Simdi Istanbul’da Olmak?

Hello! Baban kellooo!  Diyarbakir’li cocuklarin turistlere ve dahi turist sandiklari yerlilere hitabiyla sevimli bir acilis yapmaya calistim, oldu mu? Hehe.

Karisik hisler ve dusunceler icindeyim, tam nereden baslayacagimi bilemiyorum, hmm, en iyisi buraya nereden geldigimle baslayayim.  Simdi efenim, su anda bir Cumartesi oglenin az gecmis bir sonrasi. Hava kapali, yagmur yagmasa da ortalik islak ve sogukca.  Kocambey haftasonu maftasonu bilmiyor, sabahin bir koru kalkti okula gitti. Caliskan cocuk.  Workshoplari var da.  Sozde oglen bitecekti ve o da eve gelecekti ve ben umuyordum ki bir seyler yeriz ve haftalik alisverisimizi yapariz.  Bu yuzdendir ki 10 gibi uyandigimda (ve “yuh, bu saate kadar nasil uyudum?” diye sasirdigimda) “aman yalniz yalniz ne sikici” diyerek kahvalti hazirlamadim, agzima bir seyler attim, cayimi icip icip internetlerde surttum, bir seyler izledim.  Kocamkisisi gelecek de beraber yemek yiyecegiz diye (bir de itiraf ediyorum ki tembelligimden) bir sey hazirlayip yemedim de bu saate kadar. Gidip gelip bir seyler atistiriyorum ancak.  Hala gelmedi herif, aramadi da. Tahminim workshop’u sonlandirdilar ama “hadi bir oglen yemegi yiyelim kendi yolumuza gitmeden once” dediler ve elemanlarin yemekleri cok uzun suruyor (iki gundur aksam yemeklerine katilan yavrucak gece 10dan once gelemedi eve).  Benim kocamzavallicigi ile oglen yemegi yeme planlarim yavas yavas suya dusuyordu eve gelmedigi her dakika, ama karnimi umitle doyurup bekliyorum hala.

Iste bu ahval ve seraitte, hala internetlerde geziniyordum.  “Biraz NYTimes bakalim” dedim, “kulturlenelim, gunluk elitizm dozajimizi alalim bir sey olsun.”  Baktim ettim, su Haiti’den White Man’s Burden’a tas cikartacak sekilde cocuk kacirmaya kalkan Idaho’lu kilise kackinlarinin hikayesinde son perde ve saire haber okudum.  Sonra baktim, Tokyo’daki noodlecularla ilgili bir haber, Travel bolumunde.  Acim ya, actim okudum. Ve bu arada tabii “noodle istiyorum huleaynnnn!” moduna girdim.  Ki noodle cok da sevdigim bir sey degildir.  Uygur usulu lagman (ismi cince low mein’den geliyor seklinde bir inancim var) yedigimde cok hosuma gitmisti, ama sonra Amerika’da cesitli ortamlarda yedigim “noodle”lardan cok da zevk almadim nedense.  Uni’deyken kampuse yakin bir noodle’ci vardi, arkadaslar pek seviyorlardi, “hadi yemege gidelim, nereye gidelim?” deyince ilk soylenen yer oluyordu, vetolarim yuzunden beni afaroz edeceklerdi.  Ama iste, aclik sen nelere kadirsin.  Soyle sebzeli mebzeli bir noodle corbasi olsa, sarolop surolop sesler cikararaktan yesem…  Bu dusuncelerle bulundugumuz sehirde noodle’ci var mi diye bakmaya koyuldum.

Internetlere gore bir japon noodle’cisi var buralarda bir yerlerde ama biraz “phantom noodleci” sanki, yani arayinca ismi cikiyor ama bir web sayfasi yok, yelp’te yer almiyor, oyle “sehrimizin restoranlari” listelerinde cikiyor bazi bazi.  “‘Internette yoksa yoktur aga!’ mi demeli acaba?” (duble tirnak kullanimi nasil ama?) dedim, icimde derin celiskiler yasadim.  Acim tamam mi, oyle var mi yok mu dusunecegime, yelp’te bunu ararken gozume takilan baska yerlere dogru actim yelkenleri dagildim gittim.  Mesela civarda bir taco’cu cok guzel yorumlar almis, birden benim midem, yolu mideden gecen gonlum, aklim, fikrim direk “Tacooooo!” diye inler oldu.  Meksika yemeklerini cok severiz ailecek (kediden emin degilim gerci), bulundugumuz yerlerde sevdigimiz, margaritalariyla olsun enchiladalariyla olsun gonlumuzu celmis bir meksika restoranimiz olsun isteriz.  Bulunsun ki devamli oraya gidelim (Bu arada civarda iki tane boyle guzel restoran olmasi kotu oluyor, o mu bu mu diye helak oluyor arkadas gruplari: Celia’s vs. P.A. Sol ikilemlerini az yasamadik!!!)  Burada iki restoran denedik ama acikcasi gonlum pek celinmis degil.  Anlatilanlardan bu mekanin cok otantik, ozune bagli oldugu soyleniyordu (sakatatli tacolar her yerde bulunmuyor zira, Amerikalilara yonelik olmadigi belli sakatatlarin).

(Ac parantez: kocamefendi aradi, korktugum gibi yemek yemisler, ve saire ve saire, planlarim su anda suya dusmus durumda.  Birazdan gelecek ve cikacagiz. Hazirlanayim ben, cikmadan yazabildigimi yazayim, sonra yazinin gerisini donunce yazarim artik.: Kapa parantez)

Neyse iste, tacocu heyo derken, bir de baktim ki tapas’ci varmis, sangria tapas falan derken aklima Ispanya’dayken yedigim super seyler geldi, bir an kendimden gectim (yine).  Amerika’nin ufacik bu sehrinde bir tapas restorani olmasi guzel tabii de hic o gercek Ispanyol tadlarini bulacagimi zannetmiyorum.  Yine de gidip bir denemeye deger bence, ustelik pahali olmasina ragmen.  Murekkep balikli kalamar, paella, Allah’im sana geliyorum!!!

Baktim olacak gibi degil, kapattim yelp’i.  NYTimes’a geri dondum, travel sayfalarindayim.  Sabah facebook’ta arkadaslardan birinin post ettigi, internet surtmelerimin ilk saatinde baktigim 36 saatte Istanbul yazisi “en cok email ile yollanan haber” listesinde 1 numeroydu.  Yarebbim biz Turklerin etnosantrikligi ve internette tiklama ustaligi beni oldurecek!  Bak yeminlen, dunya bittikten, hepimiz gittikten sonra buraya gelen uzaylilar ufak tefek seylerden insanoglunu tanimaya calisirsa eger, “Turk denen bir tur varmis, bunlar internet denen ortamda klikleme sampiyonlariymis, bu konuda efsanelermis, Time100’den beri boyleymis” diye gecirecekler kayitlarina.

Oradan tekrar baktim Travel sayfalarinda Istanbul hakkinda cikmis yazilara.  Istanbul restoranlari uzerine bir sayfa vardi, millet (okuyucular) kendi yorumlarini onerilerini yaziyor.  Bir de “save or splurge” diye ayri bir yazi, Istanbul’un tadini para saca saca ya da kuruslari saya saya cikarmak icin oneriler.  Su slideshow da uzerine dikilmis tuy.  Bunlari okudukca, fotograflara baktikca, “Vay anam vay, neler donmus Serhat ya!” demekten kendimi alamadim.  Su bahsedilen mekanlarin bir kismini duymuslugum, coguna da gitmisligim yok zira.  Simdi Istanbul’da olmak vardi anasini satiyim gurbetci Turkler olarak sik ettigimiz laflardan ama iste birden iskillendim, “ulan, hangi Istanbul?”  Haaaaaaaah, sadede geldim, kocambey de geldi, kactim, devami birkac saat sonra.  CilginSapkaci save eder ve kacar!

Saatleeeer sonra geri dondum.  Artik ac degilim, bu tacocuyu denedik hemen.  Hatta deneyelim nasilmis diye margarita istedim, kucuk boy isteyince adam eliyle “Su kadarcik o boy” diye kahve fincani hadi olmad cay bardagi boyu gosterdi ve ekledi “bir buyugunden alin isterseniz.”  E iyi madem dedik, gelen margarita ufagindan bir surahi boyunda bardakta geldi, bir bira bardagindan kesinlikle daha buyuktu bardak.  Taco maco derken doymus bulundum, o acinasi acligim gecti!  Simdi devam edeyim bu icime dert olan Istanbul muhabbetine.

Hemen Ada’dan baslayayim hatta.  Istanbul’da gecirilecek 36 saate aksam 5te Ada’da icilecek bir Turk kahvesiyle baslanmasi onerilmis.  Ba-ba-ba-ba, Ada’ya gidip kahve icecen!  Ada eskiden cok guzel bir kitapciydi, mutlaka giderdim, ozellikle alt kattaki sosyal bilimler kitaplari kismi iyiceneydi.  Ne zaman basladi bu donusum, ne zaman bitti ben bilemiyorum ama Ada simdi bir cafe olmus.  Kenarda cok kisitli bir yere (kitapliklardan bir duvar ve onun civarindaki tezgah diyebiliriz) kitaplari yigmislar, paravanla ayrilmis bu bolumden gayrisi cafe.  Alt kat ne oldu bilmiyorum, girilmiyordu galiba, atmiyim simdi ama hatirladigim kitap koleksiyonunun 3 kategoriden olustugu: bestsellerlar, klasik edebiyattan bir demet (en populerler), Istanbul ile ilgili turistlere yonelik kitaplar.  Iste benim eski halini ozleyip yeni haline “iyyy” dedigim bu mekan, o yeni hali ile NYTimeslarda tavsiye ediliyor. Tey tey tey.

Sonra iste gece mekanlari kismi var.  Simdi itiraf etmeliyim ki “Hocamamacalismadigimizyerdensormussunuzzzz!”  Gece hayati canli bir insan olmadim hic, oyle mekan mekan gezip alemlere akmisligim yoktur.  Aksam cikinca da Nevizade ve saire, ya da Babylon’da Kemanci’da bir performans vardir izlemek istedigimiz ona.  O 360 derece manzarali mekanlar, MaykilDaglis’in bogazin maviligine dalip “Off, aldik kendimizden genc das gibi hatunu, nasil tatmin edicez, kus da kalkmaz oldu” diye dertlendigi Ulus bilmemkac bar/restoranlar tamamen kapsama alanim disinda kalmis.  “Ya niye ki?” diye sordum kendime.  Elin turisti gelip bu ortamlara akarken ben niye yabanci kalmisim?  Cevabim birkac turlu: 1. Dedigim gibi cok gece kusu degilim: neden degilim apayri bir soru ama ozenmedigimi soyleyebilirim. 2. Zengin degilim: Girisine, girdikten sonra yemegine/icmesine hayvani paralar odenecek mekana gitmek beni rahatsiz eder.  Cimrilikse cimrilik, tipatip ayni ickiye (1 sise bira ya da 1 kutu kola diyelim) 3-5 kati para vermek icimi cizlatir.  Ha, o parayi ickiye degil ortama oduyorsundur aslinda, ambiyansa vs., ama iste zevk almadigim bir ortama niye para vereyim?  Piyasa falan yapma niyetim de yoksa? Di mi yani? 3. Cevrem de gitmiyor:  Kendi basima sap gibi “hadi bir de bilmemnereyi deneyeyim” diye disari cikmiyorum Istanbul’da olunca, arkadaslarla anlasip program yapiliyor.  Hic de “hadi suraya” (sura=bahsi gecen ciks mekanlar) diyen arkadasim yok ne yapayim?  Bir arkadasim var, sik gorustuklerim icinde bu tur “in” ortamlarla en hasir nesir olani, onunla yakinlastim bu club havalarina, ama dibine vuramadim.  Hani onune geleni de almiyorlar ya bu mekanlara, gidersem kesin kapida kalirim, hahaha. (Bu arada Uni’den bazi arkadaslarim var, o zamanlar super samimi olmadigim simdi de pek gorusmedigim kisiler, onlarla takilsam belki bu satirlari yazmiyor olurdum).  Neyse ozetle: Klupler ve gece hayati konusunda bir yandan “ulan elin turisti bikbikbik, biz de sozde Istanbul’da bikbikbik” etsem de, “Istanbul’da 36 saatin var” deseler gidecegim yer oralar olmaz.  Benim Istanbul’um bu degil!

Gelgelelim, restoranlar konusunda durum tamamen farkli.  Is yemeye mideye gelince biraz gozumun dondugu dogru.  Oradaki sorun su: sinirli bir sure icin Istanbul’a gidiyorum, e annecigim de guzelim yemekleri pisirip pisirip onume dosuyor.  Hatta jetlagli halde su boregi yemek bir gelenek oldu bende, hehehe.  E durum boyleyken restoranlara cok isim dusmuyor.  Atiyorum, cigkoftenin lahmacunun hasi bizim evde yapiliyor, disarlarda aramaya gerek yok.  Yine de gittikce uzaklardayken aserip de yapamadigimiz/bulamadigimiz seyleri yemeye calisiyoruz. Bir doner, bir iskender, bir midye tava bu kategorinin olmazsa olmazlarindan.  Onlari da iste denk geldigi yerde yiyoruz, genelde Istiklal civarinda.  E ama bakiyorsun bu Istanbul Restoranlari listesine, millet saymis dokmus uzadikca uzamis, ve ben bu restoranlarin cok cok azina gitmisim, buyuk kismini duymamisim bile.  Iste bu ayip!  Ha restoranlar boyle kodamanlara yonelik tuzlu $$$$ mekanlar olsa yine “zengin degil cimriyim”e baglayacagim ama ille de oyle ciks mekanlar degil bahsedilenler.  Bu niye benim Istanbul’um degil huleayn?

Hatirlarsaniz Turk Mutfagi baslikli yazimda Istanbul’a gelip orda burda yemekleri goturup bizi ekran karsisinda kendisine kufrettiren elemanin programindan bahsetmistim. Sonunda da “Istanbul’a gidicem, liste yapicam, onu da yiycem bunu da yiycem” diyerek “Fistik benim olucak, binicem ustune vurucam kirbaci vurucam kirbaci!” diyen SISKO Nuri’ye bir adim daha yakinlasmistim.  Iste, su yazilari okudukca yine ayni hislerle doldum tastim.  Su restorana da gidicem bu restorana da gidicem diye kendimden gecer oldum.  Sadece restoranlar da degil, atiyorum SantralIst’i gormedim hic, kultur baskentinde biraz da kultur’e bulanalim gitmisken.  Ne bileyim, Amsterdam’a Madrid’e Londra’ya gidince ille bir sanat muzesi geziyoruz, Istanbul’da niye bu tur sanatsal faaliyetimiz olmasin?

Ama sonra dusunuyorum: Ya ama bunlar turistik aktiviteler, biz Istanbul’da oturuyoruz ki, orasi ev. Sonra tabii dank ediyor kafaya hemen.  Yok cicim, sen de turistsin Istanbul’da, anan baban orada oturuyor ama sen 3 haftalik sipsak goruyorsun anca, ona gore davransan belki travel eklerinde onu bunu gorunce “a sunu da yemistim, a bunu da gormustum” diye hatirlar sevinirsin “niye gormedim niye yemedim” diye hayiflanacagina.  Evet, bu seneki Istanbul maceramda minimum mecburi miktarda domestik takilmaya karar verdim iyicene, kendimi turistlige vuracagim. Annem bu durumdan pek memnun olmayabilir ama napalim artik.

Gerci yine de bir tedirginlik yok degil. Bu turist arkadaslarin dizim dizim listeledigi restoranlar oyle matah yerler olsa Istanbul’lu arkadaslarim niye oralara gitmiyor?  Acaba benim boyle “Ay acaba nasil kiii?  Bahsedildikleri kadar guzeller mi kiii?” diye burada dellenmemin musebbibleri acaba Turkiye’ye, Istanbul’a, Turk mutfagina cok yabanci turistlerin cehaletleri yuzunden gereginden fazla etkilenip gereginden fazla ovdukleri yerler olmasin (aynen surada bahsettigim sey)?  Yani Istanbul’un yerlileri ile turistlerinin yasadiklari “Istanbul” cok farkli Istanbul’lar olabilir mi?  Atiyorum, turistler icin Istanbul’daki merkez Sultanahmet ama ben Istanbul’da yasadigim yillar boyunca cok cok az kere gittim Sultanahmet’e, cogu da gelen yabanci arkadaslari gezdirmek icin.  Gitsem mesela Sultanahmet’e, Konyali’da yemem gider kofte yerim.  Kurufasulye pilav’i Konyali’da ne yiyeyim, gider Cerrahpasa’nin oradakilerde yerim (oyyy canim istedi simdi k.fasulye-pilav).  Ozetle: tamam turist gibi gidiyoruz memlekete, ama lonely planet’la sehir gezecek turist de degiliz beyav, kendi ulkemiz kendi Istanbul’umuz orasi.

Neyse iste, daha vakit var.  Istanbul’a gidene kadar bu icimdeki celiskileri bir rayina oturtabilecegime inaniyorum.  Kesin bir liste olacak elimde, o %100.  Ama listeye ne girecek, ne giremeyecek onu gorecegiz.  Simdilik “yine hasta olup evde mahsur kalmayayim” diye dilemekle basliyorum!  Bir noktada “Benim Istanbul’um” listesini de paylasirim elbet.  Simdilik kesin olan: Simdi Istanbul’da olmak vardi anasini satayim denilince ilk akla gelenin aile, es, dost ve akabinde iskender/doner/midye uclusu oldugu.  Allah’in turisti “eewww” diye burun kivirip midyeciklerimi bahse deger bulmuyor diye gozardi edecek degilim.

Boyle iste: NYTimes travel eki, seviyorum seni ama arada cekememezlikten gicik oldugumu da inkar edemem.  Bu arada1: Ben burada Istanbul’da yiyeceklerime hasretle aserirken Eksi Sozluk’te Burger King soslarina 25kurus istiyor diye kendilerini parcalayan gencleri gormek yuregimi tarif etilmez sekillerde burkuyor, bouhu bouhu. Bu arada2: Oneriler olursa yorumlar kismina sira sira dizin arkadaslar, turistlerin onerilerinden daha onceligi olacagi kesin.  Hatta blogu okuyan 3-5 kisinin cogunun da benim gibi gurbetci olduguna aldirmadan anket yapmis olayim: Istanbul’a gelince nereye gideyim, ne yiyeyim?

Reklamlar

8 thoughts on “Simdi Istanbul’da Olmak?

  1. Kadıköy Çiya’da şevketi bostan yemeği ye, kalırsa tugo al bana da getir. Menüsü internette var çarşaf çarşaf. Gerçi benimki tam türk damak zevki değil, çok güvenme…

  2. Beni de biliyorsun, bu yeme-icme konularinda cehaletim icler acisi. Ama senin listeni gormeyi iple cekiyorum. Insallah oradaki yerlerden bir kismina beraber gitme imkanimiz da olur 🙂

  3. Ciya bildigim ve her gittigimde bir ugramaya calistigim bir yer Anican. Hatta bir keresinde Pelinlerle gitmistik ve pisirdigim (senin de yedigin) enginar dolmasi nasil oluyormus orda yiyerek gordum ilk. Orasiyla ilgili sorunum, gidince ne yiyecegimi sasirmam, sevketi bostana baktim, sanirim yememisim. Bence ciya 3-5 cesit yemekten birer kasik birer kasik tadimlik alabilecegin bir duzen gelistirsin, salata bari gibi. Her seyden tatmak istiyor insan cunku.

    Pelin, bu yaz ne aralar gitmeyi dusunuyorsunuz Tr’a? Denk gelir miyiz acaba? Listeden bir seylere beraberce check atmak guzel olurdu!

    • Su an cok belirsiz tarihler bende cilgin sapkacim! Aslinda o ise de bir el atsam iyi olacak. Senin belli mi yolculuk ne zaman? Bir ihtimal Haziran’da olabilirim vatanda, dur bakalim! Tabii ki cok guzel olur listeye birlikte centik atmak, iple cekiyorum simdiden

  4. Merhaba

    İstiridye balıkçısı , çok bilinen ismiyle tarihi karaköy balıkçısında çorba ve kağıtta levrek.

    Fatih kadınlar pazarında büryan.
    Mekanın salaşlığı rahatsız etmeyecekse uğur , biraz adamakıllı biryer olsun derseniz o caddede gözünüze hoş görünen herhangi bir mekan.

    Üsküdar doğancılarda Müsahipzade Celal Sahnesi yanında Yaşar Bafra Pidecisinde önce çorba sonra kıymasız karışık pide. Mutlaka çorba içilmeli ve mutlaka kıymasız karışık pide yenmeli.

    Çiya söylenmiş.

    Arnavutköydeki balıkçı adem baba.

    Şimdilik bunları söylemiş olayım , vaktim oldukça yazarım 🙂

  5. Oh oh! Iste budur! Hayatta da bilemeyecegim yerler bunlar, cok sagol Yunus. Bourdain efendiye kapak olsun, gide gide Kale’ye Cicek Pasaji’na gitti. Bir de Arnavutkoy’de bir kofteci vardi, Ali baba miydi neydi, universitedeyken giderdik, onu da hatirladim simdi. Devami varsa kesinlikle bekliyorum, tekrar sagol!

  6. Geri bildirim: Sweet corn cake takvimlerle arami yapsin « Sapkadan Cikan Tavsanlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s