Eurovision ile Eurotrashlige adim adim

Lawff oh lawffff birinci oldu.  LOL yani.  Ozet boyle.

Aslinda biraz kasip kici basi duzgun bir Eurovision ve politikokulturel yansimalari konulu bir yazi yazaydim obur bloga ama kafam kazan, geyik cevirecegim.  Tutmayin beniiiieeeeEEEEEhhhh!

Efenim sozkonusu Orovizyon olunca ben boyle bir kimlik krizine giriyorum.  Turkum sonucta, yillar yili ailecek TRT karsisinda yeni yil senliklerinin mini versiyonu hazirliklar ve beklentilerle izlemisiz yarismayi.  Dansozun cikmasini bekler gibi birinci sarkiyi beklemisiz, milli piyango sonucunu bekleme heyecaniyla puan aciklamalarini takip etmisiz.  Gazeteler yeni yil icin nasil hangi saatte kim cikacak diye sayfa yapardiysa Eurovision icin de ulke cikis siralamasini ve evde kendimiz oylayalim, hangi ulke kime kac puan vermis yazip takip edelim diye cizelge iceren bir Eurovision sayfasi yaparlardi.  Buyuk olaydi yani.  Cetin Alp’in Opera’yi net hatirliyorum, keza Seyyal’i, MFO’yu, Halley’i.  Bir Turk olarak Avrupa takimlariyla oynana futbol maclariyla ayni psikolojiye sahip bu yarisma.  Kendimizi Avrupa’ya kanitlayacagiz, muzigimizi onlara ispatlayacagiz, muasir medeniyetler seviyesine ulastigimizi Eurovision sahnesine damgalayacagiz.  Cogu sefer de kic ustu otururduk, bu da ancak bir sonraki sene icin ekstra hirs yapmaya yarardi.  2000li yillarda daha basariliyiz (sebepleri muhtelif) ama sarki sozlerinde hala bir guzel Europa’ya serenatlar var: “Everyway that I can, I’ll make you love me again” diyoruz, “Beni buyutun aldatmayin, sahte duslerle oyalamayin” diyoruz, “We could be the same” diyoruz.  Sarki sozleri=serenat olayini fazla kasamam, espriydi ama bu hala yarismayi bir “Avrupa Avrupa duy sesimizi” heyecaniyla gordugumuz gercegini degistirmiyor.  Avrupa kupalarinda 8-0 yiyip oturanlar yerine galibiyetler alan, hatta sampiyon olan milli/lig takimlarimiz var ama hala Viyana kusatmasina gider gibi oynaniyor o maclar.

Gicik Avrupalilarin bizi bir turlu bagirlarina basmayislari tabii butun bunlarin sebebi (bakin biz ve onlar ile Avrupalilardan farkli oldugumu bizzat kendim ifade ederken bizi “kendi”lerinden bilmiyorlar diye sitem edip celiskinin dibine vurmamis miyim?).  Atiyorum, twitter’da biri demis ki “Turkiye, Azerbaycan, Israil bunlarin ne isi var Avrupa’da?”  Bak Turkiye’nin daha dogusunda, Azerbaycan’in dibinde olmalarina ragmen Ermenistan veya Gurcistan’i sorun etmiyor.  Cografi veya kurumsal olarak Avrupa’nin sinirlarinin nerede baslayip nerede bittigi muallak.  Ama elemanlarin kafasindaki o mental sinirlarin nereden gectigi belli, Allah’im Huntington’a, clash of civilizations’a baglamadan biri beni durdursun!  Turkiye’nin Avrupai kesimin de bu reddedilmislik uzerine hirs yapmalari, “ulan biz sizden daha Avrupaiyiz godoslar!” mesajini heriflerin gozune sokmalari normal.  Ben de yapiyorum, icimdeki Turk “roaaggrrr!” diye kukruyor iyi derece aldikca.  Ezik miyim(z)?  Belki. Ama NBC Cannes’da odul aldiginda sevinmek ve Eurovision’da ilk 5’e girdiginde sevinmek arasinda bir fark da gormuyorum, o da kayitlara gecsin.

Icimdeki Turk boyle.  Gel gor ki I’m an alien, I’m a legal alien, I’m a Turkish woman in California. “Identities are multiple and contextual” diye bir laf var ya (duymadiysan sozume guven, var)?  Amerika ortaminda/baglaminda Eurovision gunu uzerime belki 1-2 beden bol gelen bu Avrupali kimligim uste cikiyor.  Atlantigin ote yakasinda gerek dalga gecerek, gerek cidden milliyetcilik gosterisi yaparak, gerek eglenerek bunu izleyen bir guruh var, ve ben de bu “imagined community”nin/hayali toplulugun bir parcasiyim bir sekilde.  Eurovision ortak paydalarimizdan biri.  Ben de onlar gibi Celine Dion’u Titanic sarkisindan, dunyanin geri kalaninin tanimasindan cok once biliyordum.  Ben de onlar gibi “Ah Irlanda’nin o eski balladlari” “Aman bu Fransizlarin asiri agirkanli aristokrat sarkilari” “Ya, Beatles cikarmis Ingiltere’nin sarkisina bak gotum gibi” laflari edebiliyorum ortak bir Eurovision tarihimiz/hafizamiz var zira.  Neyse, Anglofonlarin dedigi gibi, you get the point.  Yan komsularimin hiiiiiccccccccc haberi olmayan bir sey donuyor benim evimde, internet ve teknoloji sagolsun, izliyorum bunu.  Amerikalilarin izlediginde “Eurotrashlikte son nokta” olarak nitelendirecekleri (orada burada boyle dendigini okudum bile) bu Eurovision aktivitesine ortak oluyor, onlarin gozunde Eurotrashlige adim atiyorum.  Normalde Amerikalilar icin bir Turk’um, o Avrupali kimligim degil “dogulu” kimligim oncelikli onlar icin, ama Eurovision gununde isler degisiyor iste.

Gecen sene tam Eurovision’un oldugu gun yeni evimize tasiniyorduk.  Buranin saatiyle ogleden sonra bir saatte baslamisti.  O saate kadar esyalarin tasinmasi tamamlanmisti.  Kocambey hemen interneti islevsel hale getirmeye ugrasti (Eurovision icin degil, email falan icin).  Ben de kurulur kurulmaz actim baglantiyi Eurovisionla test ettim.  Bir yandan yarismayi dinleyip bir yandan da mutfakta hemen ihtiyac duyacagimiz esyalari cikarmak uzere kutu acmaya baslamistim.  Hey gidi, bir seneden birkac hafta fazla zaman gecti uzerinden.  Bu sene bir yandan eksi sozluk, ff, twitter gibi online sosyal ortamlarda yazilanlari okudum, diger yandan da eurovision sayfasindan canli yayini izledim.  Insanlarin milliyetci duygulari ne kadar yogun, bikkinlik geldi.  Ben ff veya twitter’da cikan sarkilar, yorumcular, kiyafetler falan hakkinda komik degerlendirmeler gorup Terry’nin boslugunu doldurmak istiyordum ama cogu insan bin kere ALBANIA ❤ yazip kopyala yapistir yaparak ortami kirletiyorlardi.  Bir Ingilizin UK ❤ bir Belcikalinin BELGIUM ❤  yazdigini gormedim bu arada, genelleme yapmis olmayayim ama bu denyolugu yapanlar “muasir medeniyetler seviyesi” sancisi bizden beter Balkan+eski Sovyet ulkeleri oluyor genelde.  Bir dertleri var ama nedir anlayamadim tam, extra research needed, ehe.  Yine en cok eglendiren eksi sozluk oldu ama onda da yeni yazilanlari gormek pek mesakatli.  Seneye bir sekilde organize olsak da ff uzerinde bir feed acip orada atissak.  Belki vardi eglenceli insanlarin oyle bir feedi ama biyolokum’un son dakika golu haricinde ben goremedim.  Bunu yapilacaklar listesine yazayim, gelecek seneki orovizyona kadar ff’de bir altyapi olustur eeheh.

Neysaaaa.  Yarismayi dakika dakika yeniden anlatacak degilim, izleseydiniz kardesim bana neaaa.  Oz olarak diger yillardan cok farkli degildi, onu soyleyeyim de iciniz rahatlasin.  Elemanlar 31 milyon ($) harcamislar bunun icin, yuh be.  Puanlar verilirken tr’da izleyenler Bulend Ozveren’e bayagi laf saydirdilar eksi’de, ama of, keske ben de adamin bikbiklenmelerini duyabilseydim.  Terry yoksa tercihim o olurdu.  Bir iki ufak tespit de yapmadan duramayacagim yalniz: * Herkes Ermeni ablanin gozumuze sokulan memelerine hayran kaldiydi ama puanlamada bayagi patladilar sarki fena olmamasina ragmen.  Neymis, erkek milleti kor gozum parmagina seksapeli degil citi piti sirinligi seviyormus.  Tamam sarki da daha dile dolanasi idi ama eksi’de iki eleman hakkindaki yorumlara bakinca insan erkek milletinin kadinlardan ne bekledigi, neyi cekici buldugu konusunda bayagi fikir ediniyor.  *  Ermeni abla demisken:  Ermeniler icin nasil bir trajedidir ki boyle duygusal ve tarihi/politik gondermeli bir sarki yapmislar ama Avrupalilar kes-sin-lik-le o gondermeleri anlamiyorlar.  Anlayan ve kimisi empati yapan/kimisi kuplere binen yine kanli bicakli olduklari biz oluyoruz.  Millet hatuna “she’s singing about apricots but she’ll win with the melons” (kayisilar hakkinda sarki soyluyor ama kavunlarla kazanacak) falan diyor, apricot girl diyor, kayisinin manasini, o sergiledikleri sahne sovunu hic mi hic anlamiyorlar.  Biz anladik ama.  Bu arada Amerika’da kayisinin hasi Turkish Apricot diye geciyor, bizim Trader Joe’s Turkiye’den kayisi alicilarinin icinde basi cekiyormus ustelik.  Neyse iste, bu sarkinin bu trajedisi icin Ermeni ekibi adina uzulmedim desem yalan olur. * Oylamada 50-50 yontemine gidilmesi en cok “diaspora” oyu alan Turkiye, Ermenistan, Yunanistan gibi ulkelere koydu bence.  Cunku “politik” oy denen seyi fi tarihinden beri juriler de yapiyordu.  “Profesyonel juri” dedigin iki uc TRT memuru degil mi sonucta, goren de konservatuardan adam cagiriyorlar sanacak.  Cogu da Musluman asilli ya da dogu blokundan olan gocmenlerin tercihini sansurlemeye yaradi en cok bu is anlayacaginiz.  * Politik oy demisken, bir yerde “Balkans ve Vikings” demislerdi.  Var boyle bir sey, gidin scholar.google.com’da eurovision voting diye arayin bakin bilimsel olarak da calisilmis bir mesele.  Ama bana bu sene ilginc gelen puanlari aciklayan ulke spikerlerinin de artik bunu aleni aleni soylemeleri oldu.  “Pek sevgili komsumuza gidiyor 12 puan” diyeni mi ararsin “sevgili dostlarimiza” diyeni mi.  Komsumuz, dostumuz oldugu icin veriyoruz der gibi.  Bir de Israil’in sunucusu 10 puan miydi 12 miydi, Rusya’ya verirken “to the great mother Russia” dedi.  Ab-boovvvv dedim bunu duyunca.  Israil, sen olmussun aglayanin yok.  Bunun yeri ve sirasi bu degil ama Israil ic politikasinda Sovyetler cokunce oralardan, Rusya’dan gelen “russian speaking” Yahudiler (otomatikman vatandas oldular) bayagi ikircikli bir durum.  Eger Eurovision’da Israil’in Rusya’ya yaklasimi Kibris’in Yunanistan’a yaklasimi gibi olacaksa, secimler mecimler derken dis politikalarina da etkisi olmaya baslayabilir bu Rus orijinli nufusun, super eglenceli olur eheh.  * Avrupa’daki ekonomik krizin ve ekonomik dengelerin yarismaya ve sonuclarina izdusumu uzerine bir makale yazasim var.  Merkel de Lena kadar “citi piti sirin mirin” olsaydi her sey cok farkli olabilirdi! * Alexander ve ardindan Lena yuzunden bir sonraki Eurovision su Erol Evgin’le Pinar Altug’un sundugu cocuklari boylarindan sarki soyletmek suretiyle somurme yarismasina donecek.  Abi sirinlik yarismasi degil ki bu, sarki yarismasi.  Tamam, iki sarki da genelden farkli ve dikkat cekiciydi de, bence millet yanlis mesaji alacak.  Ingiltere Adele’i, Norvec de Maria Mena’yi yollasin madem, bari kaliteli, kiran kirana bir mucadele olsun bu citi piti love-struck kiz moda olacaksa. Biz de Nil’i yollayalim,  mucadeleyi izler kenardan, belki atak yapar dalar icine falan, Lena gibi Mockney aksan edinse sansi olabuluuu.

Neyse iste, ondan sonracigima, izledim yarismayi, bitti, sonra disari cikmam gerekti.  Arabada radyoyu actim, iste Alice in Chains’den “Rooster” cikti, sonra Aerosmith’ten “Dream On”, sonra RHCP falan diye gitti.  Ulan dedim, atiyorum, AIC ciksa Eurovision’a bir Down in a Hole, bir No Excuses patlatsa acaba kac puan alir, acaba birinci olur mu?  Bence direkt harcanir yani, “ne bu miy miy miy” derler.  Ne bileyim, the Beatles’in, Morrissey’in, Muse’un Ingilteresi nasil sonuncu geliyor ki?  Sonra dusundum.  Ulan, Amerika Eurovision’a sarkici yollayacak olsa AIC mi giderdi sanki?  Kim giderdi?  Jessica Simpson giderdi, Taylor Swift giderdi.  Hah, bak, Taylor-kiz o kedi gozleriyle bu Lena’yi tahtindan ne bicim ederdi.  Yani AIC’li, Morrissey’li bir Eurovision icin diyebilecegimiz sey su: OROVIZYON BU DEYIL!!!11!2   Eurovision mainstream pop degil aslen, ruhunda bir kitsch var, sagolsun dogu bloku da dibine vurdurdu o ruhun (kraldan cok kralciliktan mi, o ruh bunlarin ruh ikizi de ondan mi bilemiyorum).  Yeni Sex and the City filmi vesilesiyle yeni bir sey ogrendim, camp diye nitelendirilen stili, eurovision’da bunun super cheeeeeezy bir versiyonu da var.  O sacma sapan kiyafetler, o gereginden fazla isiltili sahne duzeni, o garip koreografiler (kayisi cekirdeginden agac cikmasi, robotun icinden sulun gibi hatun cikmasi, belaruslu hatunlarin kelebek gibi kanatlanmasi…).  Aslinda igrenc.  Yani atiyorum Madonna, Lady Gaga, Biritnisipiiirs boyle seyleri sahne sovu diye yaptiklarinda OK de, bir yarismada 3-4 dakika icin o “sok degeri”ni yaratmaya calismak super abes.  Ama Eurovision boyle bir sey, boyle guzel.  O agirrr agiirrr balladimsilar, o aglak aglak ask sarkilari, o “haydin hobba”ligin cilginligina bogulmus sarkilar, o “nasil yapsam da etnik oge/enstruman/ezgi sokustursam” diye cabalamalar.  Yani bunlar dururken Eurovision’a Beyonce cikip Single Ladies mi soylesin?  Single Ladies’i her gun dinliyoruz ki, Eurovision bir saman alevi olmali, tek gecelik ask misali.  Bu bataga senede bir dalip cikivermeliyiz.  Bir gunlugune Eurotrashligin dibine vurup sonra kendimize gelmeliyiz.

Kendimiz neyiz ki peki?  Ben sahsen populer muzikal referanslarim acisindan direk Turkish-American’im anacigim.  Turkce dinliyorum, Amerika’nin kulturel ihrac mallarini dinliyorum (daha yerel tuketime yonelik Countrymsipop gibi urunlerden ozenle imtina ediyorum).  Turkiye’deyken bile dinledigim “yabanci” muzigin cogu Amerika menseliydi (Queen vs. istisnalari saymazsak), yani Amerika’nin bu kulturel hegemonisi oldukca nerede olursak olalim bir miktar Amerikaliyiz zaten her daim.  Aman sekerim, bosveerrrr, bir gunluk “guilty pleasure”di Eurovision da, yasandi bitti saygisizca.  Sizleri yarisan sarki ve gosterilerin hemen hepsinden daha guzel bir Eurovision sovuyla basbasa birakiyorum.  Icimdeki Eurotrash 4 Temmuz havai fisekleri gibi patlayacak simdi.  Videonun bir yerinde Norvec’in hala bir kraliyet oldugunu hatirlayacaksin, sasirma!  Bu devirde ne kraliyeti, ne asaleti lan salaklar?  (Aha, icimdeki Amerikan gorevi devraldi).  Bizim Turkler de Taksim’de yapsalardi su dansi, hem bizimkiler 19 Mayis gosterilerinden talimliydi boyle bir guruh halinde kollarini kaldirip indirmeye?  Biri Marmara otelinden ustlerine ates acar diye mi korktular, yilbaslarindaki taciz rezaletleri vuku bulur diye mi bilmem artik. Alaturka ve tutkulu Bihter intihar ederken, alafranga ve safsalak Nihal sefa sursun zaten, oh la la. (Turk aslima geri dondum, burada birakayim).

P.S. Ya son olarak hamile takibimin 3-0 skora ulastigini belirtmek istiyorum.  Baby shower’ini yaptigim bebek de iki gun once dunyaya geldi ve o da erkek!  Bu sene erkek bollugu var gibi.

P.S. 2. Biz evde sushi yaptik, oluyo oyle.  Anlatirim sonra.

LOST

Tey tey teeeeeeeyyyy.  Lost deyince agzimdan bu dokuluyor, elimde degil.  Bunca yildir cilgin bir merakla takip ettigim bu dizinin son iki bolumu yayinlanacak Pazar gecesi ve artik Lost bitmis olacak.  Buyuk ihtimalle kafamizdaki sorularin coguna cevap bulamayacagiz ama kendi adima bunca yildir takip ettigimiz karakterler icin bir mutlu son yazdilarsa yeterince mutlu olurum.  Boyle de koskoca Lost’u chick flick’e indirgemeye musaitim.  Bir de tabii olayi erken cozdugum icin cevap beklentilerimi minimize etmis durumdayim su noktada.  Lost macerami basindan anlatayim mi?

2004 yilinda Lost ile ilgili reklam kampanyalari gordugumu hatirliyorum, otobuslerin yan panellerinde falan.  Ama TV izlemiyordum, tez yazmaya yeni basliyordum.  Etrafimda kimse de Lost izlemiyordu, o yuzden de belki dikkatimi cekmemisti.  O zamanlar bir tek 24 izliyordum merakla, arkadasin evinde falan gider izlerdim.  Bu arada sunu da soylemeliyim ki 2004te  henuz youtube da, diger video paylasim siteleri de yoktu.  Rapidshare’den parca parca Avrupa yakasi falan indirip izledigimi hatirliyorum, olumculdu ama (modem olmadigi icin ip reset edemedigimden beklemek zorunda kaliyordum!)

Ben Lost’a 2. sezonunda sardirdim.  O sirada kisin verdikleri haftalar suren kis arasini vermislerdi.  Netflixte birinci sezonun DVDlerini siralamistim ama baktim uye oldugum bir sitede birileri linkini vermis ilk sezon videolarinin.  Parca parca degildi ve de rapidshare gibi beklemek gerekmiyordu.  Tam da procrastinationa batip cikacak durumdaydim (hala tez yazmaya kasiyordum).  Birinci bolumu indirdim, izlemeye basladim.  Iste Lost muptelaligim o anda basladi.

Merakli bir insanim ben, bolumleri birbirinden bagimsiz CSI vs. dizilere cok ilgi gostemeyip 24u sadik bir sekilde takip etmemin sebebi de her bolumde bir sonraki bolumde ne olacagini merak etmem.  Lost da bu merak uyandirma isinin dibine vurmus bir dizi olarak beni Achilleus’un topugumdan, manyak merakimdan yakalamis kendine esir etmisti ilk bolumden.  Ikinci bolumu indirdim hemen, onu izlerken de ucuncu bolum iniyordu bile.  Boyle boyle derken 8 bolum mu ne indirmis izlemisim.  8 bolum dedigin 8 saat ediyor!  Hatta bir gun icinde bu kadar buyuk download yapmam -universite evinde kaliyordum- universitenin bilgi isleminin de dikkatini cekmis, tirstiran bir “Bayagi download yapmissin yavrum, umarim illegal seyler indirmemissindir.  Eger oldu da telifli bir sey indirdiysen hemen silecegini varsayiyoruz” emaili atmislar.  DVDye yazip sildimdi, cunku o siralar universite ogrencilerine muzik ve film sirketleri dava falan aciyorlardi.  O gunden sonra DVDlerle cok hizli bir sekilde 1. sezonu tamamladim.  2. sezonun yayinlanmis bolumlerini de bilgi islemin dikkatini cekmeyecek sekilde rapidshare’den ikina ikina indirip izledim.  2. sezon 2. yarisi icin ekranlara dondugunde ben de yakalamistim artik.

Birinci sezonu ve ikinci sezonun ilk yarisini boyle hizla luplettim ama o bolumlerin tadi bambaskaydi.  Locke hatch’in tepesinde isyan ederken iceriden bir isik huzmesinin yuzune ve gokyuzune vurusu uzerine heyecandan geberecektim.  Sezon sonunda “the Others”in Walt’i kacirmalari, o cilgin “the Others” muammasi.  3. sezondan itibaren yine meraktan delirerek ilgiyle izlesem de, o ilk sezonlarin heyecani cok kalmadi.

Adamlar gizemli sorulara hic cevap vermediler, sorulara soru eklediler devamli ama her sezonda bambaska bir dizi cikmaya basladi karsimiza.  2. sezon sonunda Jack, Sawyer, Kate ve Hurley’i bu “others” iskelede yakalamis, kafalarina da cuvali gecirmisti ya.  Ucuncu sezon baslayana kadar kivrandim resmen ne olacak bunlara diye.  O hooo, neymis Ben efendinin omurilik cerrahina ihtiyaci varmis.  Her seferinde diziyi yeniden icat ettiklerinde bunu bayagi iyi kotardilar, dogruya dogru ama olay o hucrelerime isleyen 1. sezondan cok farkli mecralara tasindi.  “Olayi erken cozdum” diyordum ya, bundan bahsediyorum.  Adamlar her durumda “tanrim beni bastan yarat!” modunda bastan yarativeriyorlar diziyi.  Sonradan sonraya su videoyu izledim, ve o noktadan itibaren pek bir sey beklememeye basladim.  Karakterlerin basina gelecekler icin izlemeye baslayinca da biraz soap operaya donuyor iste, mutlu son olsun bizim olsun diyorsun.  Sevdigim pek cok karakter var ama herhalde en cok Jack’e sempati duyuyorum basindan beri, bir gun yuzu gorsun istiyorum.  Gitti yine vazife adamligi yapti ama Jacob’un yerine gecince bari bir huzur bulsun yavrucak ya, yetti bunca cile.  (Ha bu arada sunu da ifade etmeden gecemeyecegim. J.J. Abrams dizinin yapimcisi olsa da, olay aslinda “Darlton”un basinin altindan cikiyor.  Yani dizide, senaryoda hoslarina gitmeyen bir sey oldugunda “Allah belani versin JJ” diyenler, cahil konusuyorsunuz yavriciklarim.)

Bu arada tabii sezonlar ilerledikce, tez bitti, is guc sahibi oldum, evlendim, kedilendim, hayatim devam etti yani.  Lost merakim hep kaldi. Zaman icinde ayrica TV sahibi olmamama ragmen hem daha rahat hem daha kaliteli izleyebilir oldum, hatta streaming izler oldum.  Dedim ya, ilk basladiginda ortada youtube bile yoktu.  Simdi ertesi gun hulu’dan izlemek mumkun, ya da tvu, ustream, justin.tv gibi sitelerden steaming izemek mumkun.  Hatta super favorim veetle.com var, parantez acip ondan bahsedeyim.  Veetle.com’da birileri tv’den veya bilgisayarlarindaki dosyalardan video yayin yapiyor, ama bu isi yapan diger sitelere gore acayip kaliteli.  Netflix’e para veriyorum ama netflixten streaming film izleyecegime veetle’dan izliyorum cunku daha guzel goruntu ve ses.  Bir de isin guzel tarafi, dogu kiyisi saatiyle yayin yapiyor live stream yapanlarin cogunlugu, yani aksam 9a kadar beklemek yerine saat 6da izleyiveriyorum Lostumu.  6 senelik dizi devam ederken sene sene teknoloji buyuk hizla ilerledi sonucta, cok seyrek takilmalar da olmasa dadindan yinmiyor streaming veetle.  Internetin ustasiyim, streamingin hastasiyim.

Dun gece -daha dogrusu bu sabah- uyur uyanik bir ruya goruyordum.  Bu ruyada Lost’un seri finalini izlemeye koyulmusmusum, yanimda annem babam ve abim de var.  Bir yandan ingilizce bilmediklerinden anlam veremeyen annem ve babama izahat vermeye calisiyorum, diger yandan baglanti kopmasin noglugggr diyorum (hatta ruyamda veetle ve megavideo karisikligi yasadi beynim).  Ve bu arada beynimin yazdigi Lost’un seri finalini izliyordum ciddi ciddi.  O templelarin yapilislarini, bizim Kate-Sawyer-Jack uclusunu falan goruyorum.  Boyle de garip bir ruyaydi.

Simdi ben spoilerlardan hiiiic rahatsiz olmayan, roman okurken de ilk bolumden sonra son sayfayi okuyup oyle devam eden bir insan oldugumdan (merakli bir insan oldugumu soylemis miydim?) bu Lost spoiler sayfalari ciktigindan beri takip ediyorum.  Incik cincik her turlu spoileri yalayip yutarim.  Seri finali, yani son iki bolum, hakkinda da bazi spoilerlar okudum, dogrularsa bir iki sey biliyorum.  Ama ilginctir ki gordugum ruyanin o spoilerlarla hiiicc alakasi yoktu, olmasi imkansiz bir seydi gordugum (ama olur da ruyamdakine benzer bir bolum cikarsa karsima Pazar gecesi kendimi uber super ilan edecegim).  Beynim niye kendince oyle bir son yazdi bilmiyorum, ama cok dramatikti ruyamdaki son da.  Herhalde boyle bir diziye nasil bir son yazarsan yaz dramatik olacak zaten.  Ruyalarima bile girdi iste boyle giderayak Lost.

Lost hakkinda son iki sey yazacagim.  Sanirsam online dunyayla bu kadar butunlesmis ilk dizi bu.  Izleyicileri internette cok aktifler, yapimcilar da bunu koruklemek icin ellerinden geleni yaptilar.  Ben diziyi izlemek kadar bazi sayfalardaki yorumlari, teorileri vs. okumaktan da cok zevk aliyordum (darkufo ve lostpedia mesela).  Sozlukten takip ettigim kadariyla Turk izleyiciyi biraz zayif buldum acikcasi. Istisnalar var tabii ki ama yazilan seylerin cogu icin sunlardan biri gecerli: yazan kisi ya bolumu dikkatli izlememis, detaylari kacirmis, ya diyalogu yanlis anlamis, ya daha onceki sezon/bolumlerde olan bir seyi unuttugu icin izledigi seyin baglamini anlamamis, ya da diger kisilerin -belki birkac entry yukarida- gayet guzel anlattigi bir seyi okumadigi icin bosuna kafayi yiyor.  Ben sirf darkufo’ya soyle bir bakinarak “vay be!” dedirten bir cok sey ogreniyor, baglantilar kuruyorum, bu insanlar da oyle yapip bu dustukleri durumlardan kurtulabilirler ama i ih.  Bu kisiler yine neyse, asil en sinir olduklarim kimler biliyor musunuz?  Baska sitelerde, ozellikle de ingilizce sitelerde, insanlarin yazdiklari yorumlari, aciklamalari, teorileri kendilerince Turkce’ye cevirip sanki kendileri dusunmusler gibi yazanlar, baskalarinin yazilariyla prim yapmaya calisanlar.  Kaynak ingilizce olunca intihal olmuyor diye bir sey yok.

Son soyleyecegim -ki bunu bir yerde birileri mutlaka demistir- “Lost Star Wars’mus yeaaaa!” olacak.  Aksam actim veetle’dan bir seyler izleyeyim dedim.  Birisi Star Wars uclemesini koymus.  Bu yaziyi yazarken bir yandan da onu izliyordum, multitaskingde birinciyim.  Orijinal/ilk uclemeyi izlerken Lost’un formulunun ne kadar Star Wars’a benzedigini dusundum.  Bunu ilk dusundurten aslinda Han Solo’nun bana tamamen Sawyer’i hatirlatmasi oldu.  O asi tavirlar, o illegallige yatkinlik, o alayci konusmalar ve Leia’ya lakaplar takmalar.  Sonra Sawyer-Kate-Jack ask ucgeni baslarda Han Solo-Leia-Luke arasinda da yok muydu?  Luke Jack gibi “destiny” pesinde ucuk bir yaratik olma yoluna bas koyup Leia ile baci muhabbetine girmedi mi?  Anakin/Darth Vader Locke/MIB oluyor, Yoda da Jacob.  Hurley de Chewie.  Desmond’u bilmiyorum, Kenobi?  Ben belki Lando?  Neyse, fazla germeyelim paralellikleri ama A New Hope’taki Han Solo esittir Sawyer abicim, o konuda itiraz istemiyorum.

Elveda LOST, seni ozleyecegim.  Al bak senin icin sapkadan blog resmimin Lostcasi cikti tavsan yerine.  Tavsanlarim da zaar issiz adaya dusup olmuslar LOST!

byebye

Baby shower redux

Hellooooo!

Kafamda zrilyon sey var kafami mesgul eden, yazmak istedigim.  Ama hepsini bir kenara koyup iki hafta kadar once duzenledigim baby shower vesilesiyle baby shower muessesesinden bahsedecegim.  Kustu bortu bocekti derken arada kaynadi o konu, daha fazla kaynamasin.  Bu arada en son yazdigimdan beri annemler Turkiye’ye dondu, ikinarak bir konferansa hazirlandim ve aradan cikardim, anneleri beslemeye geldiginde kafalarini ona dogru uzatabilen bicileri gordum.  Boyle ufak tefek gelismeler oldu.

Gelelim baby shower olayina.  Basligi “baby shower redux” diye attim ama blog ve okuyanlari icin “redux”luk bir hal yok, bu benim icin gecerli.  Ben iki hafta oncesine geri donusu yasarken okuyanlar ilk defa okuyacak bu olayi.  Amerika’daki baby shower kulturu hakkinda meraki olanlar icin, kendileri de bu ise giriseceklere ibret olmasi icin yazmis olayim.

Once bir ozet: Burada arkadasim ve komsu(msu)m olan bir Turk cift var, ve bebek partilerini ben duzenlemek istedim.  Teee Ekim ayinda, yine kendi evimde kendim icin ufak capli bir dugunu -cogunlukla- kendi basima organize etmisligim oldugundan, bu tur organizasyonlar hakkinda biraz deneyimim vardi, hatta dugunden kalma bir takim malzemeler tekrar kullanima hazirdi (ornek: buz legenleri, plastik tabak catal vs., bazi suslemeler). Ayrica da, bu sefer hem gelin hem organizator olmadigim icin her seyi daha iyi kontrol edebilecegimi dusunuyordum.  Sonucta her sey guzeldi, anne adayi da misafirler de hayatlarindan memnundu, lakin bir control freak olan ben cok da memnun kalmadim (o da benim yamuklugum).

Eveeetttt.  Oncelikle baby shower ile ilgili normlardan bahsedelim.  Simdi, efenim, Amerikalilarin dugun/wedding olayini ne kadar abartabileceklerini gecen sene gormustum, ama cok yadirgamamistim (Cinderella sendromu yaygin ne de olsa).  Gel gelelim, bu baby shower olayinin bu kadar abartilabilecegi, bir “baby shower” endustri alt-kolu gelismis olabilecegi hic aklima gelmezdi.  Benim simdiye kadar katildigim ilk ve tek baby shower tee buralara geldigimin 2. yilinda, bolumden bir arkadasimin diger bir arkadasim icin duzenledigi showerdi.  Bes-alti kisi bir araya geldik, oturduk, muhabbet ettik, potluck usulu herkesin hazirlayip getirdigi mamalari yedik, bir iki oyun oynadik, eve donerken de elimde bir mum bir de bebek patigi vardi.  Ama o temel bazi gereklilikleri yerine getirmis olsa da bayagi istisnai bir showermis.  Ben de diger detaylari hazirlarken ogrendim.

Simdiye kadar anladiginiz uzere, baby shower’i hamile kisinin bir arkadasi duzenliyor.  Dugun olayindaki bas nedime (maid of honor) ve bu organizator kisi arasinda buyuk paralellik var, bunlar gelin/anne adaylarinin hayatini kolaylastiran insanlar oluyor cunku ozunde.  Anne adayi ve organizator arasinda degisik duzenlemeler yapilabilinir ama genelde organizatorun evinde yapiliyor (ki anne adayi parti sonrasi derleme toplama temizleme ile ugrasmasin) ve olabilecek masraflari da o karsiliyor.  Bizde olaylar akisina birakildigi sekilde gelisti, onceden kontrat gibi bir anlasma yapmadik.  Yiyecek biz de hazirladik arkadasim da getirdi, icecekler ve susler konusunda da el attilar.  Yani her seyi 100% benim basimin altindan cikmadi.

Gelelim zamanlamaya:  Annem devamli “dogmamis cocuk icin parti yapilir mi, hediye alinir mi?” dedi durdu.  Turkiye’de bebek dogduktan sonra bebek gormeye gidilir, hediye goturulur altin takilir falan, annemin akli orada kalmisti.  Amerika’da olay bu, ne yaparsin?  Hem yeni dogum yapmis anneyi ve yeni bebegi boyle kalabalik bir parti ortaminda bogmak mantikli degil.  Bebek gormeye ufak gruplar halinde gidiliyor en fazla zira.  Bebek dogmadan ne kadar once sorusu gundeme geliyor tabii.  Hamile kaldigini ogrenir ogrenmez degil, birinci trimestr icinde hic degil.  Genel bir kural yok tabii ama bence cocugun dogarsa yasayabilecegi son bir kac haftalik zaman diliminde yapiliyor.  Son bir iki haftaya da birakilmiyor tabii, tez canli bebeler planlari bozmasin diyerek.  Bizim belirledigimiz tarih tamamen pratik sebeplerle secilmisti.  Benim annemin hala burada olup arkadasimin dogum icin gelecek annesinin de varmis oldugu tek haftasonunu sectik.

Tarihi belirlediniz mi? Sira davetlileri belirleme ve davetiye yollamada.  Burada is anne adayina dusuyor cunku davetliler onun arkadaslari ve akrabalari olacak ve dahi davetiyeye not duseceginiz hediye listesini (gift registry) yine o olusturacak.  Davetiyeleri en az iki uc hafta oncesinden yollamak lazim ki insanlar planlarini ona gore yapsinlar.  Arkadasiniz makul bir insandir diye umuyorum, evinizi ve sartlarinizi bilmeden kaldirabileceginizden cok daha fazla sayida insani cagirmak isterse yandiniz.  Aklima dugune kac kisi cagiracagiz, bizim akrabalar 200 kisi falan diye diye kavgaya dusen ve nisan atan nisanli ciftler ve aileleri geliyor.  Arkadasiniz makul degilse ne yaparsiniz bilemiyorum, benimki makuldu zira, Allah sabir versin diyorum sadece.  Bir de cocuk getirmek serbest mi, sadece kadinlar mi gelecek, kadinli-erkekli (coed) mi olacak karar vermek gerekiyor.  Olayin gidisatini katilimcilar belirliyor zira.  Davetiye bastiranlar var bunun icin, dugun davetiyesi gibi.  Bu devirde ne davetiyesi ayol, kagida yazik agaclara yazik diyerek evite.com ile cok guzel hallettik isimizi.  Hem rsvp yapanlari gorebiliyorsun, hatirlatma emaili atabiliyorsun, sonradan bilgi ekleyebiliyorsun.  Devir degisti, Celik de degisti, e davetiyeler de degissin bir zahmet!

Gift registry secenek aslen, ille de gift registry yapilmasi gerekmiyor.  Misafirlerin hediye getirmesi baby shower’in adab-i muaseretinden, gelecek o hediyeler yani.  Hediye istemem falan diye israr edilirse de mutlaka gelecek.  En mantiklisi, yap bir gift registry, koy ihtiyacin olan istedigin seyleri, insanlar da “ay ne alsam?” diye kafalari yemeden, hic lazim olmayan begenmedigin seyleri getirmek durumunda kalmadan alsinlar hediyelerini.  Amazon.com’da yap mesela, hem urun yelpazesi genis hem de super kolay, super pratik.  Bizim anne adayimizin ikinci bebegi olacak bu, o yuzden ilk bebekten bir suru esyalari var, ihtiyaclari cok azdi.  Bir de cevreci gencler, gereksiz tuketime, gereksiz ambalaja alerjileri var.  Biz de davetiyede dedik ki: kendi cocuklarinizda kullanisli buldugunuz ve artik ihtiyac duymadiginiz seyleri getirin, cocugunuz/verilecek cocuk esyaniz yoksa haber verin gift registry bilgisi yollayalim.  Bayagi iyi oldu bu sistem, suphelerim vardi ama tabii benimki arkadaslarini taniyor, arkadaslarinin elinde olan ihtiyaci olan olmayan esyalari biliyor.  Arkadas cevresinde cocuklu olmayan birisi boyle bir sey yapamazdi haliyle.  Gelen seyler de gercekten guzel faydali seylerdi.

Eveet, gun belirlendi, davetiyeler yollandi.  O zamana kadar yan gelip yatmak yok.  Oncelikle yeme-icme meselelerini dusunmek lazim, ilk etapta sadece bu isi nasil halledeceginize karar verip belki bir menu taslagi olusturmaniz gerek (potluck yapacaksaniz oncedn davetiyeye not dusmeniz lazimdi tabii).  Yemekleri hazirlamayi, icecek alisverisini son bir iki gun icinde yapacaksiniz, kararlari verdikten sonra yeme-icme meselesini bir kenara koyabilirsiniz.  O arada bos bos oturmayacaksiniz tabii.  Shower dedigin sirf bir yeme-icme olayi olmadigi icin klasik baby shower olaylari icin hazirlik yapacaksiniz: susler, “favor”lar, oyunlar ve hediyeler.

Welcome baby

Sus olayi tercih meselesi.  Gidip dukkandan para verip alinabilecek seyler var, biiiiiir suru.  Dedim ya Amerikalilar abartma egiliminde olduklari icin piyasada dibine vurmalarini saglayacak imkanlari sunuyor.  Ben suse para vermedim, ya da sadece dolayli olarak verdim diyebiliriz.  Bu baby shower’i bir el isi becerilerimi kullanma firsati olarak gordum.  El isi severlerin dostu olan Joann ve Michael’s magazalarini bir guzel dolastim.  Bu magazalarda baby shower veya dugun hazirliklarini kendileri yapacaklar icin ozel bir bolum de var zaten.  Ben renkli ve desenli kagitlar aldim (bu ulkede scrapbooking manyakligi oldugu icin cok degisik kagit urunleri var).  Internetten bir yerden (“printable letters” diye aratmistim) sisko harf konturu bulup bastim renkli kagitlara, kestim, paket ipleriyle birbirine bagladim ve boylece bir “Welcome baby!” bannerimiz oldu.  Bebegin cinsiyetini bilseydim “It’s a girl!” “It’s a boy!” falan da olabilirdi bu.  Arife tarif sorulmazBir de winnie-the-pooh resimli bir kagittan evin onunde, kaldirimin dibine asilacak/konulacak bir “Baby shower <-” diye misafirlerin evi bulmasini kolaylastiracak bir sey hazirladim.  Diger susler icin de arkadasimin kizinin dogum gunlerinde kullandiklari kedi merdivenleri ve benim dugun icin yaptigim kagittan sus toplarini kullandik.  Balon da olacakti ama alma isini ustlenip firsat bulamamis arkadaslar, balonsuz da guzel oldu.  Balon olsaydi birazdan bahsedecegim oyunun bir parcasi olabilirdi esprili olurdu ama yine de eksikligi hissedilmedi.  Bir de dusununce, bizim evin tavanlari cok yuksek, balonlar gidip tavana yapisir, iki gun sonra kendiliklerinden sonup yere inene kadar kimseye faydalari olmazdi 🙂  Bir “centerpiece” olayi var, masa ortasi susu.  Bizde masalara oturma duzeni olmadigi icin buna gerek kalmamisti ama dibine vuranlar susler, centerpieceler, tabaklar ve saireleri hep bir tema cevresinde uyumlu aliyorlar. Oeh!

Suslerden sonra sira “favor”larda.  Bu aslen nikah sekeri.  Nikah sekeri yerine baby shower sekeri oluyor yani, gelen misafirlere ani olarak verilen minik hediyeler.  Seker olmak zorunda da degil.  Ben mustakbel bebegin ablasi hemen her seye asiri alerjik oldugu icin suslu puslu seker yerine kokulu bir seyler kullanayim dedim.  Kucuk torbalara kokulu bir seyler koysam, alanlar cekmeceye koyar, camasirlar guzel kokar, ise yarar.  Torbaciklar kismi kolaydi, cunku Joann’s de “organza” agzi buzulebilen torbalar satiliyor renk renk.  “Accent” denen, torbayi suslemek icin, parti konusuna (ve tema varsa temasina) uygun susler var bir suru, hosuma giden bir taneden aldim.  Sonracigima kendi printerimdan istedigim gibi basabilecegim bos etiketler aldim.  Daha sonra hikayesini anlatacagim nazar boncuklari yaptim bu accent ve etiketle torbaciklara ilistirmek icin.  Lakin bu torbalarin icine kokulu ne koyacagim ki???  Turkiye’de/Istanbul’da olsan Taksim’de falan kuru lavanta satan teyzeler var adim basi, gider alirsin yarim kilo, doldurursun tepeleme.  Lakin burada o lavantalari dukkanlarda bulmak imkansiz, ancak internetten ismarlayabiliyorsun.  Ben de isin kolayina kactim, gittim dolaplar guzel koksun diye satilan koku paketlerinden aldim, icindeki tanecikleri da torbaciklara doldurdum.  Ama daha koyarken hic hosuma gitmedi bu fikir cunku taneciklerin tozu vardi, dokuluyorlardi ve ne idugu belirsiz bir seydi, sanirsam o paketin icinden hic cikmamalari gerekiyordu.  Hemen alternatif aramaya basladim.  Ne varsa evde var: Bir ara Trader Joe’s kurutma makinasina atmalik (camasirlari guzel kokutmasi icin) lavanta paketleri satiyordu.  Dukkanda bulamadim ama meger evde varmis 4 paketlik bir kutu.  Onlari yirttim icindekileri paylastirip torbaciklarin bir kismini doldurdum.  Trader Joe’s a bu urunu artik piyasadan kaldirmis olduklari icin kufrederek diger torbalara ne koyabilirim diye bakinmaa basladim.  Internetten ismarlamaya kalktim lavanta ve iste o anda farkettim ki baby shower o hafta sonuydu, bir sonraki degil (iste takvimlerle aramin yapilmasina ihtiyacim oldugunu o anda farketmistim!).

Panige gerek yok, illa ki dolduracak bir sey bulunur.  Hic olmadi gider seker alirim n’apalim? Ve, voila! Potbori!  Banyolarda hem sus olsun hem guzel koku versin diye cam bir kase icine potbori koyuyorum, neredeyse hic kullanilmamis iki ayri cesit buldum dolapta.  Birisi orman kokusuymus, digeri deniz.  Ne olduklari onemli degil, guzel kokuyorlardi.  Kokularin emdirildigi seyler de dogal seylerdi: kurutulmus agac mantari, kozalak, cam yapragi, findik, kadifemsi tohumlar vs.  Bunlari bulduguma cok sevindim.  Doktum bir genisce kaba, torbaciklara sigabilecek boyda olanlar ayirip ayirip guzelce yerlestirdim.  Yerlestirirken goruntuye ve bu kurutulmus nanelerin renk uyumlarina dikkat edecek kadar da anally retentive davrandim hatta.

do me a favorc'mon baby do the locomotion with melavanta avanta

Torbaciklarin ici dolup agizlari buzulunce sira suslenmelerine geldi.   Bu is kolay oldu, cunku malzemeler hazir ve ne yapilacagi belliydi. Her torbaya, rengine uygun (kontrast olsun da kendini beli etsin) bir accent secip onu, bir de nazar boncugunu minik catalli ignelerle tuttur, sonra da bastigin etiketi kurdelenin ucuna gecir.  Tikir tikir yaptim.  Butun bunlari yaparken ve de bunlar dagitilacaklari gunu beklerken calisma odam misler gibi koktu.  Favorlar da hazirdi iste!

Sonradan sonraya baby shower ile ilgili web sayfalarina bakmaya basladim.  Keske daha erken baksaymisim.  Google’da aratinca bir suru sayfa cikiyor zaten, diyorum ya Amerikalilar dibine vurmayi seviyor diye, bundan nemalanmak isteyen bir suru web sayfasi da var haliyle.  Aslen ben oynayacak oyun fikri edinmek icin bakiyordum ama bazi web sayfalarindan faydali bilgiler edindim, biraz gec de olsa.  Bu sayfalarin sayesinde baby shower’a sadece birkac gun kala farkettigim bir sey, baby shower’da oynanan oyunlari kazananlara ufak tefek hediyeler verildigiydi.  Benim zrilyon yil onceki ilk ve tek baby shower deneyimimden sonra eve goturdugum mumcugun da kazandigim oyunun odulu oldugunu hatirladim.  Haydaa, ne odul alacagim ki?  Bu sayfalarda okuyucu yorumlarinda losyonlar, banyo kopukleri ve saireler verildigi soylenmis.  Ben dusundum, insanlar genelde kullandiklari bakim urunleri konusunda titizler, ben de onume gelen seyi elime yuzume surmem mesela.  Dusundum, World Market’ta guzel dort degisik cesit cay iceren demlik cay posetleri seti buldum.  Gayet guzel gorunuyorlardi, kaliteliydiler ve cay genelde insanlarin sevdigi bir sey.  4 oyun planladigim icin 4 tane aldim, onlari da nazar boncuklariyla falan susledim.  O da aradan cikti.  Fotografta favor sepetinin arkasinda goruluyorlar, sol ust koseden fotografa tesrif eden  ipler de az sonra bahsi gececek oyun icin.

cok da fifi

let's get busyGelelim oyun ve aktivitelere.  Bunlarin amaci birbirini tanimayan insanlari kaynastirmak, rahatsiz edici sessizlikler olusmasini engellemek amaciyla bir muhabbet sebebi yaratmak, eglenmek gulmek.  Tabii planlamadigim iki sey vardi: Turk kadininin oldugu yerde kaynasmak icin bahane gerekmiyor, “ice breaker” luzmu olmuyor.  Bir de, ortalikta cocuk varsa annelerin dikkatini bir yerde tutmak imkansiz.  Neyse, ben dukkandan iki sey almistim.  Birincisi bir tabak ve cikmaz kalemi.  Tabaga herkes gunun anisina bir not yaziyor, iyi dilekler falan.  Bunun resim cercevesi versiyonlari da var.  Hangisi olacagi size kalmis ama bunu tavsiye ederim, guzel ani oluyor hakikaten.  Ikincisi de boyamalik bebek onlukleri.  Paketten beyaz onluk cikiyor, uc renk kalemle herkes bir seyler ciziyor ediyor ve bunlar boyle kullanilabiliniyor.  Bu iyi bir fikir gibi gelmisti ama tavsiye etmiyorum.  En onemli sebebi kumasa kalemle bir seyler cizmenin zor olmasi, ikincisi duz bir zemine ihtiyac olmasi (sehpalar falan hep doluydu yemek tabaklari vs. ile).  Belki misafirler daha “genc” olsaydi ilgilenirlerdi (benim ruhum genc oldugu icin severek ama zorlanarak yaptim bir tane) ama daha “olgun” olanlar ilgilenmedi.  Bu aktivite de son anda cocuk aktivitesi oldu, amacindan sapti.  Diger aktivite zaten yemek ve icmekti, insanlari cok oyaladi.  Ayy bu neymis, vayy bu nasil yapiliyormus diye yemeklerden bahsedildi, Turkler Amerikalilara yemekleri anlatti.  Yemek masasinin bir fotografini cekmemis olmamin sebebi oradan oraya kosturmakti, pismanim.  Ama yaklasik sunlar vardi: burma tatli, elmali tart, zeytinyagli sarma, peynirli borek, kremali bir kek, Alinazik, sarmisakli (bulgurdan)kofte, yogurtlu havuc, kisir, patates salatasi, meyveler, misir cipsi-guacomole, sebze tabagi ve dip.  Hatirlayamadigim bir iki sey daha belki.  Bizim ufaklik alerjik oldugu icin cocuklar icin ayri masa yaptik icerigi sorunsuz yiyecekler ve iceceklerle, onlar buyuklerin masasina hic bulasmadilar.  Cocugun basina bir sey gelmeden parti bitince oh dedim, harbi yani elmali pastadaki ceviz bir sekilde agzina gitse ve apar topar acil servis yollansak hic eglenceli olmazdi.

Gelelim oyunlara.  Planlayip hazirlik yaptigim 4 oyun anne adayinin karninin buyuklugunu tahmin etmece, bebek tombalasi, harfleri karistirilmis bebek kelimeleri ve “asla bebek deme” oyunlariydi.  Tersten anlatayim.  Arkadasin ilk cocugunun showerindan kalma sus catal igneli kolyeler vardi.  Gelen misafirlere bunlardan takiyorsun ve oyun basladiktan sonra 1/2 veya 1 saat icinde birisi birisini bebek derken duyarsa kolyesini aliyor.  En cok kolyeyi boylece biriktiren oyunu kazaniyor.  Bu oyun daha insanlar gelirken kolyeleri direk es gectikleri, takmadiklari ve her kafadan bir ses ciktigi, bir cember etrafinda ortak muhabbetler degil daginik ufak gruplarda muhabbet edildigi icin yatti.  Benim onceden gittigim gibi bir ufak parti olsa eglenceli olurdu herhalde.  Harfleri karistirilmis bebek kelimelerini internetten buldum, bir liste bile vardi, direk kopyaladim.  Mesela RADCLE kelime, dogrusu CRADLE (besik).  Bunlari onceden bir beyaz tahtaya yazmistim 20 kelime, millete kagit kalem dagittim, 4 dakika sure verdim hadi yapin diye.  Ingilizce bilmeyen anneler oynayamadilar, Turk olup da burada yasayanlar biraz zorlandi ama Amerikalilar bile maksimum 10 tane bilebildi.  Bu oyunu oynayabilmemizin sebebi ilk oyundan sonra gelmesiydi bu arada (sebebi asagida).  Baby bingo hazirlik kisminda bayagi ugrasip ozendigim ama sonunda oynanmadigi icin hayal kirikligina ugradigim oyun oldu.  Tombala kagidi gibi kagitlarda karelere sayi yerine bebek kelimeleri yaziyorsun, sonra o kelimeleri cekiyorsun, kim daha once tamamlarsa o kazaniyor.  Ben ugrasip internetten bir yerden bingo karti hazirladim (millet bu oyunu sattigi icin oyle bedava kart bulmasi/basmasi kolay olmuyor ama kartlarin ayni olmamasi gerekiyor falan).  Kartlari gec bir de cikan kelimelerin ustunu kapatmak icin kagitlar kestim o kadar.  Neyse kader kismet…

Anne gobegi ise benim tee o zamanki showerdan kalan guzel bir aniydi, mutlaka yapariz demistim.  Netekim bayagi ilgi cekti, buyuk hit oldu.  Bunun icin onceden uzunca ipler hazirliyorsun (paket ipi).  Balon olsaydi bunlari balonlarin ucuna baglayip oyun basladiginda herkesin bir balondan ipi almasini isteyecektim.  Balon olmayinca dekorasyon malzemesi olarak kullandik oyun baslayincaya kadar ipleri.  Diyorsun ki herkes bir ip alsin, annenin karninin buyuklugu (en genis yerinden, hani terzi olcu alir gibi gobegi olcer gibi) ne kadar tahminen ipi kes.  Bizdeki sorun suydu ki, insanlar alt kattaki iki odaya yayilmislardi.  Benim niyetim, kadinlar salonda otursun, cocuklar bos oturma odasinda yayilsin, erkekler de orada onlara goz kulak olsun.  Ama iki odayi ayirma konusunda cok basarili olamadim cunku cocuklar bu tarafa akinlar duzenliyor, kadinlar da sanki kocalarini hic gormemisler gibi gidip onlarin yaninda takiliyordu.  Bir tanesi de erkek elemanlardan birini potansiyel musteri gordugu icin is baglamaya calisiyordu (hayir be, oyle is degil!).  Ben de ipleri alip herkesi teker teker dolastim ip dagittim, bir kere yapmak yerine aciklamayi onyuzbin kere yaptim.  Insanlarin eline ipi tutusturdum, insanlar dugum atiyorlar kesiyorlar falan lakin hala da kendi aralarinda derin muhabbetlerindeler, cok decentralized bir ortam yani. Neyse, ben anne adayinin gobek olcusunu alip milletin ipleriyle karsilastirmaya baslayinca en azindan salondakiler benimle ilgilenmeye basladi.  Sonra da “noooo!”  “wauuuw!” gibi tepkiler vermeye basladilar.  Bir tanesi 3 santim yaklasik sonuc becerdiginde herkes bir “wow!” cekince diger odadakiler de “neleroluyor?” diye sokun ettiler bu tarafa ve oyuna katildilar.  Sonunda o 3 cm yaklasik sonuc kazandi.  Hazir insanlari bir arada ve ilgili bulmusken hemen karisik kelimeler oyununu oynadik ama baktim ki cok oyun ortami yok, diger ikisini bosverdim.  Dedigim gibi, oyunlar ortami senlendirmek icin.  Bizim ortam kendinden sendi, oyuna gerek yokmus cok.  Iki hediyeyi verdim, ikisi kaldi 🙂  Sonra da insanlar yavas yavas dagilmaya basladilar zaten.

Bu arada, bir aktivite de “belly casting.”  Bunu sirf kadinli showerlarda yapanlar varmis ama ben oyle bir ortamda da yaptirmazdim.  Yine de her hamilenin shower’da ya da kendi ozelinde baba adayiyla bas basa falan yapmasini tavsiye edebilecegim bir sey bu.  Nasil bir sey?  Soyle.  Gobegin alcidan kalibini cikarmaya yarayan kitler var, onu yapiyorsun.  Ben bunu ilk bir filmde gordum, heykel gibi koymuslardi salona, sonra kiriliyordu falan.  O zaman ilginc ve hos bir fikir gibi gelmisti ama boyle ucuza, kendi kendine yapabilecegin bir sey oldugunu bilmiyordum.  Arkadasin gift registrysinde gordum, ve ona be aldim bunu.  Gecen gun de yapmislar, gayet guzeldi.  Bir de bunlari boyama setleri var, cesit cesit boyamis insanlar, cok yaratici seyler cikmis.  Hamilelere kesin oneririm, en azindan bir bakin yani!

Efenim buradan -burayi okumasa da- sevgili anneme tesekkurlerimi sunarim.  Amerikalilar’in bir lafi var “s/he’s a trouper!” diye, “tam bir gorev insani!” yani.  Annem de tam bir trouper’di.  O olmasa yine bir suru yiyecek hazirlardim kendi basima, yapabilecek kapasitem var.  Ama bayagi perisan olurdum o arada.  Annemin varligi coook sey farkettirdi.  Alinacak ders:  potluck degilse, yemekleri siz hazirliyorsaniz yaninizda yardimci biri olsun.  Anneniz mi olur, kadin mi tutarsiniz o gunluk, bir baska arkadasla beraber mi yaparsiniz (co-hosting yani) partiyi bilmem ama cok kasabilir hem yemek hem organizasyon.  Annem parti bittikten sonra ortaligi toplamaya da super yardimci oldu.  Mesela dugunden sonra ortaligi toplama isi cogunlukla benim ustume kalmisti, hele de herkes gittikten sonra evi silip supurme isi beni oldurmustu (Normalde eve ayakkabiyla girmiyoruz biz ama bunca insan gelir, icerisi bahcesi girip cikarken ayakkabilarinizi cikarin diyemiyorsun.  Ayakkabi ve iceri-disari ayriminin kalkmasi sozkonusu olunca ortalik feci batiyor.)  Annem sagolsun, daha o gece mutfak toplanmisti bile.  Bulasiklar hallolmus, artan yiyecekler kalkmisti.  Ertesi gun de o supurdu ben sildim ve parti sonrasi ev normaline dondu en hizli sekilde.  (Kadin tutaydin diyenlere: Valla cimriligimden degil, burada kadin nasil tutulur bilmiyorum, hic yapmadim cahilim bu konuda!)

Anneme tesekkur ettikten sonra bir de kocambey’e “keske burada olsaydin” demek isterim. Zira, birinci ders bir “yardimci” bulmak ise, ikinci ders de ya cocuk cagirmayacaksin ya da kendini cocuklarla ilgilenmeye adayacak birini bulacaksin.  Cocuk cagirmamak en garantisi olurdu aslinda, ortam daha sessiz ve daha temiz kalirdi.  Ama cocuksuz gelin demek de olmuyor, arkadasim -kendisi de cocuklu oldugu icin- cocuksuz bir partiyi aklindan bile gecirmedi.  Ben de dugunumuze cocuksuz gelin demedimdi, cocuklu cok arkadasim yok ama yine de (sayiyor…) 4 cocuk vardi dugunumuzde (ana karnindakileri sayarsak 6, hehe).  Cocuk cagirmamak secenek de tercih de degildi.  Bu durumda cocuklari oyalayacak ve zaptedecek birileri olmali ki anneler rahat rahat yesin icsin muhabbet etsin, cocugum ne halde diye devamli cocuklarin oraya gidip yoklama ve hatta baslarinda durma ihtiyaci hissetmesin.  Biz bu isi baba adayina vermistik, ama basta son dakika ihtiyaclari (buz) icin markette oldugundan, sonra gelen erkek vatandaslar (ki arkadaslari oluyor) ile ilgilenmek durumunda kaldigindan cocuklar basibos kaldi.  Toplarini inadina yukari balkona atmalar mi dersiniz, kizlar erkekler arasi minder kavgasi mi dersiniz, bahcedeki sus kayaya carpip yaralanmalar sonra da tasin altindan cikan yivis yivis sumukluboceklerle vicik vicik oynamalar mi dersiniz.  Her turlu costu cocuklar.  Arkadasim cok sayida cocukla basetmek konusunda pek deneyimli degil ve o gun dikkati/ilgisi dagildi biraz mecburen.  Bu soyleyecegimden onu tenzih ederim fakat Turk erkekleri cocuktan anlamiyor mirim!

Ayni zamanda bolumden arkadasim olan bir misafirimiz geldigi gibi cocuklarin dikkatini bir sekilde uzerine topladi, onlara ne yapip ne yapamayacaklarini anlatti (kurallari koydu).  O bir anaokulu ogretmeni modunda cocuklari hizaya getirince ben agzim acik “anne olunca ogreniliyor mu bu kendiliginden?” dedim, korkarim cevabi hayir.  Hayran kaldim hatunun olaya hakimiyetine.  Iste onun gibi birisinin orada aynen onun gibi cocuklarin hepsini katacak oyunlar oynamasi gerekiyordu.  Bizim babalar belki kendi cocuklarina arada yapma etme diyorlardi ama hepsini oyalayacak biri olmayi beceren cikmadi.  Iste benim kocamkisisi olsaydi o ortamda, ve ona su cocuklari zaptet, hallet denseydi, o da tam bir “trooper” olabilirdi.  Cocuklarla arasi iyidir ve bir seyler icat edebilecek kadar yaraticidir.

Kirilacak degerli esyaniz varsa -hele de ortamda cocuk varsa- kaldirin ama konusma malzemesi olacak fotograf, memento gibi seyleri birakin.  Benim kurutulmus gelin buketim, buzdolabina yapistirilmis fotograflar falan sadece benim icin degil, dugunumuze de gelmis olan arkadasim icin bile malzeme oldu.

Evde hayvaniniz varsa, insanlar gelmeye baslamadan once onlari bir yere kapatin, ihtiyaclarini da oraya koyun.  Bizim kedikizi yatak odasina kapattim, suyunu, mamasini, kumunu koydum.  Bir ara cocuklarin balkona “kacan” topunu asagi atmak icin yukari ciktigimda baktim, yavrucak gelen gurultuden, tantanadan tirsmis.  Cocuklarin gazabindan korunmalari icin de sart zaten onlari kapatmak.  Herkes gidince urkek urkek “asayis berkemal mi?” bakislari firlatarak ortama tesrif etmeleri de prayslis oluyor 🙂

Son ders de asil kendime, kontrol manyagi bana.  Kizim senden organizator olmaz!  Neden olmaz?  Duzenledigin seye gelenler eglenir, her sey hoslarina gider, hos anilarla ayrilirlar ama sonrasinda sen dusundukce kafayi yersin.  Cunku istedigin kadar onceden su soyle olacak bu boyle olacak diye plan yap, hazirlik yap, insanlar kendi bildigini okuyor!  Herkesi de kolundan cekistirip soyle yap boyle yap diye despotluk yapamazsin ki?  Simdi anliyorum ki -kinamayin beni, itiraf ediyorum ki- severek izledigim JLo filmi The Wedding Planner aslinda yalanmis.  Oyle uc kisilik ekiple insanlari yola koymak olmuyormus.  Koyunlar bir coban kopegi ile hizaya geliyor ama insan evladi, hele de yaslari 9dan kucukse cooooook baska yaratiklar.  Bu partide oyunlari hazirladim, oynanmadi oduller elimde kaldi, hala ona gicik oluyorum (halbuki kimse oyun olsa da oynasak modunda degildi, ortam coskundu).  Dugunumde gittim misafir sayisi kadar sampanya kadehi aldim, arkadastan takviyeyle yine o kadar sarap kadehimiz vardi.  Ama bir noktada bir baktim millet plastik bardaklarla sampanya iciyor, iceri baktim sampanya kadehlerinin cogu hala dolapta duruyor.  Ben giyinmeye ciktigimda kadehleri disari cikaracak kisiler cikarmamislar hepsini.  Ha misafirine garsonluk yaptirirsan boyle olmasi normal de, kimse de neyi neden ictigini umursamiyordu aslen.  Kimsenin sonradan “ay bir sampanya kadehi bile yoktu, plastik bardaktan ictik iyyy” dedigini sanmiyorum.  Ama iste, ah icimdeki gerzek OCDli perfectionist!

Aman cok uzun oldu.  Bir iki fotograf ekleyeyim ve kacayim.  Bir ara da bu nazar boncuklarini yapma macerami anlatirim.

Yanlis yerlere kanatlanan yavru kus

Aslinda buraya yazmaya pek niyetim yoktu, ama moralim bozuldu, icimi dokeyim dedim.

Gecen sefer yazdim ya, bizim balkonun altina yuva yapmis bir kus ailesi, icinde beyaz minik yumurtalarini gorebilmistim diye.  Artik ben bunlari bir dikizler oldum, bir dikizler oldum.  Yuva tam mutfak penceresinin orada, lavabonun basinda durunca gorus alaninda oluyor.  Ben de gidip gelip bakiyorum, dandik bir fotograf makinam var (oyle afilli lensler bilmemneler yok yani), onunla olabildigince yakinlastirip aradaki pencereye falan aldirmadan fotograf yakalamaya calisiyorum anne ve baba kus ortalikta oldugu zaman.  Gordugum, fotografladigim kadariyla teshis de ettik, arkadasla “house finch” cinsli kuslar (Turkcesi ispinozmus).  Bakiniz soyle bir sey bu tur.

Normalde cok ortalikta durmuyorlardi, baktim bugun anne kus surekli yuvada.  Balkona cikip aralardan tekrar bir bakmaya calistim.  Beni farkeden anne pirr uctu hemen.  Gozlerim o araliktan asagidaki yuvarlak beyaz yumurtalari ariyor ama goremedim, tuyler vardi.  Allah Allah dedim, sicak kalsinlar diye ustlerini dokulen tuyleriyle mi ortmusler ne yapmislar.  Aaa, bir de ne goreyim, bir maydonoz sapindan daha ince bir bacak ve miiinnnnnnacik bir ayak.  Ben daha bu kuslarin yumurtadan cikmalarina bayagi vardir saniyordum, torunlarim dunyaya gelmis bile!!!!  O sirada biz de manti acmaya (ve kapatmaya) hazirlik yapiyorduk, bu islemleri yaparken durup durup mutfak penceresinden dikizledim elemanlari.  Anne ortada bir pislik (bahcede biz) yoksa hep yuvada takiliyordu.

Sonra bir ara, yav dedim, bunlar bizim kadrolu kuslarimiz oldular madem biraz yem ve su koyalim yuvaya yakin, yuvadan uzak kalmak zorunda kalmasin ana baba.  Biraz ekmek kirigi, biraz ince bulgur koyduk (cekirdek seviyorlarmis asil, cekirdek edineyim).  Ciktim disari bunlari koymak icin, anne yine pirr uctu gitti.  Aaa, bir baktim yuvanin altinda, diregin dibinde bir yavru kus.  Olmus 😦  Igrenc karincalar ususmeye baslamislar bile.  Ne zaman oldu, ne zaman dustu hic bilmiyorum.  Devamli bakiyordum disari ama yuvaya bakiyordum, egilip yere bakmiyordum ki.  Annem kendiliginden olmusse, yumurtadan olu cikmissa onlar atmislardir asagi dedi.  Yuvadan dustugu icin olmemistir herhalde.  Baktigimda gorebildigim kadariyla yuvanin cukur kisminda toplanmisti yavrular, anne de yuvada oldugunda kenarinda duruyor, oyle kicima yer acayim da yayilayim girip gibi bir sey yapmiyor.  Torunlarimdan bir tanesini kaybettim anlayacaginiz 😦  Anisini yasatmak icin bir fotografini cektim (kuslari yakalarsam diye arka cebimdeydi makina), sonra da bir agacin dibine gomduk minigi.  Daha ucmayi ogrenmeden baska diyarlara kanatlandi bicicik.  Bari kardeslerinin basina bir sey gelmese de vicir vicir ucmayi ogrenmelerini izlesek ilerleyen gunlerde.  E dogal olarak takipteyim.

Bu gunle ilgili guzel gelisme ise buzluguma cozdurup cozdurup mideye indirmek uzere yerlestirilmis mantilar oldu.  Annem giderayak buzlugumu dolduruyor da.  Bu vesileyle kapatmasini zaten iyi becerdigim mantiyi acmasinin da cok zor bir sey olmadigini ogrenmis, hatta deneyip yapmis oldum.  Bunca yil manti acabiliyorum diyenlere bosuna “wooaouuuw, ay ne beceriklisinn” diye gipta etmisim.  Acmasinda bir sey yokmus, kapatmasi asil olay, ben zor kismini yillardir yapabiliyorum zaten.  Merak ettigim sey, hamur acma becerimde birkac hafta once fimo ile yasadigim deneyimlerin katkisi olup olmadigi.  Yani hamur hamurdur sonucta, ha renkli polimer kil ha un-su-yumurta.  Canim istediginde (vaktim de elveriyorsa!) manti yapabilecegimin farkina varmis olmak, evet, yavru kuslarin olup yuvadan atildigi bet bir gun icin guzel bir gelisme.  Suraya da kirmizi tuylu baba kusu, daha iyi bir pozunu yakalaamadigim gri anne kusu, ve rahmetli yavru kusu koyayim da arkadaslarla bir tanisin siz de.

kirmizi kafamla tavladim hatunu

daha duzgun bir fotosunu cekemedim

sen kucuksun olemezsin

Yavru kuslar olmesin, cekirdek de yiyebilsinler 😦

Hidirellez

Bu gece hidirellezmis!  Ben bu hidirellezle alakali dilek dileme olayinin ise yarayip yaramadigini bilecek kadar deneysel calisma yapmadim onceki yillarda (hatirladigim kadariyla sadece 1 kere dilek diledim, ondan bile pek emin degilim).  “Ya cikarsa?” diyerek yilbasi piyangosu icin bilet alircasina bir dilek dileme isine girisecegiz (azzz sonraaaa).  Az sonra diyordum ki annem hadi dedi, gittik gecen haftalarda ektigimiz mini mini gul fidelerimizin altina kagit gomduk, cizdik, ip bagladik ve saire.  Ustunden atlama isini es gectim yalniz, fidelerin boyu ustlerinden atlamaya pek musait olsalar da gecen gun etraflarina dikilmis gazanialari telef etmemek adina adetin o kismini bilmezlikten geldik.  Ortam karanlik olmasa bir iki fotograf ceker koyardim, usendim dogrusu.

Hidirellez hakkinda degisik rivayetler var, ama bazilarinin dedigi gibi bu olay baharin gelmesi ile falan alakaliysa benim baharim coktaaaaan geldi, beklemedi hidirellezi.  Bizim bahce biraz hayvanat bahcesi, artik giderek daha cok “yok artik!” demeye basliyorum.  Su salyangoz ve sumukluboceklerle olan mucadelemizden bahsetmistim. Bu yivislara yenilmedigimi gururla belirtirim.  (Ama pazar gunku bebek partisinde misafir cocuklardan icine canavar kacmis biri bahcedeki sus kayalardan birini carpmak suretiyle yerinden oynatmis, altindan cikan sumuklubocekler cocuk kismini en az bir 30-40 dakika mesgul etti, hayvanat bahcesi deneyimi yasatti ama bu yaratiklara gonullerince dokunabildikleri icin (iyyyyyy! mide de yok ki canavarlarda) mest oldular.  Vicik vicik oynamaya basladiklari anda ben iceri kactim.  Orada burada kaya altlarinda hala bir miktar yivisgan var yani).  Klasik bocekimsi hayvanat da bol sanirsam, mesela karincalar, mesela son birkac gundur disarida iyica artan sicaklardan bunalip kendilerini -nasil ve ne araliktan bilmem- iceri atan bocek elemanlarinin cumle alem familyalari, mesela salatalik yapraklarimi bir turlu rahat birakmayip beni yine bir kimyasal kullanmaya mecbur birakan gizemli bocekler.

kilkuyrukBir de tabii kertenkelelerim var.  Kertenkelelerimiz manyak.  Onlari gordugum siklikta yilan gorsem mesela, ilk firsatta evi satar bir apartman dairesinde yasamaya geri donmeye calisirdim.  Belki hic rasyonel degil yilanlara bu tepkim ama etrafimda bir suru yilan oldugunu bilerek yasamam mumkun degil.  Halbuki kertenkelelerle farklari asagi yukari 4 ayak. Biyolog arkadaslardan dayak yiyebilirim su son yazdigim sey yuzunden o yuzden bu karsilastirma bahsini uzatmayip, kertenkelelere yogunlasip, sevgili biyolog arkadaslarimi kertenkeleler uzerine yapacaklari fieldworkler icin bahceme davet edip gonullerini alma girisiminde bulunurum.  Kendi capinda bir mikro kertenkele dunyasi var burada, orasi net.  Duvarlarda falan dolaniyorlar, karsidan bakiyorsun ok… de… bir de fazla teshirci versiyonlari var.  Bu arkadaslar calisma masamin hemen solundaki alcakca pencereye tirmanip oooyyyle donup kaliyorlar orada bayagi bir sure.  Yani hayvanat bahcesindeki akvaryumlardaki hayvanlari izler gibi oluyorum oturdugum yerde.  Hayvanin boynu, gogsu, gobegi, ayaklarinin alti falan super manzara oluyor.  Hatta -cep telefonuyla cektigim ve aradaki sinek telini ekarte edemedigim icin super olmasa da- beni upppuzun kuyruguyla sasirtan capkin arkadasin bir fotografini koyayim.  Darwinistler elemanin bu kuyrukla mali goturdugunu dusunurler mi acaba?  Yani tavus kusu degil bu ama o kuyruktan bir insan olarak ben etkilendim, bir disi kertenkele de etkilenirdi herhalde.  Evet, ortam arsiz ve teshirci kertenkele kayniyor.  Cok ayip!

Bir de kediler var sonra.  Benim kizginem ev kedisi, disari cikmiyor.  Ancak ben bahcede oldugumda benim gozetimimimde cikiyor.  Hemen ot yemeye veya kuruyup dokulmus erguvan ciceklerini lupletmeye calisiyor, o yuzden pek basibos birakmiyorum.  Ama yan taraftaki evin tweety’nin sylvester’i gibi siyah-beyaz oldugu icin sylvester ismini taktigimiz kedisi ile sokagin karsisindaki evin sarman oldugu icin sarman dedigimiz sisko kedisi arada kendilerini bir sekilde bizim bahcede buluyorlar.  Oyle “buralarin krali benim” dercesine pit pit pit dolanirken goruyorum onlari, ozellikle sylvesteri.  Ama biraz daha Britanya kralicesi ve avustralya arasindaki iliski gibi iliskimiz.  O kendini buralarin hakimi saniyor, arada gelip bir kolocan ediyor, biz de kendisini pek umursamayarak hayatimizi surdursek de gordugumuz zaman “Aaa, sylvester gelmiss!” seklinde bir heyecan dalgasi yasayip cama/kapiya yanasip pist pist diye ilgisini cekmek icin sevgi gosterilerinde bulunuyoruz.  Bu biz’e kedikizim dahil degil, o bahcedeki yabanci kedileri farkederse garip sesler cikariyor ve “hissss”leyerek kaciriyor.

Bu kediler yuzunden cok istesem de bir bird-bath (kus banyosu) koyamiyorum bahceye, ya da bir kus yemligi asamiyorum.  Hayvanlari alistiracagim, bizim bahceye ugrar olacaklar sonra da bu Sylvester allahsizi gelip bunlari bir bir avlayacak.  Yani kedi kebapcisi acmis olurum bir nevi anlatabiliyor muyum?  Biz kuslara bir bed and breakfast ortami saglayamamis olsak da bizleri yalniz birakmiyorlar sagolsunlar.  Sabah saatlerinde gelip, tam kapinin onundeki palmiyenin etrafinda bir iki tur atip kaybolan bir sinekkusu bile goruyorum arada.  Lakin kuslar konusundaki asil surprizi gecen gun yasadim.  Meger bazi kuslarimiz teklifsizlermis, biz yem, banyo, tahta kutu/yuva saglamasak da bir gecekonducu mantigiyla yuvayi konduruvermisler.

manda degilDun aksam gunes battiktan hemen sonra bahcedeydik, kediyi de cikardim, seviyorum oyle, tuyleri temizliyorum falan.  Anlik bir gelisme oldu, kedi arkamda yukarida bir yere gozunu dikip pur dikkat kesildi ve o noktadan bir “sey” ucarak yol aldi ve kayboldu.  Ben “n’oooluyoruz?” diye kedinin baktigi yere baktim, daha “aaa, karanlikta yanlis mi goruyorum” derken farkettim ki balkonun altinda diregin kosesinde bir kus yuvasi var. Bu erguvan’in dokulmus dallarini toplamis toplamis yuva yapmis kus.  Kediyi farkedince de pirr diye kaciverdi herhalde.  Kedi tabii elimin altindaydi, bir yere gidecegi yoktu, ama biraksam icindeki canavar salisesinde yuvanin dibindeki direge dogru atlayacakti.  Kediyi iceri sokup yuvaya bakindim ama cok yuksekte oldugu icin nedir ne degildir pek anlayamadim.  Ertesi gun “Ulan asagidan bakinca yuksekte ama balkonun altindaaaaa!” farkindaligini yasadim, balkona ciktim ve balkonu olusturan tahta kalaslarin arasindan yuvanin icini dikizlemeye calistim (kus rontgencisi oldum resmen, mahremiyetleri falan kalmadi!).  Bilmiyorum bu kendiliginden mi olmus, yoksa kus mu yapmis, ama yuvanin ustune denk gelen yerdeki kalas araligi kuru erguvan cicekleri/yapraklari ile doluydu (yagmur yagsa asagi sizmiyordur herhalde bu yuzden).  Bu cicekleri cektim araliktan, ve zor da olsa gorebildim yuvanin icini.  Tam sayamadim ama 3ten fazla yumurta vardi, beyaz beyaz, minicik.  Torunlarim oluyor resmen yav!  Bir yandan neler olup bitiyor merak ediyorum ama diger yandan yandan da hayvani rahatsiz etmek, yuva yapmak icin bizim balkonun altini sectigine pisman etmek, beddualarina hedef olmak istemiyorum.  Bakalim vicir vicir yavru sesleri gelmeye basladiginda duyarim herhalde.  Bu arada ben de civara ekmek kirigi falan birakayim bari.  Tabii bir taraftan da sylvester’a yem olacaklar diye korkuyorum.  Benim ev ici kedicigim bile boyle “kediyim ben huleaaynn, yirim kuslari yirimmm” turu bir tepki vermisken sylvester zillisinin kusu sirf sahibinin onune koyup “baaak sana hediye getirdim” dercesine miyavlayabilmek icin avlamasi isten bile degil.  Suc sylvesterin sahibinde, ne birakiyorsunuz kardesim hayvani sokaga?  Coyoteler (cakal) kapiyor kedileri, ya da araba altinda kaliyorlar, risk aliyorsunuz, farkinda degil misiniz? Adi ustunde felis domesticus, ev kedisi, evde hapsedilmis hissetmezler biraz da oyun moyun oynayip ilgilenirseniz.  Benimki gayet mutlu mesela (aldigim barinak da asla disari birakmamami soylemis, hatta buna dair bir sey imzalatmisti).

Neyse iste, kuslarim ve yumurtalarim var.  Annem gecen gun bahceye oturmaya ciktiklarinda kusun tekinin ilerideki duvara konup uzuun uzun soylenircesine, sikayetkar bir sekilde otup durdugunu soyledi.  Birkac hafta once kocambeyle ben yeni isinan havalarin tadini cikarmak icin bahceye ciktigimiz gunlerden birinde yan evin catisindan bize bayagi bik bik bik oten bir (bazen bir tane daha) kus dikkatimizi cekmis, aman bahcemizde de oturtmayacaklar bunlar bizi, kovuyor suna bak dedirtmisti.  Acaba diyoruz bu kus(lar) yuvanin sahibi, yimirtalarin anasi babasi midir?  Bilemiyorum valla, ama oyleyse o kuslara “bak cicim, benden de kedimden de size zarar gelmez, bi eksiginiz var mi diye sormaya geldim” falan diyebilmek isterdim. “bagak cigicigim..” diye baslasam ise yaramayacak biliyorum.  Eskiden ingilizce vs. yabanci dilleri de dikkatli dinler, “formulunu” (aradaki g’li heceleri cikarmak gibi) cozersem anlayabilecegimi sanirdim.  Goruyorsunuz, o gunlerden bu yana bayagi yol katetmisim IQ olarak, heheh.

Gecen sefer tease ettigim seyleri yazmadigim icin kandirilmis hissetmeyin, yazacagim hala baby shower ve alakali olaylari, rapor verecegim.  Oldu, bitti, simdilik “phew!” diyorum elimin tersini soyelce bir alnima surup asagi dogru sallayarak.  Alnimin akiyla ciktigimi da mujdeliyorum.  Detaylari yakinda.  Ha “biz zaten merak etmiyorduk ki, yazsan da okumicektik zaten” diyorduysaniz “hih, o da size bayiliyodu!” diye trip atar Hulya Kocyigit kosusu ile kacarim bu blog yazisindan!

Sweet corn cake takvimlerle arami yapsin

Son blog yazimi 27 Nisan’da yazmisim ve 2 hafta sonraki bir baby-shower’dan bahsetmisim.  Oh oh hazirliklara ne kadar erken basladim diye de kendimi kutlar bir haldeydim okuduysaniz.  Sonra bir sekilde kafama dank etti ki 2 hafta sonra falan degil, hemen o (bu) haftasonu bu olay, 2 Mayis gunu, yani yaziyi yazdiktan 5 gun sonra.  Nasil oldu bu is hic anlayamadim, hala saskinim, resmen yapilmis en aptalca dalginliklar listemde top5’e oynar.  Google calendar var, bilgisayardaki iCal var, telefondaki takvim var ve ucu de birbirine senkronize.  Gunumun hemen her aninda elimin altinda bir takvim varken, nasil oluyor da ben 2 Mayis gunku olayi iki hafta sonra (ve “showerdan sonraki haftasonu” diye mimlenmis olaylari da uc hafta sonra) sanabiliyorum yahu?  Takvimlerdeeen haberin yok muuuuu, geciyoooor yillaaarrrr diye turkuler cigirasim var (guzel de sarkidir).  Neyse, hazirliklari hizlandirdim bu durumda, bunlardan daha sonra etraflica bahsedecegim.  Simdilik yarinki olayimiza hemen hemen hazir oldugumuzu soylemekle yetineyim.  Ha bir de sey diyecegim, bu baby-shower bahsi uzerine bebegi benim sanip “insan bi haber eder be!” diyen oldu, baby-shower’i arkadaslari icin yapiyor burada insanlar, bu da arkadasim icin benim duzenledigin shower.  Bir bebek beklesem buralar bebek bekleyen anne bloguna doner kesin, oyle gizli sakli hamilelik yasayabilecegimi sanmiyorum.

Neyseaaaaa!  Gelelim sweet corn cake olayina.  Burada bir zincir Meksika restorani var, ismi el Torito.  Kocambey ve ben de Meksika yemeklerini pek severiz.  Amerika’ya gelen Turkler zaten Meksika restoranlari ile denize dusan yilana sarilir misali bir iliski icindeler, bizim damaga Cin, Thai vs. mutfaklardan daha yakin oldugu icin.  Biz her turlu mutfagi seviyoruz, yiyoruz ama Meksika yemeklerinin gonlumuzdeki yeri ayri.  Eskiden oturdugumuz yere yakin iki cok guzel ve otantik Meksika restorani ve bir de salas taco’cu vardi. Bu iki restoran arasinda kalirdik, hangisine gidecegiz diye kararsizlik yasardik (Ben de kendimi tekrarliyorum resmen ha!).  Sonradan tasindigimiz yerlerde bu luksumuz sifirlandi.  Benim bulundugum yerde Meksika kokenli nufus bayagi yuksek olsa da adam gibi Meksika restorani bulamadik, denediklerimizde hayal kirikligi ugradik.  El Torito (minik bogacik dimek) yeri de sinemaya yakin diye gittigimiz bir restoran.

El Torito’da yemeklerin yaninda soyle bir ufak dondurma topu buyuklugunde bir sey geliyor, ne oldugunu bilmiyordum, daha once gittigimiz restoranlarda hic gormemistim.  Tatlimsi bir sey aslen.  Cok sever oldum, yemekten once hemen onu lupletir ve doyamaz oldum.  Ama bu “sey”i kendim de yapabilecegim hic aklima gelmedi.  Restoranlardaki yemekler evde pismez gibi bir varsayim var kafamda sanirim.  Gecen baktim Amerikali arkadasim facebook’ta yaptigi yemegin fotografini koymus, “sweet corn cake” dedigi sey de bu benim sevdigim seye cok benziyordu.  Hemen google’in kapisini caldim, “mumkunse annem bir fincan sweet corn cake tarifi istiyor” dedim.  “Aaa, olmaz olur mu, sen .35 saniye bekle, getiriyorum hemen” dedi, istedigimden cok tarif verdi bana.  Ben de allrecipes.com’daki su tarif ile recipesource.com’daki su tarife baktim (ikincisi hem de El Torito’nun tarifiymismis).  O gun markete ugradigimda bulunsun yaparim diye dondurulmus tatli misir, corn meal (Turkcesini bilmiyorum, ama tam misir unu degil, o corn flour), krema falan aldim.  Lakin masa harina denen seyden bulamadim.  Daha sonra baktigim baska bir markette de bulamadim.  “Bir masa harina ugruna ya rab ne sweet corn cakeler yapilamiyor!” diye isyan edeyazmistim ki bugun yarinki bebe-yagmuru icin meyve almaya gittigim (evime cok yakin olmasina ragmen ilk defa gittigim?!) bir markette buldum masa harina, atladim aldim hemen.  Kullanilan miktar cok az aslinda ama ben koskoca paketi acimadan aldim.  Haftada 1 sweet corn cake yapsam yine de 2 yil gider herhalde paket.  Babamin kilerimde buldugu son kullanma tarihi 2005 olan baharatlar yuzunden beni azarlayip durdugu su gunlerde bir an -sadece bir an- tereddut etmem kacinilmazdi.  Cizgi filmlerdeki ucurumdan dusme sahnelerini andiran o andan sonra “amaan” deyip atlama olayina devam ettim.

Eve geldik, annemle mutfaga girisip yarin icin yiyecekleri hazirlayacagiz sozde.  Zeytinyagli sarmalari dun geceden yapmistik hazirdi (check).  Elmali turta/pasta, tatli, borek, bilmemne yapilacak.  Ben dedim “dur hele, ben su sweet corn cake’i denemezsem dunya yikilacakmis gibi bir his icindeyim” anneme de “sen digerlerine basla, elma falan rendele, ben buna bir girisivereyim” dedim.  Temel olarak ikinci tarifi kullandim, yagini biraz az tuttum, bahsedilen ikinci metodla pisirdim (tepsiyi kaynar su dolu baska bir kabin icine koyarak firina veriyorsun).  Sonuc: Yes!  Bu ilk denememden aldigim dersler: 1. Yagi onceden cikart yumusasin, dunya yikilacak diye korkuyorsan mikrodalgaya at iki saniye, aksi takdirde mikserle guresiyor yag, 2. misirlari cekerken biraz daha ufalt, 3. firinda piserken ustu kuruyayazarsa ustunu kapat, ustu kurumasin (ya da 40 dakikadan fazla birakma).  Benim cake genelde iyiydi de iste ustu kuruyunca olunca kitir kitir olmustu biraz.

Simdi Turkiye’de okuyup da bunu denemek isteyenler olabilir, ama masa harina denen un sorun olacak.  Bilmem ki bulunur mu Turkiye’de.  “Onun yerine normal un koydum, vallahi de billahi de ayni oldu” demis bir suru kisi tarif alti yorumlarinda ama o masa harinayi koyunca cikan kokuyu alinca “hadi lennn!” dedm.  Bu masa harina corn/misir tortillalarin yapildigi un.  Flour (bugday unundan) tortilla ve corn tortilla arasinda ne kadar fark varsa normal un ve bu un ile yapilmis sweet corn cake arasinda da o kadar fark olacaktir.  Mesela ben corn tortilla sevmem, hep flour alirim, ama bu sweet corn cake’e o ilginc tadini kokusunu masa harina veriyor bence, onsuz da olur ama olmasi gerektigi gibi olmaz diyorum. Su fotograflari da yaparken cektim (sanatsiz fotolar, telefonlan cektimdi):

Yag, masa harina, su ve misirli ilk karisim

cornmeal, krema, seker, tuz ve kab. tozlu ikinci karisim

Iki karisimin karisimi, firina girmeye hazir

Boyle top top servis edileni seviyorum

(Resimlere caption koyunca wordpress fittiriyormus, bunu da boylece ogrenmis olduk.  Otur wordpress, sifir!)

Kocambey ben yaparken guacomole’nin ne kadar basit bir sey oldugunu gordukten sonra boynuz kulagi gecti, cok guzel guacomole yapar.  Fajita olayini da cok guzel kotariyoruz.  Benim sweet corn cakeleri de eklersek yavas yavas guzel Meksika restorani arayisimiza son verebiliriz sanki?  Yalniz margarita olayinda azcik daha yol katetmemiz ve benim enchilada yapmayi ogrenmem gerekiyor.  Kocambeyin favorisi fajita olsa da ben enchiladaciyim zira.  Enchiladanin kendisinde bir zorluk yok da sosunu yapmayi ogrenmeli asil.  Ya da Trader Joe’s dan hazir sosunu alip oradan baslamali.

Neyse, bu muhabbeti burada bitireyim. Hanimis: Sweet corn cake yaptim, bu yazinin olayi bu.  Ama bir sonraki yazi icin sneak preview vereyim:

Hamile takibinde son durum: 2-0.

– Dugun, baby-shower derken bir event organizer kariyerine gecis mi yapiyorum?

– Fimo’yla biraz da ben oynayayim derken nikah sekercisi kariyerine de gecis yapiyor olabilirim belki?

– Bir baby-shower duzenlemenin en ikircikli incelikleri.  Baby-shower etiquette’in derdi beni mi gerdi?

Pek yakinda.  Simdilik gidip takvimlerimi opup koklayip barismaya calisacagim.  Bir sweet corn cake versem?