Oh, Canada!

Bu aksam kis olimpiyatlarinin acilis toreni var, takip ediyorsaniz bu sene Kanada’nin batisindaki British Columbia eyaletinde, Vancouver sehrinde yapildigini biliyorsunuzdur. Gerci bunu yazarken bir an supheye dustum. Vancouver’da di mi?  Ben o kadar ilgisizim ki bu olimpiyat islerine, oradan buradan kulagima calinani yazdim, hataliysam ara.  Neyse iste, ben de bu vesileyle size bir Kanada hikayemi anlatmak istiyorum, lakin adetim oldugu uzere bir girizgah da yapacagim sadede gelmeden once.

Oncelikle sunu soyleyeyim: Bu haftasonu, ortaligi yine karlarin goturmesi riskine ragmen ormana gidiyoruz.  Amerika’nin sevdigim yanlarindan biri de bu, doga ile basbasa olmak icin cesit cesit imkan var.  Ben daha once es durumundan kamp olayina girmistim, bu seferki daha konfor duskunu bir dogayla bulusma olacak.  Bir parkta kabin kiralamis kocambeyin is yerinden arkadaslari, 5 kisi gidip keyifler keka yayilip, cumartesi gunduz doga yuruyusleri yapip, pazar donecegiz.  Cadir ve kabin arasinda dag kadar fark var tabii.  Neyse iste, biz iki Turk disindaki elemanlardan ikisi de Kanadali.  Aman Kanadali canim Kanadali.  Bana soylenmese hayatta da anlamazdim Kanadali olduklarini, bildigin Amerikali derdim.  Bunu yaz bir kenara, Anglofon Kanadalilar midwestli Amerikalilar gibi, bu cepte.

Iste bugun sabahtan hazirliklari yaptik, malzemelerimiz, yiyeceklerimiz (buna da bi degineyim asagida), ve sairemizi topladik, kedimizin iki gun bizsiz idare etmesi icin ortamini hazirladik ve ofise yola koyulduk.  Ogleden sonra buradan yola cikacagiz cunku.  Yolda gelirken de haber dinliyoruz, kocambey Amerikan halk radyosunun Kanada’daki olimpiyatlarla hafif dalga gecer bir sekilde haberi verdigini dusundu (“Kanada’da kis olimpiyatlari basliyor ama Manhattan’da daha fazla kar var” dediydi teyzem, ehehe).  Bunun uzerine iste Kanadalilar Amerikalilar konusurken benim aklima yine bu yaz sonu yasadigim komedi geldi.

Bayagidir Amerika’dayim ama hic Kanada’ya gitmemistim (hos henuz New York sehrini de gormus degilim). Derken bizim konferansin Kanada’nin Anglofon/Ingilizce konusulan bir bolgesinde yer alan Toronto sehrinde olmasini firsat bilerek gitmis, gormus oldum bu sehri.  Amerika’da yasal olarak yasayanlarin bir kismina vize ihtiyaci da yok, o yuzden vize pesinde perisan olmadan elimi kolumu sallaya sallaya girip cikmak guzel oldu.  Arti, liseden bir arkadasim o civarda yasiyor, liseden mezun oldugumuzdan beri neredeyse hic gorusmemistik, onunla gorusme, evlerinde misafir olma imkani oldu, cok super oldu.

Kanada’nin bu Anglofon bolgesi beni biraz ikileme dusurdu.  Bu arada Anglofon Anglofon diye uzerine basiyorum, cunku bu soylediklerim/soyleyeceklerim cok buyuk bir ihtimalle Frankofon/Fransizca konusulan bolgeler icin gecerli degil.  Oralar bir ayri dunyaymis, ayrica gidip bir gormek gerekiyor.  Ben yakin bir zamanda Ingiltere/Londra’ya da gitmistim.  Cok ilginc gelmisti dogrusu, keske daha fazla kalabilseydim demistim.  Bir zamanlarin kocaman (+somurgeci) imparatorlugunun merkezi sozkonusu olan ve bu her kosesine sinmis, ilginc bulmamam mumkun degil.  Kanada da malum bu British commonwealth’in (Turkcesi ne ola ki?) bir parcasi hala bir sekilde, vatandas olunca Kralice’ye baglilik yemini ediyorlar, paralarinin ismi Kanada dolari ama ustunde Kralice’nin resmi, o yoksa taci/sembolu var.

Toronto’da o “Ingiliz”ligi, o Londra havalarini hissetmemek mumkun degil.  Hem sasirtici hem de hos, insanin hosuna gidiyor vallahi.  Ingiliz/Londra havalari derken neyi kastettigimi anlatmam mumkun degil ama malesef.  Ufak tefek detaylar, insanlarin davranislarindaki minik cagrisimlar, Toronto sehrinin genel yapisi, yesilligi.  Kultur ve onun cevreye yansimasi diyeyim genel olarak.  Almanya’da Turk mahallesi’ne gidildiginde (ben gitmedim) herhalde benim Kanada’daki Ingiltere cagrisimlari gibi seyler hissediliyordur.

Ama iste Toronto ve civari deyince is Ingiltere’yi cagristirmakla bitmiyor, ayni zamanda bir tur Amerika oralar.  Yani Amerika’ya dair pek cok sey sinirin otesine de sizmis, yerlesmis.  Atiyorum, yolun kenarindaki Home Depot vs. dukkanlar, atiyorum her turlu markalar.  Ha Turkiye de kucuk Amerika olacak diye bir suru Amerikan magazasi, markasi bulunabiliniyor Turkiye’de ama bu daha farkli.  Sanki aslinda orasi Amerika’ymis da ustune Ingiliz yagmuru yagmis gibi, nasil anlatacagimi sasirdim.  Bir ara justin.tv gibi ortamlarda LOST izliyordum (ben pasifik zamanindayim, 3-4 saat oradaki yayini beklemek yerine acip dogu zamanindaki yayinin stream edilmisini izliyordum) ve o zaman izledigim Kanada tvsinden yayin oldugunda arada cikan reklamlar da boyle hissettirmisti.  Amerikan tv’lerindeki reklamlar gibi, ama bi’ degisik.  Netice itibariyle, Toronto’da gozlemledigim, yasadigim bu Amerika-Ingiltere kirmasi haller hem eglendirmis, hem de ilgimi cekmisti.

Oradayken benim arkadaslar falan Kanadalilarin kendilerini Amerika’dan ayristirma konusunda cok hassas olduklarini soylemislerdi, ama etrafimda hic de oyle bir sey gormedigim icin yanlis gozlemlediler herhalde dedim.  Yani Amerika ile sorunlari varsa, “Biz Amerikali degiliz” diye bir dertleri varsa, o zaman Amerika’nin her seyini oyle alip Kanada’ya kondurmazlardi herhalde degil mi?  Konferans ortaminda pek Kanadali ile muhatap olmadim tabii, sehri gezip turistlik yaparken de.  Ama gider ayak anladim ki arkadaslarimin bir bildigi varmis.

Son gun artik, havaalanina gitmek icin servisi internetten ayarlamistim ama tasdik numarasi ile gidip bir de bilet alman gerekiyormus.  Bunu ancak servis otobusu geldiginde ogrendim, adam da telasa gerek yok, su penceredeki adama git o halleder dedi.  Gittim, dedim boyle boyle, bana bileti verir misiniz? O da “hay hay” dedi, “hangi terminalden ucacaksiniz?”  Haydaaa, bilmiyorum ki?  Gelirken direk Amerika’dan Continental havayollariyla (bir Amerikan sirketi!) Terminal 3’e (domestik/ic hatlar terminali) inmistim, buna sasirmistim hatta, donuste de oradan donuyordur diye “Terminal 3?” dedim.  Adam “nereye ucuyorsun?” diye sordu, ucagin uctugu, aktarma yapacagim Amerikan sehrinin ismini soyledim, Houston mu neydi.  Adam da “Uluslararasi terminaldir o zaman” dedi.  Ben “gelirken 3’e indim ama?” diye usteleyince adam beni can evimden vuran, o karsiliginda her turlu lafi yapistirmak isteyip saskinliktan lal kalip sonrasinda “Ulan soyle diyecektim ki!” diye kafanizda senaryosunu tekrar tekrar, yeniden yazdiginiz o ani yasatan lafi etti: “Burasi Amerika degil, Kanada’nin farkli bir ulke oldugunu biliyorsun degil mi?”  Bohu bohu 😦

Ulan kompleksli herif, bu lafi ettigin kisinin isi bu, sen kime ders veriyorsun?  Statehood, independence, sovereignty, supra ve trans versiyonlari dahil nationalism vs. kavramlari alir basina corap gibi orerim icinde bogulursun, sen kime masal anlatiyorsun?  Farkli ulke oldugunu biliyor muymusum!!!  Resmen hakaret bu bana be!  Onun otesinde bu kadar Amerika gibiyken Amerika degiliz diye yirtinmanin manasi nedir ki?  Ucagim Amerika’da bir ic hatlar terminalinden kalkip Toronto’da bir ic hatlar terminaline indi iste, Amerika ve Kanada havacilik/havalimanlari sistemi o kadar entegre olmus, “farkliiii” diye yirtinmanin bir alemi var mi?  Arti, isin en ironik yani, benim Amerikali bile olmamam, adamin algiladigi gibi bir sey ne soyledim ne ima ettim.  Yani adam bunu derken “Pis Amerikalilar, bizi 51. eyaletiniz saniyorsunuz arogansinizi alin da g.tunuze sokun” dercesine bir tavirla soyledi bana, bulmusken bir laf sokayim bari gibilerinden.  Abi, aksanimdan anlamadin mi, ben Amerikali degilim ve Amerikalilarin sahip oldugunu varsaydigin o seyler bende yok, Amerikalilara dair onyargilarin sirf Amerika’ya ucuyorum diye bana islememeli!

Neyse, netice itibariyle bindik servise, yollandik havaalanina.  Yolda otobusteki wirelessi kullanip internetlerde surttugum icin pek dusunmedim adamin bu lafini ve tavrini, ama icime bir yere oturmustu, onu da o oturdugu yerde hissediyordum malesef.  Boyle boyle gittik havaalanina, girdik check-in sirasina.  Kadin ucus kartlarini ve saireleri verdi, “Ileride solda gumrukten (customs) gecip ucus kapisina gidin” dedi.  Ben de “Ne gumrugu ya, herhalde yanlis anladim” dedim, gosterdigi tarafa gittim. Bekliyorum ki guvenlikten geceyim, ucus kapisina gideyim.  Gittim gittim, bakiyorum da etrafima, hic oyle x-rayli guvenlik kontrolumsu bir sey yok.  Amerika’ya tum ucuslar gibi bir yazi gordum, “ya herro ya merro” deyip daldim.  Eneeeee!  Birden kendimi Amerikan pasaport ve gumruk kontrolu bolgesinde buldum.

Hani Amerika’ya gelislerde ucaginizin indigi havaalaninda pasaport kontrolu sirasina girip, siraniz gelince bankolarda dizili gorevlilere dokumanlari, parmak izini bilmemneyi verip, elemanlar OKi verince de valizlerinizi almaya geciyorsunuz, ya.  Aynen o sistem.  Sanki Amerika’ya giris yapiyormusuz gibi siraya girdim, bildigin Amerikan hukumetinin is verdigi, Amerikan vatandasi, USCIS gorevlilerine Amerikan gocmenlik dokumanlarimizi verdim, bir iki soru cevapladim.  Sonra adam “Welcome home!” dedi, “Evinize hosgeldiniz!”

Iste bunu duydugum anda, o icimde bir yere oturmus olan “Kanada farkli bir ulke biliyorsun degil mi?” lafini pppuuuahahahahaah diye kusasim geldi.  Aahhhahahahahah hatta!  Yani o kompleksli herifi yakasindan tutup su pasaport kontrolune getirip Toronto’nun biricik havaalaninda Amerika’ya giris yaptirip, gorevlinin “Amerika’ya hosgeldiniz!” demesini duyunca suratinin alacagi renkleri gormek istedim.  Ha, Amerika ve Kanada yolculara kolaylik olsun diye (ve muhtemelen havayollarinin durtuklemeleriyle) boyle bir anlasmaya/duzenlemeye gitmisler, sirf havaalaninda Amerika’ya giris yaptim diye ikisi ayni ulke olmadi tabii.  Ama bu “jurisdiction” “sovereignty” vs. kavramlar da o kadar siyah beyaz degil.  Amerika ve Kanada arasindaki kultur de dahil pek cok alanda cok bariz entegrasyonu goz ardi edip bu iki ulkenin 100% birbirinden bagimsiz oldugunu da iddia etmek gulunc olur.  Milliyetci Kanadalilar istedikleri kadar inkar etsinler, gidince her sey ortada.  Ingiltere-Fransa-Amerika kirmasi bir milletiz ve bundan gurur duyuyoruz desinler olsun bitsin, aslini inkar eden haramzadedir.

Neyse, bu Kanada bahsini burada kapatayim.  Bitirip yollamadan once bir iki sey eklemek istiyorum.

Bir: Ben Amerika Amerika dedikce “Amerika degil ABD” diyen takintililardansaniz “Canim caniiimmm, vah vah!” der uzulurum sizin icin

Iki: Amerika’ya girislerde adamlar “Welcome home!” deyince bir hos hissediyorum.  Bunun sucunu ise Turkiye’ye girislerde kontrollerini yaparken “Dur bi yamugun ciksin su ekranda da agzina sicayim” dercesine pis pis bakan, pasaportu geri verirken neredeyse bir de suratima tukuruverecekler diye korktugum sevimsiz polis memurlarimiza atiyorum izninizle.  “Ya benim koken G.Dogu’da diye mi boyle acaba?” diye de dusunuyorum bazen, ama sonra “bunlar genelde suratsiz be!” diyorum.  Sizin deneyimler nasil giriste?  Sizlere sevimli, sen sakrak, hosgeldiniizzz! diyorlarsa yikarim ortaligi vallahi.  Asil “ev”im olan yerde boyle muamele, gocmen oldugum yerde “evine hosgeldin!”  Ev olarak ikincisini benimsemeyi hic zorlastirmiyor birincisi!

Uc: Asagida bahsedecegim dedigim yemek mevzulari.  Ya ben bu Kuzey Amerikalilari anlamiyorum.  Kanadalisi da Amerikalisi da asagi yukari ayni bu konuda.  Bireyselcilikten mi bilmiyorum.  Soyle simdi: Kabine gidecegiz ya, organizasyon yapiliyor.  Simdi ben detayci ve planci bir insanim, bu arkadaslarin “anal/anally retentive” tabir edecegi turden.  Bundan gurur duymuyorum, benimki de abarti tabii.  Ama iki kahvalti, iki ogle yemegi, iki aksam yemegi yenecek oradayken, ve etrafta market ney olmayacak (ormanin ortasi).  Yani yiyeceklerimizi yanimizda goturmemiz gerekiyor.  Biz daha onceden kampa giderken Turk arkadaslarla (hello Ani!) yiyecekleri, snackleri vs. incik cincik planlardik, cok da guzel yerdik Allah icin.  Buradaki plan aynen su sekilde oldu (Kanadalilar konusuyor):

-Aksam fajita yapariz, bir de ben corba yaparim.  Siz (biz) fajita malzemelerini alin.

-Benim sevgilim kahvesiz asla uyanamaz, kahve yapmamiz lazim, kahve getirelim.

– Tamam, ben getiririm, bira da getiririm.  Siz(biz) de bourbon getirin? Oglen icin de herkes sandvic yapsin.

Bu kadar.

Ya olur mu boyle ya?  Bizim cumbur cemaat gidilen piknikleri dusunun bir, boyle mi organize olunur?  Ne yapalim, bunlar boyle.  Gittik aldik fajita malzemelerini.  Tabii ki “kuru kuru mu yiyecegiz ayol?” diyerek guacomole malzemesi de aldik (kocambey guacomole masteridir soylemesi ayip, ben “guacomole cok kolay ki” diye nasil yapildigini gosterdigim gunden beri kendini asti).  Oglen icin sandvic malzemesi de alalim dedik, sonra “aman ne sandvici, ben pogaca yapiveririm, onlari yeriz, hem kahvaltiya hem oglene gider gerekirse” dedik.  Kamplarin olmazsa olmazi nutellamizi da aldik.  Aksam sarapla yeriz diye peynir-kraker de aldik.  Bunlari backpacking yapip sirtimizda tasimayacagimiz, arabanin bagajindan kabinin mutfagina tasiyacagimiz icin hic kendimizi tutmadik.  Buyrun bakin, pogacalarim idealden biraz esmerce olsa da gayet fistik gibiler.

E simdi yarin sabah kahvaltida ya da oglen “hadi herkes getirdigi yemegini cikarsin yesin” yapilinca ben de mis gibi pogacalarimi cikarinca “Aaa, o da neymis?” diye meraklanmayacaklar mi bunlar?  Ben de gayet de Turk bir sekilde “biri yer biri bakar kiyamet ondan kopar” diyerek “ay buyurmaz misiniz?” yapmayacak miyim? Sonunda da ac kalmayacak miyim?  Abi “potluck” denen bir kulturel ogeniz var, niye boyle oldu ki simdi, butun yemekleri ortak organize edivereydik.  Bakin yarin bir gun haberlerde “Amerika’da karda mahsur kalan Turk kizi soguktan degil acliktan olmus” diye haber okursaniz Hurriyet’te bilin ki o benim.  Yemegini paylasip ac kalmak kaderimde varsa cekerim, ama su anda endisesini de yasiyorum ne yapalim.

Yazdigim eklerin sayisini unuttum, uc mu oldu dort mu, hangisiyse iste, bu da son zaten:  Dun sabah bu mutfak alisverislerini yapmak icin Kroger’s a gittik (Kaliforniya’daki Safeway/Von’s gibi, Tr’daki migros gibi bir marketler zinciri).  Normalde haftasonu gittigimiz icin insan cok oluyor, bu sefer bayagi tenhaydi.  Dondurulmus gidalar reyonuna girdigimde farkettigim bir sey super hosuma gitti.  Bu buzluklarin lambalari kapaliydi, sensor koymuslar, ben girince o koridora yandilar.  Yaklastigim dolabin isiklari yaniyordu.  Etrafta insan yoksa da sonuk kaliyor.  Cok akillica bir elektrik tasarrufu yontemi, cevreye ve kisitli kaynaklara saygi ornegi.  Kroger’s a + puan veriyoruz, Aferin.

Ahanda cikiyormusuz artik!  Butun gun de hicbir is yapmadim, rezalet.  Neyse canim sagolsun, kar bastirir da erken donersem arayi kapatirim. Insallah masallah!  Herkese iyi haftasonlariiii! Ciao! (Kar yagmasin kar yagmasin).

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s