsene?.  Neydi Levent Yuksel’in askli gururlu bir sarkisi vardi, hatirlayamadim simdi.  Hah, sagolsun google, “Yeter ki onursuz olmasin ask”.  Bence de olmasin.

Neyse, bu dugun dernek ve olmayan kiriklar bahsini kapatayim da yeni konulara yelken acayim.

Yaz yaz yaz bir kenara

Ajda Pekkan’i yanlis anlamisim ben, “yaz butun sozlerimi” diyormus, sozlerini anlamisim.  O yuzden bir blog acma ihtiyaci hissettim.  Kulliyen yalan.  Dogrusu soyle olacak: yazasim var.  Daha baska bir sebep var mi ki blog acmak icin?  Yazasim hep oldu da farkli mecralarda yazdim bayagidir.  Eskiden gunluk yazardim, klasik anlamda.  Sonra blog olusturdum bir iki tane, o zamanlar wordpress falan yoktu, blogger’i da google satin almamisti ve saire.  Bloglari devam ettiremedim, cunku nedense sacmaliyor buluyordum kendimi.  Kimse okuyor muydu  okumuyor muydu onu bile bilmiyordum ama iki satir blog yazayim diye oturunca nedense basliyordum kasmaya.  Sonradan da yazilar cok fazla kasilmaya sebep oldugu icin yazmaktan vazgeciyordum.  Asil hoslanarak, eglenerek yazmayi Ek$i Sozluk’te yaptim.  Ama onunla olan uzun soluklu askimiz da bir yerde nihayetine yolaldigini hissettirdi, sebepler muhtelif.  Simdi yazacak baska bir yer ariyorum, bir de bunu deneyeyim dedim.  “WordPress’te kasmayacak misin blogger/blogspot’ta kastigin gibi?” diye soracak olursaniz, cevabim bilmiyorum.  Zaten niye boyle bir soru sorasiniz ki, nerden bileyim yani.  Gorecegiz!

Simdi benim bir huyum var, basladim mi kaptirip gidiyorum.  Bu bahsettigim bloglardan birine hala yaziyorum aslinda, o biraz daha isimle alakali, ciddimsi bir blog.  Seyrek yaziyorum ama bir basladim mi na boyle kol kadar bir yazi oluyor.  Biraz da yazmaya baslayinca kol kadar bir sey yazmaya kalkacagimi bildigim icin seyrek yaziyorum.  Buradaki hedefim, kisa kisa, twitter’dan hallice yazilar yazmak ama daha sik yazmak.  Bakalim becerebilecek miyim?  Ilk seferden herkes bahisleri “beceremeyeceksin!”e yatirmasin diye kesiyorum burada.  Ciao kuzucuklar, nerede yasiyor ve yasatiliyorsaniz.

(Eger bunu okuyorsan (evet, sen!), cok secilmis bir kimsesin ona emin ol, cunku ihtimal o ki, senden baska kimse okumuyor.  Reklam etmiyorum blogu zira, ne gerek var?  Okuyorsan sana “kiymetlimissss” diye gollumvari yaklasimlarda bulunabilirim.  Sizden sene gecisin sancili surecini silip attim bile, ne diyosun!)