Kediyle yolculuk yapmak

Yine kedi yazisi, kedisevmezler ilk iki paragraftan sonra okumayi birakabilirler. O ilk iki paragrafta da biraz bik bik edeyim diyorum.

Blog yaziyorum ya burada?  Yok kedimle dogu kiyisindan bati kiyisina uctuk, yok bahcede cicek acmis ama ayrik otu yolarken solucan cikti, yok magaralarda surttum, yok Kanadalilar kimlik bunalimindalar falan.  Arada dusunuyorum, “Ulan boyle sunu yaptim bunu ettim diye yazmak biraz megalomanlik, hatta megalomallik mi?” diyorum.  Ama burada ne yaptigim konusunda suphem olmadigi icin iki saniyeden fazla surmuyor.  Kendim calip kendim oynuyorum, arkadaslarim da okuyor.  Arada bayagi bayagi enteresan arama sozcukleri kullanip google’dan gelenler oluyor ama onlar da cikan yaziyi okumadan bir daha donmemecesine gidiyorlardir.  Universite icin sehir degistirince lisedeki kankamla mektuplasirdik, uzuun uzuuun ne oldu ne yaptim anlatirdim (o zamanlar email yoktu, dinozor oldugumu bilmiyor miydiniz?).  Bunu da biraz onun modern versiyonu olarak goruyorum dogrusu.  Bir sekilde rastlayip gelen olursa da 5-6 saatlik ucak yolculuguna kediyle cikan insanlarin basina neler geliyor ogrenir, daha rahat bir yolculuk icin neler yapilmasi gerekiyor ders alir.

Gelelim sadede.  Gecen hafta gazetelerde orada burada gormussunuzdur haberi, Iclal Aydin gazetedeki kosesinde eski kocasina giydirmis kiskancliga girip.  Turkiye’de bir kadin kose yazari turu var, laylaylom yazarlar diyebiliriz.  Kisisel bloglarina yaziyormus gibi yaziyorlar, hatta dogrusu yazdiklarinda ogrenecek, ders alacak bir sey de olmuyor.  Ayse Arman bu turun prototipi diye dusunulebilir ama en azindan roportajlari var onun.  Diger “ornek”lerin roportajlari da yok.  Uzerlerine fazla gidemiyorum, cunku okumuyorum elemanlari boyle skandal yazilar yazip mansetlere cikmadikca.  Bu son Iclal vakasindan sonra burada blog yazdigim icin megalomal miyim falan diye sormam asla.  Bu megalomallarin yaninda benim iki gidim megalomanim varsa da esamesi okunmaz.  Sevgi pitircigi takil takil sonra da ulke capinda bir gazetede eski kocana giris kosende, en kisiselini oyle ifsa et.  (Ha ben normalde okumadigim halde okumadim mi hatunu? Okudum.  butun skandali muahahah diye okudum ama gazeteye para vermis olsam feci gicik olurdum bu ne lan diyerek.)

Neyse bik bik etme kismi bitti, yasasin kediler.

Aralik sonunda kedikizi da alip dogu kiyisina gitmistim.  Ucak yolculugu bekledigimden cok daha kolay olmustu yalniz basima olsam da.  Bizim hanim veterinere gidis ve gelislerde o 20 dakikalik yol boyunca mevv mevv mevv aglar, aglamaya ara verirse de heh heh heh diye nefes nefese kaldigini duyarim, o yuzden bu mecburi yolculuklar hep icimi paralar, hep omrumden yillar goturuyormus gibi hissederim o ziyaretlerin.  3 ayligina evimizden ayri olacaktim, kediyi evde birakmak aklimdan bile gecmedi.  Yaz tatillerinde birkac hafta Tr’a falan gittigimde bir sekilde bakacak birilerini ayarlayip birakiyorum ama uc ay cok fazla.  O kadar ayri kalmak istemem, o da istemez sanirim.  5-6 saatlik bir mutsuzlugu sineye cekeriz artik dedim.  Nitekim gittik, 3 ay dogu kiyisinda yasadik, onceki yazilardan biliyorsunuz belki, usuduk, kara doyduk.  Sonunda eve donus vakti geldi.

Gidis yolculugumuzda havaalanina gitmek icin saat sabahin 3u gibi yola koyulmustuk.  Vakitsiz bir saatte kalkmami yadirgayan kedi “n’oluyoruz yaa?” dercesine pesimden gelmis, yataga gitmeyip salonda oturmama bakip “e iyi madem ben de seninle burada takilayim” demisti.  Sonra birden tasima cantasina girince miyavlayarak protesto etmisti.  Havaalani yolunda biraz miyavlasa da canta kucagimda oldugu ve cantanin uzerinden ona dokundugum icin sakinlesmisti.  Burada kedilerle yolculuk icin iki kritik noktayi acikliyorum: 1. Gece yolculugu 2. Kutunun boyutu.

Birincisi cok basit: Gece yolculugu yapinca kedim de ben de daha rahat ettik.  Etraf karanlik olunca bir sekilde daha sakindi.  Gidiste gecenin bir vakti yola ciktik, sabah vardik.  Ucak vs. olayina ilk girdiginde gece vaktiydi, kabin isiklari da kapaliydi.  Kalkis ve inisler disinda pek sesi cikmadi, o heyecanli “heh heh heh” nefes nefese kalma durumu hic olmadi.  Gelgelelim donuste aksam vakti yola ciktik, daha havaalanina giderken bizimki fittirdi.  Cantasi kucagimda, elimi iceri sokup seviyorum ediyorum i ih. Miyavlamasa da heh heh heh.  Resmen isyanlardaydi.  Ucus kapisinda beklerken sessizdi ama ucaga binince yine mutsuzlugunu ifade etti.  Kalkistan sonra da (arabadaki kadar olmasa da) miyavliyordu ve nefes nefeseydi.  Sonunda “Su kiza bir karanlik oda yapayim” dedim ve havayolunun dergisini kabinin isiginin cantanin icine suzulmesini engelleyecek sekilde yerlestirdim.  Bu bir nebze ise yarasa da asil fark havanin kararmasi ile oldu.  Bu arada aktarmayi yapmis ikinci ucagimiza gecmistik.  Kabin isiklari kapaliydi.  Kalkis, inis ve kisa bir turbulans disinda pek sesi cikmadi bizimkinin.  Sesi cikmadigi gibi nefes nefese halleri de gecmisti.

Ikincisi icin biraz dikkatli olmak lazim:  Kediyi tasiyacak bir kutu veya canta gerekiyor, bu kutu/cantanin da ondeki koltugun altina girebilecek boyutta olmasi gerekiyor (havayollarinin sayfalarinda boyutlar belirtilmis).  Benim kedikizim genc irisi. Kendisini barinaktan alip eve getirirken aliverdigimiz bir kutusu vardi ama sadece onden kapisi vardi ve sanki hayvan icinde cok sikisiyormus gibi geliyordu.  Sonra hem onden hem ustten kapili daha buyukce bir kutu aldik (bununla iki araba yolculugu yaptik kuzey ve guney Kaliforniya arasinda).  Ustten kapi muhtesem, mutlaka olmasi gerek bir tasima kutusu veya cantasinda, hele kedi bizimki gibi isyankarsa.  Ama oh daha buyuk kutu, yayila yayila yatsin diye buyuk kutu almak hataymis.  Canta veya kutunun kedinin icinde ayaga kalkip donebilecegi buyuklukte olmasi gerekiyor ama kedi icinde yatarken etrafinda cok bosluk olmazsa daha iyi.  Dusunecek olursaniz, bunlar evde bulduklari ufacik deliklere, koli kutularina falan girip saatlerce oralarda uyuklayan hayvanlar.  Dar, korunakli yerlerde daha rahat ediyorlar.  Bizimki sogan patates koydugumuz dolaba giriyordu, ustune kapi da kapaniyordu, oyle oturuyordu karanlik minicik dolapta sogan patateslerin arkasinda.  Ucak yolculugu icin ustten ve onden fermuarli bir canta aldim, tam “snug fit”, rahat ettik onunla.  Tavsiye ederim (Sherpa marka, petsmartta ararsaniz cikar).

Havayollari ucuslardan once hayvanlara sakinlestirici verilmesini tavsiye etmiyorlar.  Benim veteriner bana verdi birkac hap ama ben onlari kullanmadim.  Ben yillardir ucaklarda onun bunun bebeklerinin aglamasini cektim, miyavlarsa millet de onu ceksin bana ne dedim ama diger yandan da “ay insallah miyavlamaz da millet de beni oldurmek istemez” diyorum tabii.  Komik anlar yasamadik degil kedimcanin miyavlamalari yuzunden.  Ilk ucusumuzda ben onden gidiyorum, onumde bir kadin sirtinda da irice bir canta var.  Kocambey arkadan geliyor ve kedi cantasi onda.  Ucaga girdik, hostes karsiliyor hosgeldiniz falan fistik.  Bizimki mev mev mev etmeye basladi.  Hostes de sesin onumdeki kadinin sirt cantasindan geldigini sanip panikledi, “O cantada bir kedi mi var?” diyerek.  Kediyi kabine almak icin ayrica rezarvasyon yaptirip ustune 100 dolar kadar para veriliyor.  Bu parayi vermek istemeyip kediyi kacak olarak ucaga soktugunu falan dusundu herhalde.  Dedim yok, o kedi bizimki, burada.  Hostes rahatladi.  Ikinci komik animiz ikinci ucusumuzdaydi.  Ucaga bindik, yerlestik, oturduk.  Butun bunlar olurken kedicik cok sessizdi.  Etrafta bayagi cocuk vardi, onlarin sesleri daha baskindi.  Sonra ucak hareketlendi, ve yavas yavas yukselmeye basladi.  Kalkis ve inislerde mutlaka bir isyan ediyor, kocambey’e “Niye sesi cikmiyor hayret?” dedim, bir yandan da heyecandan kalbi falan mi durdu ne oldu diye endiseleniyordum dogrusu.  Tam bunu dedim, bizimki bir eeoooowwww cekti.  Ucak o sirada bayagi sessizdi, karanlik, millet sizmaya meyilli falan.  Bu eeeoowwww karanliklari ve sessizlikleri yirtti resmen.  Ben hem tam “iti an comagi hazirla” ani oldugu icin, hem de ses cok garip ciktigi icin, belki de biraz sinirlerim bozuldugu icin basladim gulmeye ama etraftaki insanlar da “Miyk, N’oluyo lan?” seklinde tepkiler verdiler hakli olarak.  Kedimin altinda oldugu koltukta oturan genc “Ana, altimda kedi varmis, hic farkinda degildim!” diye saskinlik belirtirken ileride caprazda oturan bir abla “Amanin bu bir kedicik miydi?  Ben bebek aglamasi sandim onu!” diyerek sevgi gosterisinde bulundu.

Amerikalilarin bu hallerini seviyorum, hayvansever hallerini.  Muhtemelen kendi evlerinde de bir kedi bir kopek bir baska tur evcil hayvanlari oldugu icin seninle empati kuruveriyorlar.  Turkiye’de olsam ve kedi mizmizlansa kesin bik bik eden insanlar olurdu, aglayan bebek icin bile sikayet eden insanlar var zira.  Evet hicbirimiz yolculuklarimizda boyle rahatsiz edici sesler istemeyiz ama bebek veya hayvani istesen, ugrassan, yirtinsan da susturamayabiliyorsun.  Bu durumda bik bik etmenin bir alemi yok.  El kadar cocukla/kediyle/kopekle de yola cikmayiversinler diyen cikar elbet, cevabim: sana mi soracagidik?  Amerikalilarda bu tahammulsuzluk yok iste.  Aglayan cocuk olsun, mivmiv eden kedi olsun, horlayan yasli amca olsun ses cikarmiyorlar.  Arada cazgir insanlar cikmiyor degil, ama onlar da “high maintenance” bencil istisnalar.  Cok bikbik ettiler mi etraftakiler onu ayiplayip sana destek cikarlar, bosver derler, kendileri de aslinda rahatsiz olsalar da gurultuden.

Valla yazinin organizasyonu cok feci oldu, ozellikle kronolojik olarak bir facia, umarim takip etmesi imkansiz olmamistir.  Son olarak size kedicigimin attigi dakika bir gol bir altin vurusu anlatayim.  Havaalanina gidiyoruz arkadasin arabasinda, kedi cantasi kucagimda ama kedi mutsuz ve nefes nefese.  Cantanin uc tarafi gozenekli, sinek teli gibi dusunun, hayvan hava alsin diye.  Kedi arada kalkiyor donuyor sonra geri donuyor, bir rahat oturup durmuyor.  Sonra bu bir durdu, ve ben sag bacagimda, kalcama dogru bir sicaklik hissettim.  N’oluyor ya dememe kalmadan farkettim ki hatun cis yapmis.  Ben sandim ki cantanin icine isedi bu, sizan cisler de bacagima suzuldu.  Havaalanina vardik, sukur ki sira yoktu hemen check in yaptirdik, ben kedi cantasini ve bagaja vermeden valizin uzeriden cekip cikardigim, ev icinde giymelik bir esofman altini kapip tuvalete kostum.  Pantolonu cikardim, biraz temizlenip diger seyi giydim, cisli pantolonu islak yeri ice gelecek sekilde katladim.  Sonra korktugum seyin basima geldigini tasdiklemek uzere cantanin fermuarini araladim.  Ben saniyordum ki cantanin zeminindeki pelus kisim vicik vicik islak, cantanin altinda bir cis golunun kalintisi var ve kedi yol boyunca 5-6 saat cise bulanmis kalacak, bu cis kokusu yuzunden delirecek (cok titiz benim kiz).  Actim baktim pelusun kosesindeki iki sari damla disinda cis yok, islaklik yok.  Bir yandan o bulabildigim bir iki damlayi siliyorum, diger yandan da “E hani cis?” diye cis araniyorum.  Megersem bizimki hedeflemis, cantanin sinek teli gibi delikli/agli kismindan direk disariya isemis.  Nasil yapti hala bilmiyorum, sihirbaz mi bu kedi, Hogwartsli mi?  O temizledigim kisim da artik ne kadar hedeflersen hedefle cantaya duser son damla imis.  Hala saskinlik icindeyim, acaba ne yaptiginin farkinda miydi diyerek.  Ustume basima isemis olmasina kizsam da (7 punto ayakkabiyla ucaga binen selebritiler gibi airport style iddiam yoktu ama esofman alti da biraz perisandi be) en ideali buydu dogrusu, zamanlaman da harikaydi bebeyim.  Dusunsenize, ucaga bindigimizde, hatta valizi verdigimizde olsa bu igrenc igrenc kokacaktik butun ucaga, etrafa, ustumu de degistiremeyecektim.  Arti, ustume isedigi icin arkadasin arabasi minimal zararla kurtuldu, koltuguna cok bir sey gelmedi saniyorum (gelse de sagolsun sorun degil dedi, onun kendi kedisi de isemis daha onceden, sen ilk degilsin son degil, son cisli kedi Nazlis degil sarkisi girsin burada).

Boyle iste.  Aslinda uzun araba yolculugunun kendine ozel durumlari hakkinda da bir seyler yazasim vardi ama baska zamana.  Araba-ucak tercihi yapabiliyorsaniz kesinlikle ucak coooook daha iyi hem siz hem kedi icin diyorum sadece ozetle.  Evimize geldik, kendimize geldik.  Kedikiz basta “yine nereye geldik?” dercesine dolandi ama sonra evini hatirladi ve eski gunlerine dondu.  Ben de dun aksam calismaktan sikildigim bir anda cikip on bahcede artik arsizligin sinirlarini asip agac olma yolunda hizla ilerlemeye baslamis ayrikotlarini yoldum.  Kediyi bilmem ama ben evimi ozlemisim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s