Kis oldum uzun uzun

Ayh, imdaaat!

Yav procrastination ayagina gelip iki kelime blog yazayim diyorum, teknoloji burnumdan getiriyor ya!  Aaaa…  Chrome ikinci bir emre kadar cezali, durup duruken niye cokmeye basladi hic anlayamadim ama bu yazdiklarimi bir kez daha kaybetmek istemiyorum!  Safari’ye gectim bir sureligine.

Biraz once yazip da kaybettigim paragrafta diyordum ki: Sevgili okur, su siralar bir sorunum var.  Sorunum bir nevi kabizlik.  Sindirim fonksiyonlarimda sorun yok sukur, daha cok mental kabizlik.  Bir makale var uzerinde calistigim, aslen yazilmis bitmis ama elden gecirmem, kicini basini toplamam gerekiyor.  Ama bir seyi sifirdan yazmak resmen yazilmis seyi elden gecirmekten, duzeltmekten daha kolay.  Yazdigin paragraflari silip atmak istemiyorsun oyle yapinca dokumanin daha iyi olacagini bilsen de.  Onlari yazarken ikindigim anlara acidigim icin olabilir, bilmiyorum.  Neyse iste, bu can sikici isten kacmak icin iki satir blog yazayim demistim ve isler gelismisti.

Bahsedecegim sey ise gecen haftasonu yaptigimiz gezi.  Kendimi astigimi soyleyebilirim!  Karlar kralicesi olmaya adayim artik ben de!

Soyle oldu: Orijinal plana gore Cuma aksami oraya varacak, Cumartesi gecesi de orada kalip Pazar gunu ogleden sonra geri donecektik.  Ama tepemizde dolasan bir kar laneti vardi, Cuma gunu guneyimizdeki eyaletlerde karlar duser ve anacak ismi olanlar aglarken yola cikmistik.  O karin bir noktada bizim bulundugumuz yerlere de ulasip yollari kapatmasi, bizi dagin basinda mahsur birakmasi isten bile degildi.  O yuzden Cumartesi ogleden sonra tipis tipis donelim biz en iyisi dedik.

Cuma gecesi kabine vardigimizda “hmm, iyiymis” dedik. Luks olmasa da guzel ve temiz bir kabindi, ustelik merkezi isitmasi vardi.  Isitma var ama yeterli degil o sogukta, daglara gelmisken bir ates yakalim dedik sominede.  Lakin saglanan odunlar nemliydi, nemli odun da bir turlu tutusmuyordu.  Gecenin ilerleyen saatlerinde diger iki kisi varip kuru odun getirene kadar ekipteki iki erkek eleman ufleyerek, yelleyerek bir ates yakmaya calistilar, pek olmadi.  Buradan alinacak ders: kurunun yaninda yas da yanmiyor anacigim, YAN-MI-YOOOORRRR!  Geldigimiz gibi yemeye ve icmeye basladik ama ne kadar kalacagimiz “havanin durumuna gore” belirlenecegi icin idareli mi yemeliyiz, her seyi yiyip bitirsek de olur mu demeliyiz bilemedik.  Orta karar takildik.

Ikinci gelen ekipte Kanadali kizimiz vardi, ama “Kanada super, Kanada’nin her seyi super, Amerika’ya ait guzel olan ne varsa da Kanada’li sayiveririm” gibi ucuk milliyetciligi (ki Amerikan karsitligina kayiyordu zaman zaman) kiz ictikce coskunlasti.  Ortamda da kendi sevgilisi disinda Amerikali yok bu arada ahaha.  Derken bir noktada beni soke eden bir ifsaat oldu.  Meger kizin babasi Amerikaliymis, annesi Kanadaliymis, arti kendisi ayni zamanda Amerika vatandasiymis! Oh la laaaaa!  Kendisine “Sirf liseyi Kanada’da okudugun ve formation surecini orada yasadigin icin Kanadali kimligin bu kadar baskin yavrim” demedim, diyemedim.  Hele “Kanada, Amerika yok pek bir farki” hic diyemedim, kafama sise, odun, gitar falan yeme riskini goze alamadim.

Gece cok usumedim, arkadasimizdan odunc aldigim uyku tulumu gayet soguk havalara uygunmus, mis gibi uyudum.  Ertesi sabah cabucak bir kahvalti edip (bak, cabucak diyorum, kabin olacak Turk ortami olacak, gor kahvalti kac saat suruyor.  Pek yakinda bu blogda!) durumlari ogrenmeye park gorevlisinin ofisine yollandik.  Iste kendimi asisim boyle gerceklesti.  Blogu takip ediyorsaniz, cesitli yazilardan biliyorsunuz ki ben soguk sevmem, ben usurum, ben usuyunce hic hos seyler olmaz.  Ozellikle el/ayaklarim ve kollarim usur.  Kendimi bildigim icin kat kat kat giyindim.  Annemin “basini sicak tut” ogutlerini ciddiye alip hem kulak sicak tutucu bandana, hem de onun ustune sapka taktim.  Gerektiginde agzimi burnumu kapatip yuzumu sicak tutmak icin kullandigim atkim da, eldivenlerim de tamdi.  Tek sorun bacaklar kaldi: bacaklardan cok usumuyorum, ama soyle bir ic don falan olsa fena olmayabilirdi. Ya da montum kicimi kapatacak uzunlukta olsaydi da iyi olabilirdi. Bir kot pantolonla dustum doga yollarina.

1 resim 1000 kelimeye bedeldir diyerek sectigim resimlerden bir video yaptim. Bu ilk video deneyimim oldugu icun sacma sapan bir sey oldu, altyazilar bazi karelerde okunmuyor ve saire.  Ama youtube linki asagida, izleyin, seyedin yani.  Muzigini de youtube’dan ayarladim, bu yorenin yerel muziklerine (country/bluegrass) benziyor, o acidan belki havaya sokar sizi.

Simdi efendim, fotograflara bakinca goreceksiniz ki sabah ve oglen yemeginden sonra yaptigimiz iki ayri yuruyuste kara ve buza doyduk.  Magaralar, kayalardan sarkan buzlar (icicle denen sey) inanilmazdi, cok ilgincti.  Sanki biraz Superman’in kriptondan evi vardi ya, onu andiriyordu buzlu magaralar.  Bunlari gormus olmaktan cok mesudum, bunlari gorurken biraz usumeme ragmen aci cekecek kadar usumedigim icin daha da mesudum.  Vaktiyle Aniyaanimlarla Mayis ayinda soyle bahar kampi diye yola cikip (pacalari cikip sort olan pantolon almistim, hava durumu beklentim hakkinda fikriniz olsun)  kar ve yagmurun altinda, ustelik de cadirda, kamp yaptigimiz gunleri andim, dogrusu oradaki perisanligimdan eser yoktu bu haftasonu.  O kampi da bir ara anlatayim, cok komikti.

Herhalde gun icinde yasadigim en komik/garip durum sabah yuruyusunden sonra kabine oglen yemegi icin dondugumuzde hissettiklerimdi.  Dedigim gibi, yuruyus sirasinda oyle cok usumedim, “amaniiiin, komsular yetisin, ayak parmaklarimi hissedemiyoooom, burnum yerinde duruyor mu huuuu?” durumlari yasamadim.  Kabine donerken piknik alaninin icinden geciyorduk ve bir cocuk parki gordum, sallandim ettim, eglendim.  Cocuklar gibi sendim.  Sonra kabine girdik, kat kat giysileri cikarttik.  Kot pantolonumun pacalari islanmis kara degmekten, onu cikarip kocambeyin polar pantolonunu giydim.  Ve o anda farkettim ki bacaklarim BUZZZZZ gibi.  Dokunuyorum ellerimle, sogukluguna inanamiyorum.  “Vay anasini beee, o kadar kic buyuttuk, butlarda yag biriktirdik yillardir, demek bir ise yariyormus” dedim.  Sonra kabinde isindikca butlarimin icinden yuzeyine, derisine dogru bir sicaklik yukseldi yavas yavas.  Hayatimda ilk defa boyle bir sey hissettigim icin ne oluyor anlamadim.  Bunun anatomik/psikolojik/bilimsel bir aciklamasi varsa da bilemem.  Bir 10 dakika falan surdu belki boyle.  Icten yanmali motor esprisi yapacak olursaniz bozusuruz.  Insan vucudu boyle, ben n’apayim?  Bu his 10 dakika surse de bacaklarimin normal sicakliga kavusmasi bir 1/2 saat surdu herhalde, sicak cay da iyi gelmistir.

Velhasili kelam, Cuma aksami yolda giderken “Aaaa, sunnnaa baaakkkk!” dedirten o buzlar, buz sarkitlari Cumartesi aksami geri donerken “Hmm, buz evet!” dedirtecek kadar normallesmisti.  Bu demek degil ki muhtesem veya ilginc degiller.  Bilmiyorum videodaki fotograflar iyi bir fikir verebilecekler mi ama bu buz sarkitlarinin etrafinda dolanmak, onlara dokunmak, dayanamayip koparip binbir saklabanlik yapmak superdi.  Suyun akis, damlayis tarzina gore degisik degisik buzlar olusuyor, bunlari gormeyi beklemiyordum, surprizli ve guzel oldu.

Usumeyi sevmiyorum, hala da sevmiyorum.  Ama ille de usuyeceksem, usumem farzsa, evde isitma sistemim bozuldugu icin degil dogada bir kis gunu kesif yuruyusu yaptigim icin usumeyi tercih ederim.  Basima bir sey gelmeyecekse usumeyi sevmiyorum.

Bir baska dag basi kabini hikayemizde bulusmak uzere esen kalin!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s