Prensese Olum: Disney Prenseslerinin Yalan Dolu Dunyasi

Dugun dernek muessesesi ile ilgili ucuncu yazimiza hosgeldiniz. Ama mevzuya gecmeden once bir itirafim var. Yine procrastination’un pencesinde kivraniyorum. 29unun sabahi Turkiye’ye yola cikiyorum, bugun ayin 24u. Onumuzdeki birkac gun icinde yapilacak cok bir yolculuk hazirligim yok, yani oyle son dakika kostur kostur alisveris yap gibi bir sey yok.  Bir tek valizler hazirlanacak, o konuda da bayagi iyiyimdir soylemesi ayip. O konudaki tek derdim bu gelinligi en az mahvederek ve havayollarina en az (tercihen hic) bagaj parasi vermeden Turkiye’ye ihtiyacim olan her seyi nasil goturecegimi henuz bilmiyor olmak. Denyolar uluslararasi ucuslarda bile 2. valizden para aliyorlar (yola cikmadan once mutlaka web sayfalarindan kontrol edin bagaj limitlerini).  Gitmeden once yapmak istedigim tek bir sey var, o da elimdeki makaleyi bitirip yollamak.

Yaz basindan beri iki “parca” bitirdim yolladimdi, akibetleri ne olacak bilmiyorum, henuz bir ses cikmadi.  Bu elimdeki makale ise bayagi bir suredir evirip cevirip oynadigim bir makale.  Yazmasindansa duzenlemesi (edit&revise) daha uzun suruyor. Data analizi kismini elden gecirmesi kaldi bir.  Data ayni data, sonuclar degismeyecek, sadece bulgulari yazdigim kismi duzenleyecegim ama gozumde buyuyor, gunlerdir karsilikli bakisiyoruz.  Istedigim bunu da halledip bu makaleyi Turkiye’ye gitmeden once yollamak, sonra da 20 gun boyunca hic is guc dusunmemek.  Tekrar yazmaya baslama konusunda ikinip duruyorum, dedim bari blog yazayim, yazmaya baslayayim bir sekilde.  (Bu da procrastination karsiti bir metod. “Free style” yazmaya baslayin, ne olursa yazin, sonra sadede gelin diyorlar.  Sekil 1-A.)

Itiraf bitti, simdi blogumuzun konusuna gelelim.  Gecen seferki yazida, dugun olayi ve gelin olma durumunun abartilisindan bahsetmis, ve dugun endustrisiyle beraber Walt Disney’in prenses dayatmasini sorumlu gordugumu soylemistim.  Simdi de bu prensesler dunyasinin cirkin yuzunu size ifsa edecegim kendimce.

Kendileri icin baby-shower yaptigim arkadaslarim var ya, onlarin bebeklerinin cinsiyetini dogumdan once ogrenmediklerini soylemistim.  Cinsiyet ayrimi yapmaktan kacinmak ve cinsiyetle ilgili stereotiplere (or: pembe-mavi) prim vermemek adina boyle bir tercih uyguladilar.  Ben hala anlamiyorum, ama onlarin tercihi, onlarin bebegi.  Boyle duyarli insanlar yani, onu demeye calisiyorum.  Ama ilk cocuklari su anda 6 yasinda bir kiz cocugu, ve prensesligin dibine vurmus bir kiz. Bir gormelisiniz. Gecelikleri hep prenses resimli gecelikler, tullu mullu. Prenses terlikleri var, her prenses icin bir tane (ama cok kaydigi icin giyemiyor zavallim), barbie prensesleri videolari izliyor, noel hediyesi prenses satosu, halloween kiyafeti karlar prensesiydi.  Giyimde tercihleri pembeler, cizdigi resimlerde ailesini resmetmeyi tercih ettigi sekil kraliyet ailesi.  Babasina ikinci bebek hala dogmamisken cinsiyetini ogrenmeleri icin telkinde bulunurken “Ya bakin siz ilkinde de bu sebeplerden ogrenmediniz, simdi kiziniz tipik kiz cocuk stereotiplerine uyuyor, bosuna merakta kaldiniz” dedim.  Yazik onlar da dertliymis bu konudan, “Kacamiyorsun ki!” dedi ozetle.  Anne-baba calistigi icin kizimiz kucuk yastan beri kres ve anaokuluna gitti, ve artik benim bile tanidigim okul arkadaslari var beraber buyudugu.  Sen evde istedigin kadar evde bu cinsiyet stereotiplerini yikmaya calis, cocuk arkadaslarindan goruyor ve istiyor.  Ariana’nin uyuyan guzel elbisesi var, ben de istiyorum diyor.  Arkadaslarim anti-prenses kiz kahramanlari olan kitaplar aliyorlar, mesela bir Junie B. Jones var (ben de sayelerinde bayagi bir sey ogrendim cocuk vs. hakkinda goruldugu uzere) ama kizimiz onlari da severek okusa da, sonunda kendisini prenses olarak gormek istiyor, oyle resmediyor.

Internet ortaminda bu prenses sorunu bayagi irdelenmis aslinda, “Disney prensesleri sana ne soyluyor?” turu Disney prenses filmi desifreleme girisimleri cok.  Birincisi: Kabul edelim ki bu prensesler serisi Disney icin bir ekmek kapisi, feci para kiriyorlar o animasyonlardan ve yan urunlerinden (or: prenses terlikleri serisi).  Her etnik/irksal kokenden cocuklarin kendileriyle bagdastirabilip urunlerine abanabilecegi prensesler olsun diye etnik prensesler serisi yaptilar 90lardan itibaren, misal: Yerli Amerikali/Kizilderililer icin Pocahontas (nasil da saptirilmistir o hikaye aslindan, apayri bir konu), Uzakdogulular icin Mulan, Ortadogulular icin Jasmin (Aleaddin filminden), ve en son Siyahlar icin Tiana (Princess Frog).  Bu sonuncusunun ismini bilmedigim icin bir google yaptim, sunu buldum, Allah belani versin Disney dedim: http://disney.go.com/princess/ Sonra da prensesler icin boyle “ozel” sayfa yapmalarina sasirdigima sasirdim.  Ikincisi, ve daha muhimi: bence bu prensesler kiz cocuklarina cok yanlis mesajlar veriyor ve kiz cocuklarinin gelisimini kotu etkiliyor (ve bu gorusumde yalniz degilim).  Sirf bir kraliyet ozentisi, bir ust sinif/aristokrat hayata imrenis yaratiyor olsa o kadar sorun olmayacak, izletirsin cocuga Helen Mirren’in muhtesem oyunuyla bir “The Queen,” gosterirsin kralice olmanin nasil zor ve o hayal dunyasindakinden cok farkli oldugunu olur biter.  Ama bu cizgi filmler belirli bir tur kadinlik ogretiyor ve bu tur kadinlik benim kadinlara yakistiramadigim bir tur kadinlik.  Sorun bu.

Bir kere bu prenseslerin gorunusleri hep ayni: Sac ve ten rengi degisiyor, etnik ogeler (cekik gozler vs.) ekleniyor ama tipler ayni. Uzun saclar, kum saati vucutlar (aslinda direkt barbie vucutlari), narin eller, dolgun dudaklar, minik burunlar, cikik elmacik kemikleri… Cocukluktan baslayarak bu standardize guzellik anlayisi kadinlara empoze ediliyor, sonra gelsin imaj sorunlari, anorexia, blumia.  Sonracigima verdigi mesaj hep: Prens gelecek, dertler bitecek! Ha tabii prensin gelmesi icin guzel olman gerek, bazen de guzel+prenses olman gerek.  Ha denebilir ki, sorun Disney’de degil, bu masallar ataerkil bir gecmisin urunleri.  Bence Disney sorumlu bu durumdan zira bazen hikayeleri carpitiyorlar (ornek: Pocahontas) ve her seferinde de asiri bir allama pullama soz konusu.  Benim Cinderella masalini ilk duydugumda canlandirdigim balo, elbiseler falan sonradan animasyonunda izlediklerim kadar satafatli degildi.

Surada bayagi eglenceli bir yapibozumu var bu prenseslerin (Sociological Images severek takip ettigim bir blog bu arada tavsiye ederim)(Eliniz degmisken suna da bakin).  Cinderella tabii butun prensesler gittiginde bile kadinlarin kafasinda kalan prenses: Hayatin zor mu, ailen, okulun, isin seni kasiyor mu, bir prens ve bir balo ile her sey bambaska olacak. Bul o prensi, tavlamak icin elinden geleni yap, hatta aslinda sahip olmadigin elbiseler, ayakkabilar ve arabalarla rol kes, o balodan sonra yasadin.  Iste bu “prensi kafesledin mi artik hayatin bambaska olacak” olayini simgeleyen dugunler de abartili olabiliyor.  Sanki o disney prenses dugunune ne kadar yakin olursa dugun, “happily ever after/sonsuza dek mutluluk” ihtimali daha guclu olacakmiscasina kasiliyor.

Yiyosa disney bir de evlendikten sonra bu prenseslere ne oluyor onu anlatsin, hodri meydan? Kralice kaynana ile suregiden pasif agresyon savasini, cocuklari dadilara mi biraksam kendim mi baksam ikilemini, komsu ulkenin citir prensesinden kocayi kiskanmalari, savasa giden ve aylarca yok olan prensin ardindan bir yandan onun icin endise edip diger yandan da gonlunun prensin yakisikli kuzenine “kaymasi” yuzunden suclu hissetme (evet bu biraz Ask-i Memnu oldu ama Bihter’in ozellikle dizideki onca lukus icinde cektigi acilar ve sonunda olumu bir nevi dugunde keramet olmadiginin en guzel bir ifadesi degil miydi?).  Birilerinin bu kiz cocuklarina disney prenseslerinin yalan dolu dunyasini anlatmasi lazim.  Bu prensesleri ve sayelerinde kiz cocuklarinin bir sekilde icinde yasamaya basladiklari hayal olup gercek sanilan, gercek olmadigi anlasildiginda da hayal kirikligina ugratan o dunyayi cocuklarin hayatindan cikarmak lazim. Ama nasil?

Yine Sociological Images blogunda gorup gittigim, cok da ilginc buldugum bir anne blogu ornek olabilir.  Annemiz aslen cocuklar icin oyun terapisi yapan psikolog, yani uzman sayilabilecek birisi anne olmanin otesinde.  Bir gun kizinin gelip “Anne ben devamli prensesleri dusunuyorum” demesiyle “nassi yaaa?” oluyor, ve sorunun boyutlarini farkediyor, ve kendince bir “prenses detox” cabasina giriyor. Blog da bu cabayla ilgili.  Mesela prensesler ve dugun meselesine dolayli olarak kitap kapaklarindaki prensesler yazisinda deginmis.  Cocugunuz, ozellikle kiziniz varsa bu bloga bir goz atmanizi tavsiye ederim: http://disneprincessrecovery.blogspot.com.  Bu prenses endustrisi ve prenses sendromunun cocukluk ve ileriki yillarda etkileri uzerine, disney filmlerinde sadece cinsel degil irk kimliklerinin nasil hoyratca islendigine dair cok yazi/video var internette.  Anne babalar bence bu sorunu gormezden gelmesinler kizlarinin dugun gunu fittirmasini istemiyorlarsa 🙂

Bir gun kizim olursa bu prenses sendromundan oldukca uzak tutmaya calisacagim kesin, feministlikten falan degil.  Cocuguma o hayal ettigi dunyayi bir cubuk hamlesiyle sunuverecek bir iyilik perisi/fairy godmother olmadigim icin cocugumun benden yana bir hayal kirikligi yasamasini istemedigimden.  Ucu anne babalarin cocuklariyla iliskilerine de dokunuyor anlayacaginiz. Disneyland’e bu kadar yakin yasayip da disneyland gormemis bir cocuk olabilir bizimki, legoland’e gotururuz artik n’apalim!

Bir iki link:

Su videoya da bakin, cok eglenceli, aslinda belki bir onceki yazida yer almaliydi ama buraya kismetmis.  Dugun olayi abartiliyor diyordum ya, inanmadiysaniz burada ele alinan gelin programlarina goz atin.

NY Times’dan bir “What’s Wrong With Cinderella?” yazisi, dolu dolu yazmis benim burada ozetle anlattiklarimi.

Disney di bizinis.

Bir de not: Bu kizlar buyuyunce de bir “mean girls” durumu ortaya cikiyor, bullying ve cyberbullyingi yapan ya da bunlarin hedefi olan cocuk ve gencler oluyorlar.  Bu da cok ilginc bir konu, bir noktada deginmek istiyorum bakalim ne zaman.

Bir son dakika notu: porselen makyaj nedir ya? Imdak!

Bir gunlugune prenses

Once bir itirafla baslamak istiyorum: Sunca yillik Amerika seruvenimde gelini Amerikan olan bir dugune hic katilmadim. Amerikali esiyle evlenen bir Turk arkadasimin dugunune gitmistim, ama o sayilmaz.  Davet edildigim Amerikan dugunlerine ise bir sekilde gidemedim.  O yuzden yazacaklarim gordugum fotograflara, donen muhabbetlere dayaniyor daha cok.  Bir de istisnalarin pek tabii ki var oldugunu da belirterek disclaimerimi koyayim en bastan, bir miktar genelleme var anlayacaginiz.  Iste o genelleme: Amerikan dugun endustrisi “dugun”un kadinlara bir gunlugune prenses olma vaadiyle ayakta duruyor, ve bunu pekistirecek (gerceklestirecek) sembolizmi bizzat dugunlere dahil ediyor.

Gecenlerde Norvec prensesinin dugun fotograflari vesilesiyle bir muhabbet dondu, nedir bu kraliyet merakimiz, o “royal” hayatlara ozentimiz onu dusundum.  Turkiye’de durum o kadar vahim olmayabilir, ama Amerika’da bir “prenses”lik sorunu var.  Ne bileyim, babalar kizlarina “prensesim” diye hitabediyor. Bir sonraki yazida bahsetmeyi umdugum bir prenseslik dayatmasi var kiz cocuklara.  Bir sekilde ozel olduklarini hissetmek ihtiyaci duyuyor olabilirler.  Bu isin psikolojisini cok iyi bilemiyorum.  Ama dugun denince o prensesligin lafta kalmayip gercege donusunu yasamayi istiyorlar. “Bu benim buyuk gunum!” falan deniyor, filmlerden gorduklerim dogruysa kucuklukten beri bu dugunun her turlu detayini kafalarinda planliyorlar ve saire.  Nedense bu dugun muhabbetinin oznesi hep gelin oluyor.  Yani orada evlenen iki kisi var, ama sanki dugun gelin icin yapiliyor da damat orada bir aksesuarmis gibi. Hep bir “aman da gelin memnun olsun, mutlu olsun” tedirginligi ve telasi var.  Gelin hanim o gun etrafindakilerin pohpohlamasi ve gelinlik sayesinde prensese donusurken o dugun ortami da olabildigince, imkanlar elverdigince bir saray/kraliyet balosuna dondurulmeye calisiliyor.

Benim anlayamadigim, bu prenseslik durmunun ne kadari gelin kizlarin istegi, ne kadari geleneksel mecburiyet ve ne kadari dugun endustrisinin pazarlamasal dayatmasi. Doktoradan mezun olurken mezuniyetimi bir dugun torenine, kep/cuppemi de gelinlige benzetmistim, bence gayet uygun bir analoji.  Orada giyilen kiyafetler, torenin yapilis sekli (hooding denen olay) direkt fi tarihinin papaz okullarindan gunumuze kalmis bir gelenek.  Bizim papaz olma durumumuz yoktu, ama doktor olmanin yolu yordami da buydu.  Bugun bilmemne devrinin Ingiliz sarayi kackini elbiseler, basta taclar, arkada nedimeler esliginde evleniliyorsa belki bu da o geleneklerin gelisim tarihi yuzundendir.  Nedime diyorum ya, bu devirde ne nedimesi? Hadi zenginlerin “personal assistant”lari falan vardir, nedime/maid ne alaka?  Gelenekler bu dugun merasiminin ana hatlarini belirlese de, o hatlarin icini dolduran baska bir sey olmali.  Yani, doktora olayina donersek, biz papaz okulu rituellerini gerceklestirsek de kendimizi papaz sanmaktan, papaz gibi hissetmekten cok uzaktik.  Sadece ogrenciligi bitirip ogretmenlik/uzmanliga gectigimizi ifade eden bir belgeleme islemiydi, doktora ogrenciliginden doktorluga gecme disinda bir durum olmadi. “Bugun senin en onemli gunun, artik bir doktorsun!” diye etrafimda kimse dort donmedi benim. Halbuki burada gelin olunca sanki gelin hanim gokten zembille inmis gibi davraniliyor.  Gelenekten fazlasi var isin icinde, o kesin.

Gecen yazida aldigim gelinligin linkini vermistim, David’s Bridal websayfasindan, baktiniz mi bakiim?  Gelinligin resmine baktiktan sonra “hmm, neler varmis bu sitede baska bakalim?” diye biraz kolocan ettiniz mi ortaligi?  Ettiyseniz iste Amerikan dugun endustrisine ilk adiminizi attiniz demektir.  Iste genc kizlari “hayatinizin en onemli gunu, her sey eksiksiz ve mukemmel olmali, siz en iyisine layiksiniz” diyerek onu da, bunu da, sunu da almaya mecbur etmeye calisan bir ekonomik faaliyet dali bu.  Bir Amerikan dugunu icin davetiye aldiniz mi hic siz?  Ben ilk aldigim davetiyeyle anlamistim bu dugunlerin sadece filmlerde olmadigini, ve gercek hayattaki dugunlerin manyakligini.  Onceden bir “save the date” (dugun su gun olacak, o gunu bize ayir) karti gelmisti.  Davetiyenin icinden ise davetiye, cevap karti ve pullu zarfi, dugunle ilgili lojisik bilgi notu cikti. Cevap kartinda yemek seceneklerinden hangisini istedigimizi isaretliyorduk hatta.  Tabii butun bunlar renk ve dizayn olarak uyumlu kartlardi, kalin, kaliteli kartlara basilmislardi.  Gelin adayi kizlara satacak o kadar cok sey var ki!!!

Ben kendi dugunumuz icin online alisverisler yapmistim ya, o sirada -ozellikle nikah sekerimiz icin bakinirken- cok kolocan ettim bu tur siteleri, ne var ne yok bayagi baktim.  Bak liste yapayim aklima gelenlerden, bir dugunu sen organize ediyorsan neler alacaksin: her turlu detayiyla, ozel basilmis pulu dahil davetiyeler, gelinlik, duvak, tac/tarak vs. turu sac susu, inci taki, pisi pisi, damat disiyle cikarsin diye garter (Turkce’si ne bunun, bacaga gecen jartiyer tipli sey?), yuzuk yastigi, cicekci kiz sepeti, hatira defteri/kalemi, masa numarasi, yer karti, sampanya bardagi, pasta kesmek icin ozel bicak, pasta susu (cake topper deniyor), ay yoruldum yazmaktan.  Bunlarin bir kisminin da Cinderella temali olmasi hic sasirtici olmasa gerek (buyrun buradan bakin).

Daha gelinlik alisverisi yaparken basliyor bu prenses pohpohlamalari, “the big day” abartmalari ve “her sey mukkkemmmmmeeell olmali” cilginligi.  DB magazasina ilk bir ugradim, ne var ne yok kolocan edeyim diye.  Iste ilk hata! Randevu alacaksin hayvan!  Nedimeleri ve anneni alip kakara kikiri yapa yapa gelinlikleri giyip cikaracaksin podyumun uzerinde, oradaki kanepelere yayilmis hatunlar da soyunma odasindan her cikisinda “awwww, wooooowww, you look so beautiful!” diyecekler, kizlar ic cekerken annelerin gozleri dolacak.  Oyle bir hatunlar konsensusuyla secilecek o elbise.  Ben ne yaptim? Bir basima gittim, dedim ki “Randevum yok ama bir iki elbise deneyebilirsem memnun olurum, bugun randevu alip haftaya esimle gelmek niyetindeyim.”  Cevap: “Ama nasil olur!?! Dugunden once sizi gelinlikle gormemesi gerekmiyor mu esinizin?”  Benden cevap: “Biz zaten evliyiz!” Hahahah.  Bir iki elbise sectim, elbiselerle kabine girdim, kadin dedi ki “siz bu slipi giyin, sonra elbiseleri giyerken ben yardimci olacagim.”  Ben slipi giydim, sonra elbiseyi de giydim.  Kralice Viktorya’nin ikircikli elbisesi degil ki giyerken yardima ihtiyacim olsun, kafadan gecir, fermuari cek (kollarim esnek, sirt fermuari kapatabiliyorum), oldu bitti.  Sevmiyorum insanlarin bana hizmetlenmesini, rahatsiz oluyorum.  Ben kendim giyinip ciktikca kadin da ne yapacagini bilemedi ama ikinci gidisimizde “bunlar baska turlu bir manyaklar” diye bizi kendi halimize birakmislari bile.

Evet, ikinci seferinde, kadinlarin bu kutsal mabedine bir erkek sokarak pic ettim ortami.  Kocambey orada oturup ben elbiseleri giyip cikarirken bakip fikir bildiriyor, tesadufen orada rastlastigimiz bir arkadasimizla bir problemin cozumu uzerine turevli integralli bir muhabbet ceviriyor, yardimci kadin da ise yarar gorunmek icin “isi bittiyse gotureyim bunu” falan diyerek elbiseleri oradan oraya tasiyordu (normalde orada bir askida biriktirip musteri gidince yerlestiriyorlar).  Dugun detaylari yerine matematik konusan insanlar esliginde elbiselerini kendi giyip cikaran bir gelin!  Sacrilegious!  Gelinlik muessesesine kufur bu!  Basta “SO WHEN IS THE BIG DATEEEE?” diye buyuk bir heyecanla konusan elemanlar da bitse de gitsek moduna girdiler, ozlerine donduler.

Gelinligi alip daraltma/kisaltmalar icin olcu verdikten sonra bir sure DB ve anlasmali sirketlerin spam emailleriyle bogustum, otomatik abone etmisler hemen, hepsinden unsubscribe etmek durumunda kaldim teker teker.  Sonra gecen, tam da su bela makaleyi bitirmeye ugrasmaktan beynim sulanmisken, telefon caldi, tanimadik numara.  “Iyi gunler, ben Men’s ….dan ariyorum” “(Hoh?) Nereden ariyorum dediniz?” “Men’s Warehouse, David’s Bridal ile anlasmaliyiz” “Haaa!” “Anlasilan yakinda evleniyorsunuz, BUYUK GUN NE ZAMANNNNN?” “Agustos’ta (sesim feci yilgin, adamin heyecanini kesinlikle karsilamadi)” “(Adam sikkin ve bikkin bir yaklasimda oldugumu duyunca bir an sessiz kaldi, belki aklindan ‘ulan bunlar kavga falan etmis olmasinlar, kotu zamanda aradik tuh’ diye gecirmis olabilir, yine de devam etti temkinlice) Siz gelinliginizi aldiniz saniyorum, ya esiniz?” “Esimin takimi var, onu giyecek” “Ya sagdicgiller?” “(Bu noktada artik sabrim tukenmis, bu manasiz konusmayi yeterince uzattigima kanaat getirmistim) Bu sizin bildiginiz dugunlerden degil, bizde sagdic yok, kiyafet ihtiyacimiz yok, tesekkurler, hadi size iyi gunleeerrr!”

Gelinkizlara karsi bu asiri hevesli, yuksek sesli yaklasim beni feci sinir ediyor.  Yalan oldugu oyle bariz ki.  Hic tanimadigin bir insan evleniyor diye niye bu kadar seviniyorsun ki?  En son bir soon-to-be-PhD arkadas paperinin kabul aldigini soylediginde vermistim boyle hevesli, mutlu, ses kontrolsuz bir tepki; kizcagiz da o kadar tepkisiz, sakin, “so what?” yaklasimindaydi ki, hah dedim, bu gelinlikci magazasi calisanlari da boyle “honk?” diye kalakaliyorlar ben bekledikleri tepkiyi vermeyince.  Hahaha.  Uzgunum arkadaslar, ben zaten evliyim, ekstra bir heyecanim yok ikinci dugunumle ilgili, birincisinde de yoktu zaten.  Ayrica su da lazim mi, bu da lazim mi diye onerdiginiz nedime elbisesi, canta, ic camasiri, duvak, ve saire (bkz. yukaridaki liste) turu seylere hep “hayir” dedigim icin de uzgunum.  E elbiseye verdigim kadar parayi da etegini kisaltma vs. tamir isleri icin aldiniz, yeter ayol, aaa!

Prenses olayina geri donecek olursak, bu dukkandakiler bende umduklari prensesi bulamadilar.  Prenses malzemesi yok bizde abi, kanimiz yalanciktan bile mavi akmiyor, bildigin kirmiziiii (sana kirmizi cokk yakissiyorr!).  Ama prenseslige meyilli bir kiz gelse, acimazlar hic.  Pohpohla pohpohla, en pahali elbiseleri getir, “auuww ruya gibi” de, donunu, corabini, susunu busunu, her seyi her seyi sat, elbiseyi koyacaklari torbaya kadar! Iceriye giren herhangi bir gelin adayi minimum 1000 dolarlik alisveris demek (4×100 dolar nedime elbiselerini unutmayalim!).

Ya tamam, evlenmek onemli bir donum noktasi insanin hayatinda, ozel bir gun.  Ama dugune gosterdigin kadar ozeni kocana goster be kizim, dugunu evlenmekten cok onemsiyorsan iki seneye kalmaz bosanirsin, sonra da “niye yurutemedik ki?” diye sorarsin, boku da kocana atarsin.  Halbuki o ozel gununu kendini pohpohlatmak ve incik cincik detaylari dert etmek yerine eglenip cosmaya odaklasan ne guzel olacak.  Zaten benim gordugum kadariyla, gelinler ve etrafindakiler kasiyor kasiyor kasiyor, sonra torenin nikah kismi bitip de parti kismi baslayinca oyle bir oh cekip rahatliyorlar ki, bu sefer de iyice dagitiyorlar.  Deminki listede bir pisipisi vardi, dikkatinizi cekti mi? Biz folklor oynarken giyerdik, beyaz renkli patikler bunlar.  Iste olmasi gerektigi gibi dugun, o topuklu ayaklabilar ve duvak kafadan cikip, elbisenin train denen kuyrugu yukari toplanip, o pisipisiler ayaga gecirildiginde basliyor.  O noktadan sonra ne sofra duzeni, ne somon mu tavuk mu sorusu, ne samdan, ne mum.  Buketi de savurdun muydu gelsin eglence.  Cok az bir kasinti grup o noktada da rahatlayamiyor, fotografci gidene kadar poz veriyor, onlari da yukariya havale ediyorum.

Kadinlarin secimlerini elestiren bik bik bik eden insanlara gicik oluyorum, “sana ne lan, sana ne, istedigini yapar!” diyorum.  Burada benim de ayni seyi yapiyor oldugumu dusunerek yazinin su noktasina geldiyseniz bir aciklik getirmek isterim.  Bir kadin ozgur iradesi ile prenses dugunu istemis ve organize etmisse, bana ve hepimize bok yemek duser.  Benim elestirdigim sey, bu istegin cogunlukla ozgur irade ile degil kucuk yaslardan itibaren cesitli sekillerde kadinlarin kafasina ince ince islenisi yuzunden ortaya cikmasi.  Bunun sorumlusu olarak da iste dugun endustrisini sucluyorum, ve daha sonra bahsedecegim Disney turu mutlu sonlari.  Istedigim sey, kadinlarin evlendikleri gunun nasil olacagina dair planlarini yaparken, o gunu yasarken kendi icinden geleni yapmalari, bu dis etkiler tarafindan dayatilani degil.  Umarim bu farki anlatabiliyorum.

Son olarak, israrla etrafin doldurusuna gelip bir gunlugune prenses olmaya heveslenen kizlarimiza ozel not: Hani o gun prenses olacaksiniz ya, klasik prensesler kadar guzel olacaksiniz.  Buyuk cogunlugunuz o guzellik standardina gore cirkin oluyorsunuz o kadar ugrasip didinmenize ragmen.  Balkabagiysaniz sirf o gun evleniyorsunuz diye su kabagina donmeyeceksiniz, uvey annenin evindeki Cinderella’ya benzemiyorsaniz, balodaki Cinderella’ya yirtinsaniz, cirpinsaniz, ac kalsaniz, boyansaniz, gelin basinin alasini yaptirsaniz da benzemeyeceksiniz.  David’sBridal sayfasinda yorumlarina fotograflarini ekleyenlerin fotograflarina bakiyorum, dugununu asiri onemseyip ozel dugun fotografcisi tutup kasilmaktan tek kare samimi poz verememislerin fotograflarina bakiyorum, cirkinseniz cirkinsiniz abi, gelin olunca guzel olmuyorsunuz, hatta guzel olacagim diye kasip sacma sapan islere kalkisinca daha da cirkin oluyorsunuz.  Birakin bu prenseslik hevesini, sirf o gun evleniyorsunuz diye insanlarin sizin etrafinizda pervane olmalarini, emir kuluna donmelerini beklemek yerine kocaniz da dahil o insanlarla eglenin cosun.  Bridezilla olmanin hic alemi yok.  Katildigim dugunlerde gordugum en guzel gelinler hep normalde sade ve sakin kisilikleri olanlar oldu, ben bundan kendimce bir ders cikarttim kendime.

Turkiye’de de yavas yavas bu Amerikan tarzi dugun anlayisi ve dugunler yayginlasmaya basliyor malesef.  Bachelorette party denen bekarliga veda partisi oldugu gibi “kina gunu” etiketi altinda ithal edilmis, tek farki arada bir de kirmizi bir seyler giyip, yuksek yuksek tepelere soyleyip kina yakmak.  Yapmayin etmeyin yav, batinin teknolojisini alin sadece, piyasa dayatmasi geleneklerini almayin (sozum sana sevgililer gunu!).  Bir gun Turkiye’de bir dugunun rehearsal dinner/prova yemegi’ne davet edilirsem o noktada direkt isyan ederim, ya cok pis dalga gecer ya da ceker giderim, bunu da buraya yaziyorum.

Sen beyaz gelinlik hayalleriyle buyumus, o hayale ulasmak icin gun sayan kadin kardesim.  Iki saniye dur da nicin senin hayalinin etrafindaki kizlarin cogunun hayaliyle bire bir ayni oldugunu dusun.  Sonra belki kendin gibi atarsin evli hayata ilk adimini!

Dugun dernek loy loy loy

Bu blogun ikinci mi ucuncu mu yazisiydi, Cheers Darlin’ baslikli, evlendim ben diyordum.  Insan bir dugununu anlatir, soyle yaptik boyle ettik gelinligim soyleydi falan der bir yazi yazip da degil mi?  “Amanin kiz blogu! Simdi aylarca dugun muhabbeti yapar” diyebileceklerin korkulari kursaklarinda kaldi, hic firsat olmadi dugunden ve saireden bahsetmek. Anca “ulan evlendik soyadi burokrasisinin icine dustuk” tipli bir seyler yazdim.  Gun bu gundur ey erenler, ikinci dugunume 1 aydan az kalmisken vakti gelmisti bu yazinin, hatta yazi serisinin.  Hmm, evet, ikinci dugun.  Niyetim su: bu yazida kendi dugunsel hezeyanlarimi anlatacagim, sonraki yazida Amerikan dugun endustrisine giydirecegim, son olarak da bu dugun endustrisinin bu kadar abarmasinin ve dahi uzerimdeki dugunsel baskilarin musebbibi olarak gordugum Disney prenses muessesesine her turlu lanet edecegim.

Bugun gelinligimi teslim aldim.  Birkac hafta once Kocambeyle David’s bridal’a gidip birkac gelinlik giyip cikarip sonunda hem hosumuza giden, hem yapilacak dugun ortamina uygun olan, hem de olabildigince ucuz bir gelinlik aldik.  O gun uzerime oturtmak icin olcu aldilar, bugun de daraltma, etek kisaltma vs. isler bitmis, teslim almaya gittim.  Aha, modeli de bu DB websayfasindan.  Millet gelinligi hakkinda ne dusunuyor bilmiyorum ama gozlemledigim kadariyla cok onemseniyor, “ah ah!” diye ic cektiren bir elbise, dugun gunu gelse de giysem diye sabirsizlaniliyor falan.  Ben gicik bir insan miyim, manyak miyim, sorunum ne bilmiyorum ama su gelinligi sadece gereksiz masraf ve gereksiz angarya olarak goruyorum.  Yani su hislerimi gelin olacak bir baska kadina soylesem dayak bile yiyebilirim ama gercekten boyle dusunuyor, boyle hissediyorum.

Kucukken benim de her kiz cocugu gibi tul perdenin icine girip etrafimda done done gelin olmuslugum vardir.  Mutlu sonlarla dugunlerle biten masallar okumuslugum, filmler izlemisligim vardir.  Ortaokuldayken “gelinligim soyle olsun” diye kendimce bir model ciziktirdigimi de hatirliyorum, modernle geleneksel arasindaki celiskinin kurbani bir modeldi ahaha.  Ne noktada bitti benim dugun/gelinlik hayallerim bilmiyorum, ne noktada bunlara hislerim kayitsizligi asip aleni gicikliga donustu, ne noktada “oeh” yerine “iyyy” demeye basladim bilmiyorum.  Niye boyle oldu onu da bilmiyorum.  Buyudukce, dugunlere gittikce olayin manasizligi icime islemis olmali diyecegim ama hayatimda o kadar cok dugune bile gitmedim.

Dugun istemiyor(d)um, gelinlik melinlik istemiyor(d)um.  Kocambeyle isler ciddiye binince bu isteksizliklerimle yuzlesmek durumunda kaldim.  Gidip county clerk’in ofisinde harala gurele icinde evlenmek de istemedim ama.  Dugunler, sasaali ortamlar bana gore olmasa da sevdigim adamla evleniyordum, hayatimizda yeni bir adim atiyorduk sonucta.  Bu evlilik isini cok abartmasak da oyle ofis koselerinde imza atmaktansa sevdiklerimizle eglenerek kutlamak tercihimizdi.  Biz de oyle yaptik, evimizde bir parti verdik, arada da birbirimize soz verdik.  Gayet de guzel oldu.

Parti cumartesi gunu olacakti, cuma gunu sabahtan bizim marriage license’imizi almamiz, arkadasimizin da kendisini nikahimizi kiymaya yetkili kilacak islemleri yapmasi icin bu county clerk ofisine gittik. Orada toren yapip evlenivermek icin gelmis 1-2 cift vardi.  Onlari gorunce “aman iyi ki boyle yapmadik” dedim. Bizim partimiz oyle aman aman buyuk bir sey degildi.  Kendi elcegizlerimizle yaptigimiz, soytariligimizin gayet guzel bir ifadesi olan davetiyemizi pdf olarak arkadaslarimiza emailledik.  Bir konferans makalesi icin ugrasirken procrastination niyetine nikah sekeri/favorlari, elbisemi, ayakkabilarimi, pasta suslerini, ve saireyi internetten bakip bakip aldim (dugunun cogu alisverisi online yapildi).  Beyaz pamuklu bir elbise gelinlik yerine gayet guzel giderdi bahce dugununde, ayakkabilari da bir sure sonra atip flip-floplara gecince tam oldu.  Yiyecek isi civardaki dukkanlardan halledildi, von’s dan peynir/meyve tabagi, coldstone’dan pasta (dondurmali pastaydi), rubio’s dan da taco/burrito vs. vardi.  Costco’dan falan ickileri de yigmistik.  Klasik parti ortami oldu yani, yedik ictik, dansettik, halay cektik.  Arada ben kafama duvagi gecirip, elime de buketi alip ciktim, arkadasimiz nikahimizi kiydi, dans ettik.  Ben baby shower’da oldugu gibi “ay su soyle olaydi, su niye boyle oldu, su eksikti, bu fazlaydi” diye kendimce kulp taksam da herkes eglendigini, cok guzel oldugunu soyluyor.  Bir de gordukleri en sakin gelin oldugumu soyleyenler oldu, hehe.

buket

fellowship of the ring

iste boyle olur california bride

Ekim’de evlendik, lakin kardesler gelebilse de anneler babalar onca yolu hemen kalkip gelemediler.  Ozellikle annelerin buna cok icerledigini biliyorum.  Annem tek kizinin, kayinvalidem de ilk kez bir cocugunun evlendigini gorememisti.  Ben annemi idare ederim, zaten hep “benden dugun bekleme” dedigim icin cok yuksek beklentileri de yoktu.  Lakin sonunda yazin Turkiye’ye gidip orada da bir dugun yapmaya razi oldum.  Hala da gereksiz buluyorum, hala da gereksiz masraf kapisi olarak goruyorum ama annelerin o mahsunluguna da degmez benim muhalefetim.  Kendim icin istemesem de onlar icin istiyorum yani.  Basta aile icinde ufak bir yemek olacakti, eh iyi dedim, yine ayni elbisayi giyerim olur. Lakin sonradan isler degisti, ben gidisattan cok memnun olmasam da dugunu istedikleri gibi yapmalarini soyledim. Benim bir dugun hayalim yoktu ama annelerin babalarin varmis, bari onlarin hayali gerceklessin degil mi 🙂 Insallah istedikleri gibi olur sonunda.

Dedim ki, siz ayarlayin her seyi, ben gelinligimi alip gelip gobek atip fotograf cektiririm.  E, bu kadar uzaktan baska ne yapabilirim ki zaten?  Bir yandan da fazla ucmamalari icin zaptetmeye calisiyoruz Kocambeyle.  Dugunun yapilacagi yer ayarlanmis, davetiyelerimiz basilmis, ben de gelinligi aldim, simdi gidip gobek atmasi kaldi.  (Merak edene: makyajimi obur dugunumde kendim yapmistim, bunda da oyle olacak galiba. Gozlerim farkli renkte oldugu icin makyaji zor. Simdiye kadar 1 kere yaptirdim makyaj, onda da bir goz kocaman, bir goz kucucuk gorunuyordu sonunda, bir garip olmustu.  Ben biliyorum ne yapilacagini, makyaj yapan bir insan olmasam da malzemelerim var, oturur yaparim.  Sacimi bilmiyorum, mahalledeki kuafore gider bir topuz yaptiririz, ehhe.  Aslinda acik birakmak isterdim ama cok sicak olacak, cekilmez o sicakta.)

Dugunum soyle olsun boyle olsun diye hayaller kurmadigimi soylemistim ya.  Oyle dusunceler beynimi mesgul etmediyse de, olur da bir gun olursa dugunum soyle olmasin diye cok belirgin bir fikrim vardi.  Orduevi dugunu.  Cok cesitli sebeplerden feci karsiydim orduevi dugunu olmasina, sukur ki kayinailem o yola girmedi.  Fotograflarindan gordugum kadariyla sahilde, cay bahcemsi bir yerde yapilacak.  Ohh, Ege’ye karsi gun batimi sonrasi dugun olacak orduevi havuzbasi yerine.  Ne planliyorlar bilmiyorum su anda, ama sandalyelere etek giydirip kurdale takilacagini, masalara boncuklar serpistirilecegini, masalarin ortasinda da agac gibi samdanlarin olacagini sanmiyorum.

Ha, arkadaslarimin dugunlerine gittim, masalarda serpistirilmis boncuklar, ortada kocaman samdanlar olan dugunler.  Guzel miydi, e guzeldi.  Ama o gelinlerle yan yana koyunca guzeldi.  “BEN”imle biraraya koysan gitmez.  Kendimi samdanla, kurdeleli sandalyeyle yakistiramadigimdan degil.  Ne bileyim, kocambey ile beni taniyanlar anlar herhalde derdimi.  Sahsen ben sikilirim cok sasaali bir ortamda gelin olsam, sade bir insanim ben, fazla gosterisli ortamlar cidden yoruyor beni.  Tabii dugun organizasyonu ile ben ilgilenmiyorum, nasil bir ortamda gelin olacagimi daha gorecegiz. (Bu arada gelinlik dunyasina asina olmayanlar icin $1000’dan ucuz modeli olmayan Pronovias’dan gelinlik almakla $250’ye David’s Bridal’dan gelinlik almak arasinda bir fark oldugunu da belirteyim.  Sirf fiyat degil fark.  Buna daha gelecegiz, bir sonraki yazida.)

Sanirim bu kadar meramim simdilik.  Bizim bahce dugununden bir iki fotograf ekleyeyim, en azindan gandalf’li pastamizi koyayim.  Hicbir detayi ile ugrasamadigim hazira konmaca dugunumun nasil olacagini ise birkac hafta sonra gorecegiz.  Simdilik tek derdim o gelinligi nasil rezil etmeden Turkiye’ye goturecegim.  Simdilik astik kapinin arkasina Kedimkizin giremedigi bir odada (bu onemli, zira daha once duvak yapmak icin aldigim tulleri parcalamisligi var, bu sefer aman n’olcak deyip gidip 2 metre daha tul alma gibi bir rahatlik da sozkonusu degil).  15 saatlik yolculuga gelinligi nasil hazirlayacagim, onerisi olan varsa yazsin.  Simdilik buyuk bir valize sadece Kocambeyin takimi ve gelinligi koyup oyle goturmek ama emin degilim.  Ekstra bagajdan para aliyor denyolar uluslarasi ucus da olsa!

Onu bunu bosver de, asil dugunden sonra balayi ayagina denizli gunesli tatil yapacagiz, ona seviniyorum 🙂

Sus be!

Sinir oldugum insanlar listesinde baslara oynayan bir tip var: Kamu ortaminda konusanlar, cok konusanlar, konustuklarini etrafindakilere duyurmamak icin hicbir caba sarfetmeden konusanlar.  Gayet guzel gecen su son birkac gunum icinde anlik keyiflerimin icine en cok eden de bu insanlar oldu.

Hani yumurtali kapili bir yazi yazmistim ya, ay (Haziran) sonuna yetistirilecek 2 seyim vardi, birini bitirip yollamistim, ikincisi kalmisti.  O ikincisi var ya, anami aglatti resmen. Yolladigimda ayin dokuzuydu. Nedense yazinin kicini basini toplamak dusundugumden cok cok cok daha uzun surdu. Neyse, gecen haftasonu icin te gecen aydan plan yapmistik, Kuzey’e gidecektik, oradaki arkadaslarimizla gorusecek, bebek sevecektik. Tabii arkadaslarimizdan biri haril haril tez yazdigindan onu mumkun oldugunca az isinden alikoymamiz gerekiyordu, bebek de bebek oldugu icin onunla her yere gidilemiyordu.  Bu durumda haftasonu Kocambeyle biraz basbasa takildik.  Sehre gittik, gezdik, guzeldi.

Sehre trenle gidelim dedik, 1 saat kadar suren gayet rahat guzel bir tren yolculugu oluyor normalde.  Koltuklar rahat, tren cok gurultulu/sarsintili degil. Su guzel ortami bozan insanlar iste bu sinir oldugum insanlar.  Sehre giderken bindigimiz vagonda cok insan yoktu. Bizim on tarafimizda 3 cift ve cocuklarindan olusan bir aileler grubu vardi.  Cocuklar cocuk, onlara laf etmiyorum, zaten cok da gurultulu degillerdi.  Ama anneleri yok muuuu, aman tanrim, o kadinlarin yaptigi tantana var ya, beynimi seyetti resmen. Aslinda o uc kadin icinde bir tanesi ekstra teatraldi, digerleri sadece ona karsilik veriyordu. Hintli olduklari icin ne dediklerini de anlamiyordum. Bu kadar eglenceli, bu kadar haril haril anlatilan nedir merak etmedim de degil ama dayanilacak gibi degildi.  Tabii bir de arka tarafimizda oturan genc kizlar vardi.  Bunlar da bir erkek meselesinden bahsediyorlardi.  Konusun abi, o yasta isiniz gucunuz nedir, tabii ki hoslanip hoslanmadiginizdan emin olamadiginiz icin “sadece arkadas” takildiginiz cocuk bir baska kizdan bahsetmeye baslayinca, ona yemek yapinca, kizi ona yakistiramayacak, kacan tavugun buyuk oldugunu kendinize itiraf edemediginizden butun hinci o kizcagizdan cikaracaksiniz.  Hepimiz yaptik, hepiniz yapacaksiniz.  Lakin bunu trende ve o kadar yuksek sesle yapmasaniz ben minnettar olurdum sahsen.  Su bizim tiki konusmasi var ya, onun amerikan versiyonuyla konusuyorlar, Valspeak’imsi, bol bol “like”li.  Sonunda gittik baska vagona gectik, o vagon daha soguktu usudum ama sikayet etmedim.  Bu iki gun onceydi.

Su anda havaalanindayim, ucagi bekliyorum. Southwest airlines kendi terminallerinde bilgisayar kullanicilarina cesitli guzellikler yapiyor.  Eskiden bar seklinde, tabureli masalar koyuyorlardi, masanin yanindan fis ve usb’den sarj icin prizler oluyordu, telefonunu bilgisayarini sarj edebiliyordun ve saire.  Simdi demisler ki, bu yavrucaklari tabure tepelerine mecbur birakmayalim, cok guzel koltuklar koymuslar, koltuklarin arasinda sehpa gibi bir bolme var, gerektiginde bilgisayarini koyabilecegin ve bu bolmenin yaninda da priz iste.  Ilk “nmmhhh” dedirten sey, normal koltuklardan daha rahat gorundukleri icin bilgisayar kullanmayan ya da sarj edilecek aleti olmayanlarin kic rahati derdiyle bunlara oturmasi ve bu aletleri kullanma ihtiyaci icindekilerin ihtiyaclarini karsilayamamasi.  Abi daha rahat gorunumlu yapmayacaktiniz bunlari.  Ha diyeeksiniz ki, e otursun insanlar ne farkeder?  Soyle bir farki var: kucaginda bilgisayari ile oturan adam aciyor bilgisayarini, tercih ediyorsa takiyor kulakligini, onalardan klavye tikirtisi disinda bir ses cikmiyor.  Bu diger adamlar oturunca, bir de oturma odasi ortami mi buluyorlar ne, bir basliyorlar konusmaya.  Iste bu sinir insan tiplemesi.

Bak iste su yaziyi yazmaya baslayali kim bilir kac dakika oldu, benden hemen sonra hatunun teki geldi iki otemdeki koltuga oturdu (aramizdaki bos), oturdugu gibi acti telefonu, hala konusuyor hala konusuyor.  Lan hatun, hayat hikayeni mi anlatiyorsun.  Tamam anlat ama benden uzak anlat, kisik sesle anlat, sinirim tepeme cikti yine.  Kulaklik taktim lakin, teki bozulmus yine, kulakliklarda bu soruna da ayri sinir oluyorum en olmadik yerde bozuluyorlar.  Bu hatun eksikmis gibi bir de sirt sirta oturdugum hatunla yanindaki “teyze” muhabbete basladilar. Ya kamu ortamindasiniz, insanlar sizi dinlemek zorunda degil ki, niye canli yayin yapiyorsunuz etrafinizdaki 2 m. yaricapli cemberin icindeki herkese.  Igrendim hepinizden. Kisin su sesinizi be, yok mu uzaktan kumandaniz, verin ben kisayim.

Iste bu durumda bir sey yapamadigim icin sinir oluyorum.  Ne diyeyim, “abla kis bi sesini be!” diye cikisayim mi, “sessiz olur musunuz?” diye rica mi edeyim.  Ise yaramaz ki! Konusurken bu kadar umursamaz olan birinin terbiyesizce bir karsilik verecegini dusunuyorum. Nazik ve dusunceli olsa bastan bu sorunu yasamayacagiz zira.  Bir sey diyemiyor, boyle kendi kendime sinir oluyorum.  Ya da gidiyorum.  Su yaziyi yollayayim da obur tarafa gideyim, canima yetti.  Susma sustukca sira sana gelecek.  Geldi bile. Pasif direnisi seciyorum, garip yuzlesmelerin insani degilim.

PS. Annecim, tam yaziyi yollicam geveze hatun, hala telefon kulaginda kalkti gitti.  Arkamdaki ikili birbirleriyle konusmayi birakip ikisi de telefonlarini acti telefonlariyla konsumaya basladi.  Amerikali insanlarin hosuma giden cesitli ozellikleri var, hani daha once yazmistim, kedi-kopek vs. evcil hayvanlara karsi sevgi dolu ve musamahali olmalari mesela.  Ama bu buyuk harfle konusan insanlar olmalari beni cok rahatsiz ediyor.  Cidden, uzaktan kumanda ihtiyacindayim.