Kesilen saclar nereye gider?

Bilen biliyor, bayagi uzun zamandir saclarim uzundu, neredeyse belime geliyordu.  Bu kadar uzamasinin sebebi ise Amerika’da kuafore gitmek istememem.  Ya yirmi dolarlik alisveris merkezi kuaforune gideceksin sacini rezil edecekler, ya da yuz dolardan fazla bayilip “lukus” kuafore gideceksin, o parayi bayilacaksin adam gibi bir kesim icin.  Ustune ekle usengecligi (kim duzgun kuafor arastirip bulacak, randevu alacak, bidi bidi bidi) arti hizlica uzayan saclari, boyle uzun sacli bir insan olarak kalakaliyorsun.

Ha, saclar uzun da boyle “saclarini dagitirsiiinnn, ruzgarlara birakirsiiiinnn” diye sarkilar soyletecek sekilde goren var mi o saclari? Hayir.  Evdeysem kesinlikle topuz oluyor (hatta oyle ki, kedim saclarimi actigimda beni yabanciliyor, topluyken oldugundan farkli davraniyordu).  Disari cikarken de genelde topuz oluyordu, cunku sicaklarda acik cekilmiyor, cunku toplu olunca calisirken araya girmiyor, cunku cunku cunku.  Sacimi acik gorup de, “aaa, bu kadar uzun muydu?” diye sasiranlar coktu (hep toplu gorduklerinden).

Bir suredir “bi kestireyim” niyetim vardi, ama su dugunu de aradan cikarmayi bekledim.  Gelin basi denen olay icin uzun sac daha fazla secenek sunuyor zira.  Gerci o da bos bir sebepmis, dugun gunu kuaforde sacim basim yapilirken bir gelin daha vardi, kizin saclari omuz hizasinda falandi normalde, ama cikarken bir baktim neredeyse benimkiler kadar?  Postisleri eklemisler alttan!  Bu postis ve ekleme sac mucizesine bu kadar yabanci olmam ayip resmen.  Tabii bunu gorunce kendi kendime gulmedim de degil: “Ulan benim kafada bu kadar sac var, millet bunu gorunce postis sanacak” diyerek.  Hatta gecen sene bir arkadaslarin dugunune gitmistik (Here’s lookin’ at you kid!), orada hem kolay, hem zaptedilir, hem de enteresan olsun diye duz fon cektirip boyle tepeden bir atkuyrugu yaptirmistim.  Bence cok guzel olmustu ama buyuk ihtimalle sacima bakip akil yoran olduysa o atkuyrugunun oldugu gibi postis oldugunu sanmistir.

mac

Dugun aradan cikti soyle bir sekilde.  Sacimi yapan kuaforun (ay pardon sac tasarimcisinin, lutfen!) isini begendim, radikal bir kesim icin kendisine guvendim.  “Zaten Istanbul’da bildigim kuafor falan da yok, bu is burada bitsin” dedim.  Aslinda ideali cumartesi gunku dugunden sonra pazar gunu gidip kestirip pazartesi tatile kisa saclarla cikmak, o sicaklarda hafif kafayla tatil yapmakti.  Lakin dugun kafasi icin sikilan manyak miktardaki spreyi saclarimdan akitmak oyle bir iki yikamayla olmayacakti ve benim kesilecek saclarimin temiz olmasina ihtiyacim vardi.  Sacimin kesimi tatil donusune kaldi.

Eveett, iste basliktaki sorunun cevabina geliyoruz yavas yavas.  Ben yillar once Pantene’in bir kampanyasini duymustum.  Belirli bir uzunluktan fazlaysa saciniz (ve baska bazi sartlari da sagliyorsa), belirli bir sekilde kesip yolluyorsunuz, onlar da kanserli hastalar icin peruk yapiyorlar.  Sacini bagisliyorsun yani. (Detaylar icin su adrese). Daha sonra gordum ki bir baska arkadas da tam o siralarda Turkiye’deyken saclarini baska bir organizasyonun kampanyasi icin kestirmis, onun linki de burada. Ikisinin farki ilkinde kadin kanser hastalari icin peruk yapiliyor, ikincisinde cocuk hastalar icin.  Bir de ucuncu bir organizasyon var, lakin onlar biraz saibeli, tam emin olamadigim icin burada ismini linkini paylasmayayim.  Gercek sac, peruk yapilmak icin ozel bir sekilde kesilmis, hazir, uzun sac pahali bir sey, bunun da dolandiriciligi olmasa sasardim zaten.

Boyle degerli bir seye sahipseniz kuaforun yerlerini, supurgesini opturmeyin onlara, bagislayin.  En kotu ihtimalle (Turkiye’de boyle kampanyalar yok galiba zira), arastirin, bu isi yapanlarla iletisime gecin ve sacinizi kendinize postis yaptirin.  Tabii ya, kisa saclarinizi cort diye kendi sacinizla uzatmak icin, yillar gectikce azalan saclarinizi kendi saclarinizla daha dolgun gostermek icin boyle bir yatirim yapmayi dusunebilirsiniz.  Turkiye’de buraya nazaran daha ucuza yapiliyordur bile. Yapmaniz gerekenler: bu isi yapan sirketi bulacaksiniz, sartlari ogreneceksiniz (bazi kuaforler biliyordur perukculari, iletisim bilgisi isim falan verirler), kuaforden sacinizi size sirketin soyledigi sekilde kesmesini ve baglamasini isteyeceksiniz, sonra da yollayacaksiniz.  Tabii ben bu ise girmedigim icin tahmini bunlar. Deneyimi olan varsa paylassin.  Bir daha uzatirsam bunu dusunebilirim.

Kuaforde sacimi kesmesini istedigim kuafor tam makasi eline aldiginda kapiya gelen polis tarafindan karakola goturuldugu icin (uzun hikaye!) diger bir elemana kaldim.  Oburunun ne zaman geri gelecegi belli degildi, diger elemanin maharetini de gormemistim, benim sacimi yapan karakoldakiydi.  Ya herro ya merro diyerek kestirme kararimdan donmedim.  Adama dedim, boyle boyle, kanserliler icin ricada bulunani gormemis de, postis icin buna benzer sekilde kestiren olmus, o yuzden cok yadirgamadi.  Sonucta resimdeki atkuyrugunu Pantene’e yolladik bakalim.  Umarim ise yarar.chop chop

Sac kesimi ile ilgili son olarak soylemek istedigim iki sey var:

Birincisi su: Sacimi kestirmeyi dusunuyorum dedigimde herkes “yaaa, yapma, yazik olur, saclarin cok guzeel” gibi seyler dedi.  Bu insanlar cogu zaman benim saclarimi acik bile gormedikleri gibi bu saclari yikamak ugruna 1 saatlik duslar almak ve dusta gider tikanmasin diye devamli dokulen saclari toplayip bir kenara koymak zorunda degillerdi tabii.  Kuaforun ciragi kiz bile kesildikten sonra “esinizin haberi var mi?” diye sordu.  Ulan, koku bende?  Goren de kolumu kesiyorum sanacak.  En kotu ihtimalle, kisa sac yakismaz, uc dort ay cirkin cirkin goz zevkinizi bozarim.  Genelde acik gormediginiz saclarimi ne cok seviyorsunuz 🙂 Saclarin cok guzeeeel de bunun bana ne faydasi var, bir gunden bir gune bir sampuan firmasi gelip “saclarin cok guzeeel, gel reklamda oyna, para vercez” falan demis mi? Ahaha, saka saka.  Dogrusu hayatimda en cok iltifat alma sebebim saclarim oldu, hani “bir gun hic tanimadiginiz biri size iltifat ederse bilin ki sebebi saclariniz” durumu var idi. Ama iltifatla ihya olan bir insan degilim zaten ne yaparsin.

Ikincisi ise: Gide gele geleneksel Ozbek kizi moduna girdim, ona yanarim.  Geleneksel Ozbek kizlari (buyuk cogunluk) evleninceye kadar saclarini kestirmezler (kas da almazlar).  Kirik aldirirlar olsa olsa.  Cok uzun saclari olur bu yuzden kendilerinin.  Evlenince sac kestirmek mumkun olur, o da kocalarinin ve kaynanalarinin izin verecegi uzunlukta.  Dugunden sonra saclar kesilir ve bir sene boyunca (ilk bebe olana kadar yani) gelin sapkasi takilir (acayip suslu, boncuklu kepler).  Ben de saclarimi uzattim uzattim, dugunden sonra kestirdim Ozbek kizlar gibi, kader birligi yapmis gibi olduk.

Saclar gitti ama goren kimse yadirgamadi, hatta goren herkes bayagi begendi (begenmeyen olsa da “ay olmamisss!” demezdi gerci.)  Ben memnunum su anda, cunku sacimin omrumden yedigi sure azaldi (bir de yikiyorum cikiyorum yerine fonsuz/masasiz cikmam abi insani olsam o uzun saclarla omrumun yarisini yemis olurdum herhalde), kafam hafifledi, degisiklik oldu.  Bir sure boyle takilmayi dusunuyorum (ayni kesimi tekrarlayip kisaltabilecek bir kuafor bulmam lazim bunun icin tabii).  Ola ki fikir degistirdim, malum:

KOKU BENDEEEEEEEEEEEEE!!!

Kopyaci madurlari buraya!

Oncelikle soyleyeyim: benim ne MEB ile isim var, ne de KPSS’ye girdim. Tanidigim kimse de girmedi.  Yazacaklarim bir kuyruk acisi ile yazilmayacak, onu demeye calisiyorum.  Cook uzaktan bu rezaleti sasirarak izliyorum, bu kadar buyuk skandalin bu kadar az gumburtu koparmasina daha da sasiriyorum.  Buyuk gazetelerin web sayfalarinda kenarda kosede haberler olarak kaldi basta, simdi biraz daha yer buluyor gibi ama “eskiden kaslarini bile almayip sonradan acilip sacilan unlu” haberi gibi olamadi henuz (bkz: hurriyet).  Hala duymayan varsa ozetle, memur, ozellikle ogretmen, atamalari icin kullanilan, OSYM tarafindan uygulanan KPSS isimli sinavin sonuclari aciklandi bir sure once ve egitim bilimlerinde 300 kusur kisinin full cektigi belli oldu bu sonuclara gore.  Daha onceki yillarda full cekme ya yok ya da tek tuk oldugu icin garip bu durum tabii, ama OSYMciler “sorular kolaydi” diye aciklama sundular.  Gel gor ki full ceken kisilerin kari-koca veya ayni evde yasayan kardes, ev arkadasi gibi kisiler oldugu ortaya cikti sonradan.  Ben cok yakindan takip etmedim ama egitim sinavinda branslara gore ilk 10a giren universiteler falan siralanmis galiba, hic beklenmeyecek universiteler en basarili olmus bir cok dalda.  OSYM’nin veribankalarina girilip oradan bilgiler sizdirildigi, girenin o bilgileri degistirebilecegi gibi baska bir seyler de okudum.  Ipin ucunu kacirdim artik dogrusu, neresinden tutsam elimde kalan bir cetrefilli skandali uzaktan ancak yarim yamalak takip edebiliyorum medya ilgi gostermeyince.

Istatistik ile biraz ilgim var.  Bu sinav sonuclarina bakip bir yamukluk var mi yok mu gormek icin cok karmasik arastirmalar yapmak gerekmiyor istatistiki olarak.  Sonuclarin histogramini cikaracaksiniz, bu kadar basit.  Eger butun adaylarin puanlari bir can egrisi seklinde dagiliyorsa (asagi yukari), bir terslik yoktur, ama tahmin ettigim gibi can egrisinin sag kuyrugunda bir siskinlik varsa bir bokluk var demektir.  Medyada insanlarin yaptigi gibi gecen seneler ile bu senenin ortalamalarini karsilastirmak da cok iyi bir karsilastirma degil, daha dogru bir karsilastirma icin ortalama (mean) ve medyan (median) arasinda kac puan fark olduguna bakmak lazim.  Neyse teknik detaylari gecelim, sadece elde bu datalar, hatta karsilastirma icin onceki senelerin datalari oldukca bir saptama yapmak istatistiki olarak cok kolay, oyle sorular kolaydi zirtti pirtti argumanlari da kontrol etmek (yani elemek) mumkun.  Benim elimde data  olmadigi icin bu muhabbeti burada kesip topu OSYM’ye ve onu hackleyebilenlere atayim (hehe).

Bir de tabii Hanefi Avci’nin “cemaat” ile ilgili kitabinin cikisi ile ayni zamanda ortaya cikmasi enteresan oldu skandalin.  Zira iddialar skandalin ardinda yine cemaat’in oldugu yolunda.  Valla kim varmis, ne varmis o kadar onemli degil bu skandalin olmus oldugu gerceginin yaninda.  Sen memur alimlarinda ayricaligi kaldirmak icin sinav koy, sonra da o sinavin soru ve cevap anahtarlari birilerine servis edilsin.  Ya, rezaletin buyuklugu ile tepkilerin cilizligi biraraya gelince kuduruyorum.  “Bu rezaletten madur olanlar nasil sessiz kalabiliyorlar?” diye soruyorum kendime.  Sanirim bu sinavda full cekenlerin ve onlarin dadaslarinin yaninda, oyle boyle iyi puan almis ve bir daha sinava girerse bu basariyi tekrarlayamayacagindan korkanlar ve on kere de girse iyi puan tutturamayacaklar umursamiyor olanlari.  Ancak cok kritik bir puan araliginda puan almis kisiler isyan ediyorlardir, ki onlar da sayica azlar.  Dikkat edilirse, adalet, hakkaniyet vs. erdemlerden bahsetmiyorum, kimsenin onlara gore hareket edecegini, kilini kipirdatacagini dusunmuyorum zira.

Neyse, size kendi kopyaci madurlugumu anlatayim.  “Vay anam vay, neler donmus Serhat ya!” lafi keske o zamanlar da olaymis, bu maduriyetimi ogrendigimde kallavi, agiz dolusu bir soylerdim, cuk otururdu diye dusundurten yillar oncesinden bir animdir kendisi.

Universite 3. siniftaydim.  Bizim universite lise gibi bir seydi, cok az sayida ogrenci vardi.  Bizim senedeki herkesi tanirdik hepimiz (butun bolumler), hatta alt siniftakilerin de cogunlugu ile tanisirdik ismen, ismen olmadi simaen.  Ben baska bir sehirden kalkip geldigim icin biraz kara koyundum, bu iki senenin ogrencileri icinde bir klik vardi, ayni Bagdat caddesi lisesinden gelmelerdi.  Resmen lise hayatlarini universitede devam ettiriyorlardi.  Ayni arkadaslar, ayni ciftler, ayni dedikodulari mekan degistirmisti onlar icin sadece.  Bir de gunun birkac saatini ayni serviste gecirirdi bunlar “karsi”ya gidip gelirken  (ehliyet+arabalanacak yaslari gelene kadar), iyice bir ayri dunyalardi.  Iclerinde sevdigim, zamanla iyi anlastigim kisiler olmadi degil, ama genelde farkli dunyalarin insani oldugumuzdan birbirimize teget gectik okul yillari boyunca, oyle diyeyim.

[3 gun sonra devam, o uc gunun hesabini ver deseniz veremem. Dogumgunum falandi ama 3gun 3 gecelik senliklerle kutlamadigim icin boku ona da atamam.]

Neredeydik? Hah. Bizim tikicanlardan bahsediyordum.  Bu genclerden biri, adini hatirlayamadim, hose kutinyo diye anmak istiyorum onu izninizle, feci yirtik bir seydi.  Ailecek varliklari yerindeydi gorunen o ki, ama cocugun bir “Genc yasta buyuk paralar kirip Istanbul’u yeneceemm!” bir “Beynimde bin turlu sark kurnazligi donuyor, bunlari projelendirmezsem kafam patlayacak diye korkuyorum, uhuhuhu” veya bir “Bu okul bana isletme ogretecekmis sasarim! Isleteyim de bir gorsunler, universite degil is firsati, yeni pazar bana bu, hahahayt!” turu sikintisi vardi saniyorum.  Daha ilk donemden bir “servis” krizi yasandi.  Okul bir sirketle anlasmis, kim bilir ismi neydi, hangi sirketti, adamlar Istanbul’un her yerinden getirip goturuyorlardi bizi (hee, liseli bebelikten plaza insanligina geciste de servis deneyiminden eksik kalmadi bizim okuldakiler).  Eleman bir isyan baslatti, bu kadar pahali da servis olur muymussss.  Ya tamam, servis olayi harbi pahaliydi ama bunu sakin ola ki bir sol soylem sanmayiniz, baska universitelerdeki yemek boykotlari ile karistirmayiniz.  Herifin dedigi aslen su: Bu kadar pahali da servs olur muymus [burada ne bicim paralar donuyor, bu heriflere mi yedirecegim o parayi, ben yiyecegim elbet.]  Eleman bir otobus sahibiyle anlasiyor, zaten hepsi arkadasi olan Kadikoy-Moda-FB-Bagdat cad. hattini direkt kapatiyor.  Biraz fiyat kirarak, bir de kisisel iliskilerini kullanarak bir “hose kutinyo’nun servisi” mefhumunu ortaya koyuyor ve servis sirketinin basini feci agritiyor.  Universite saniyorum bayagi zor durumda kalmisti, cunku sirketle belirli bir musteri hacmi uzerine anlasmislardir, boyle bir rakibi sirket gibi onlar da beklemiyorlardi.  Ama serbest pazar, bu girisimi yasaklayamadilar da, ancak bu deha karsisinda dudaklarini isirmislardir.  Hose kutinyo kardesimiz daha sonra bu sirketle ortak oldu bir sekilde (bukemedigin eli opeceksin yapti sirket), oyle hatirliyorum, ama detaylari takip etmedim (ziklemedim acikcasi, o donemde ben bu tarafa tasinmis toplutasim kalabaliklariyla samimi olmayi secmistim).  Ama kafa goz yararak, buyuk mucadelelerle izni koparilmis kampus kantininin isletmesini de bu herif aldi, onu hatirliyorum (kampuste bir “kantin” acilmasi niycun bu kadar zor oldu o da ayri hikaye, baska zamana kalsin).  Hozekutinyocugumuzun ne kadar girisimci oldugunu, nasil yolunu buldugunu anlamissinizdir diye umuyorum. (Ulan adini soyadini hatirlasam googlelayip ne olmus herif bakacagim, hatirlamiyorummm)(hehe, ismini hatirladim, Eksi Sozluk+google ile buldum herifi. O ilk golunun parsasi ile yola devam etmis anlasilan.  Bu “sirket ortagi”nin gecmisindeki kara lekeyi bir ifsa edeyim birazdan, acaba elalem bu lekeyi bilse yine boyle “parlak” gorunur mu eleman. Gorunur gerci burasi Turkiye, daha bile parlak gorunur!)

Ben 3. senemin ilk donem ekonometri aldim. Benim senemdeki arkadaslar (ekonomiciler) bir onceki sene almislardi o dersi, benim sinifta hoze kutinyo ve tiki arkadaslari vardi (bunlarin cogu ilk sene bizimle girip hazirligi gecemeyip bir sonraki seneye kalanlar).  Dersin hocasi kendi alaninda basarili bir ekonomici kadin, uzun yillar Amerika’daki universitelerde ders verdikten sonra gelmis, Turk universite ortamina ve ogrencilere daha tam ayak uyduramamis.  Beni gibi bir inek icin bulunmaz nimet olmasina ragmen, diger ogrenciler onu sevemediler pek, ekonometrinin kendilerine zor gelmesinin de katkisiyla.  Bana da gicik oluyorlardi, onu da soyleyeyim.  O sinifta olmamasi gereken bir sosyal dal ogrencisinin gelip de sinavlarda en yuksek notlari almasina, ortalamayi yukseltmesine gicik oluyorlardi sanirim.  Istatistik/ekonometriye kafalari basmasa da yuksek not alan birisi olunca kendi final ders notlarinin daha dusuk gelecegini anlamislar superzekalar.  Neyse.  Doktora ogrencisi falan da yok o zamanlar, asistanlik yapacak kimse yok.  O yuzden benim senemden, bir onceki sene o dersi almis arkadaslarim asistanlik yapiyorlardi.  1 saat derste problem cozme, sinavlari/quizleri okuma, sorumuz oldugunda yardimci olma gibi islere bakiyorlardi.  Iki asistandan biri cok yakin arkadasimdi, badilerimdendi diyeyim (sonra doktora yapip Yrd.Doc. oldu buralarda, yakinca oturuyorlar, hala gorusuyoruz).  Eleman badim ama derste cok da zorlanmadigimdan oyle kapisini asindirmisligim falan yok, kayirildigim falan da yok, kayirmalik bir ortam yok zira.  Boyle boyle, ilk donemi gecirdik, sonuna geldik, finaller oldu ve somestr tatili icin dagildik.

Bizim tiki genclik klasik Uludag’a falan gitmistir herhalde toptan, bilmiyorum.  Ben Istanbul’da, evde takildim cogunlukla sanirim, pek heyecanli bir durum olmadiydi herhalde.  Kis gunu fazla gezip tozmamisimdir da.  Tatilin bitimine birkac gun kala eve telefon geldi (o zamanlar cep olayi cok yeni, benim de yoktu).  Beni okuldan ariyorlarmis.  Allah Allah diyerek aldim telefonu.  Dekanin asistani olan hanim ariyor bir de.  Yillik millik bir seylerle ugrasmistik, onunla ilgilidir herhalde diye dusundum, aklima bir sey gelmedi baska.  “Dekan bey bir gorusmek istiyor, su tarihte gelmen mumkun mu?” dedi.  “Geleyim de, ne icin, nedir?” dedim, geldiginde kendisiyle konusursunuz dedi.  Garipsesem de zaten 1-2 gun sonra gidip ogrenecegim icin ustelemedim.

Randevunun gunu geliyor, tatilin son persembe ya da cumasiydi galiba, hemen 1-2 gun sonrasinda okul acilmisti diye hatirliyorum.  Gittim dekanin ofisine, asistan beni bekleme odasina aldi, bizim ekonometri sinifindan 1-2 kisi daha vardi orada oturmus bekleyen.  Samimi oldugum insanlar degiller, merhaba merhaba bir girizgahtan sonra sessizlik oldu.  Orada bulunus sebebimiz ayni sey miydi, bambaska seyler miydi bilemedim bastan.  Sonra “Sizi de mi X hanim arayip cagirdi?” diye sordum, oyleymis (hmm, demek bana ozel bir sey degil), sonra “Soyledi mi niye cagirdiklarini?” dedim.  Hicbir fikrim yoktu, ve orada bu diger kisilerle otururken artik merakim bayagi artmis durumdaydi.  “Soylemedi.  Galiba bir kopya olayi olmus.”  Ben bu bilgiyi alinca bazi taslar yerine oturdu ama hala da “e olduysa oldu, ben niye buradayim?” diye sordum kendime.  Ben kopya cekmedigim gibi, cekilmisse de ruhum duymadi.  Benim verdigimi mi dusunuyorlardi yoksa?  Bir miktar azalan merakin yerini endiseli bir merak aldi, “ee, ne olacak simdi? iceride neleroloyor?”

Iceriden cikan bekleyenlerle samimiyet seviyesine gore bir selam sabah yapip, iceride olanlardan bahsetmekten ozenle kacinip, atkisini dolanip cikip gidiyordu.  Sira bana gelene kadar bir sey anlayamadim.  Sonra iceri girdim.  Dekanla bas basaydim.  Adam da cok sevimli, gulec, pos biyikli bir tipti.  Koskoca dekan olmasa yaslandiginda Turk filmlerinde Hulusi Kentmen, the next generation olarak oynayabilirdi.  Bu adamin benim icin korkutucu olmasi mumkun degildi, o da cok yumusak yumusak girdi konuya.  “S hanimin ekonometri dersini aldin degil mi?” gibi bir girizgahtan sonra final sinavinda bir kopya durumu oldugunu, farkina vardiklarini ancak kimin ya da kimlerin sorumlu oldugunu, kimlerin kopya cektigini bilmediklerini soyledi.  Ben bir sey biliyor muymusum, etraftan bir seyler duymus muyum, sinav sirasinda bir sey sezmis miyim.  “Valla” dedim (belki de dememisimdir, dekanla konusuyosun lavuk!) “Ben disarda beklerken duydum ilk kopya mevzusunu, hicbir fikrim yoktu, hala da meraktayim” gibi bir sey soyledim.  Adam “Senin boyle bir sey yapacagina ihtimal vermiyoruz zaten, ama herkesi dinlememiz lazim.  Bir sey duymadin mi sinif arkadaslarindan?” dedi.  “Ben bir ust sinifta oldugum icin onlarla pek takilmiyorum, onlarla ders de calismiyorum.” dedim.  Adam da bana finali tekrar yapma gibi bir niyetlerinin oldugunu, donem basladiginda haberleri beklememi soyledi.

Atkimi dolanip asistana “baybay!” deyip binadan cikarken aklim bambaska yerlerdeydi.  Birincisi, tam olarak ne oldugunu hala bilmiyor oldugum icin feci meraktaydim.  A kisisi B kisisinin kagidindan bakip yazmis seklinde bir kopya olayi degildi belli ki.  “Bir kisinin cevaplari 3-5 kisiyi mi dolasmis sinav sirasinda acaba?” seklinde teoriler uretiyordum.  Ikincisi, finale haftalar once girmisim, notumu almisim, o defteri kapatmisim, simdi yine mi o finale girecegim diye bir bikkinlik dolu isyan icindeydim.  Iki cingoz yuksek not almak icin kopya cekti diye niye butun sinif sinava giriyor, benim sucum ne, haksizlik buuuu!  Alakali olarak ucuncusu, lan sinifta neler olmus haberimiz yok, hala da haberim yok dogrusu. Lan n’oldu beeaaaa? (Ya da: Iste “Vay anam vay, neler donmus Serhat ya!” ani bu.)

Bu dusuncelerle kendimi eve attim ve anneme kisa bir izahattan sonra telefona sarildim.  Asistan arkadasimi aradim hemen.  O anda hemen bulabildim mi, sonra tekrar aradigimda mi buldum hatirlamiyorum ama muhtemelen sinifta ben haric herkesin bildigi detaylari ondan ogrendim.  O da bayagi zor durumda kalmis ve “sorusturma” hala devam etmekte oldugundan cok detay veremedi ama temkinli de olsa bildigimden daha fazla sey ogrendim.  En azindan hikayenin onun tarafini anlatti (bunu da siniftaki digerleri bilmiyordu herhalde, ohhh, canima degsin!)

Sorular calinmis!  Sorularin calinmasinda kimlerin rolu oldugu bilinse de, sorular ve cevaplari bayagi yayilmis, ve anlasilan kimlere yayildigini anlamakti asil sebebi bu sorgularin.  Arkadasimin anlattigina gore hoca bunlarin odasina sorulari getirmis, “Bir bakin bir yazim hatasi falan var mi, sorular anlasilir mi gozden gecirin” demis.  Bizimki bakmis, bir yamukluk gormemis, “Bence bu tamam, simdi derse gidiyorum” deyip cikip gitmis.  Sorularla bas basa kalan diger genc ise hemen ayni koridordaki kopya odasina gidip bir fotokopisini almis sorularin ve orijinali hocaya vermis.  Hoca tabii hiiiiic iskillenmemis durumdan.  Ogrencilerin yapabilecekleri cakalliklara belki hazirdi ama asistanindan, is arkadasi olarak gordugu (normal olarak) bu kisiden boyle bir kazik yemeyi beklememistir.  Asistan ve hoca arasinda guvene dayali bir iliski olmasi cok dogal, polisler gibi “partner” oluyorsunuz bu kisilerle.  Kendisi de halen ogrenci olan bu eleman, sahip oldugu pozisyonu, manasini, beklentileri cok iyi kavrayamamis anlasilan, asistanligi bir kenara birakip “ogrenci” modunda bir islere kalkismis.

Gerci, isin bir sonraki adimi “ogrenci”ligin de biraz otesinde. Isin icine para giriyor cunku.  Bu asistan arkadas bildigim kadariyla burslu okuyan, basarili bir elemandi (basarisiz olsa asistan yapmazlardi zaten).  Babadan zengin degildi ama Anadolu’dan gelmis, binbir guclukle okuyan, uc ogun kuru ekmek ve sogan yiyen bir hali de yoktu bildigimce.  O yuzden yaptigini niye yaptigini bugun hala bilmiyorum.  Gitmis, bizim hoze kutinyo’ya sorulari teklif etmis.  Isin icinde bu ikisinin dahil oldugu parasal bir alisveris var ama isin detaylarini hala bilmiyorum.  Sadece sorulari vermis de hoze kutinyo sorulari birisine cozdurmus mu, yoksa sorulari bir guzel cozup cozumleriyle mi satmis onu bilmiyorum, sanki ikincisi olmus gibi bir seyler duymustum ama emin degilim.  Bilemedigim bir baska sey de hoze kutinyo’ya tam olarak ne teklif ettigi.  “Abi al sorulari (ve cevaplari?) ver parayi, bu is burada bitsin” miydi teklif, yoksa “Abijim simdi seninle bir bizinis olayina giricez. Sorular (ve cozumler?) benden, pazarlama ve tahsilat senden” miydi?  Tek bildigim sorularin (ve cevaplarin) hoze kutinyo’nun eline gecmesinden sonra islerin cigrindan ciktigiydi.

Oyle yuzlerce kisilik, amfiler dolusu bir sinif degildik.  Tas catlasa 30 kisi falaniz.  Hoze Kutinyo’da girisimci ruh var, aa finalin sorulari, gectim dersi dememis tabii ki, kendisine saklamamis.  Herif sorulari badileriyle paylasiyor.  Parali mi parasiz mi paylasiyor emin degilim ama parali paylastigina iddiaya girerim, zira boyle bir pickurusundan baska turlusu beklenmez, en yakin dostlarina da parayla satar bu sorulari.  Milletin anasini aglatan ekonometri dersinin final sorulari bunlar boru mu?  Babisko parasi yiyen Bagdat Caddesi gencligi bu sorular icin tabii ki acar kesenin agzini.  Hoze kutinyo’dan sorulari parayla alan olduysa da, o kisiler sonra kendi badileri ile de paylasmislar, isin hozecigimin kontrolunden cikmasi o noktada olmus.  Calisma gruplari falan yaparlardi, orada bu sorulari calismislar herhalde toptan.

Isin ortaya cikmasi ise tabii ki dersin hocasinin ogrencilerin vize, odev, quiz ve final notlarindan olusan tabloya soyle bir goz atmasiyla oluyor.  Haydi 1 ogrenci 2 ogrenci finalde depara kalkmis olsun, depara kalkan ogrenci sayisi biraz fazla olunca iskillenmistir.  Kagitlara bakiyor, cevaplar hep ayni (cozumdeki gidisat yani) ve hatalar da ayni.  Sanirim kadin once sinifta bir seyler dondugunu dusundu, sinav sirasinda “honor code” gibi bir uygulama olmadigi icin gozetmen vardi tabii ki ama yine de bir sekilde yapmislardir demistir.  Ama sonra kurcalamaya baslayinca yavas yavas ipler cozulmus.

Ortada bir yolsuzluk vardi, isin kimin basinin altindan ciktigi belliydi, ama kimlerin bulastigi, kimlerin haberdar oldugu belli degildi.  Benim aldigim not yuksekti, belki top bile cekmisimdir (yapmadigim sey degil, ustunden onyillar gectikten sonra tevazuyu elden birakmakta sakinca gormuyorum).  Ama benim kagidimla bu elemanlarin kagitlarini karsilastiran eminim hemen anlardi farkli tornadan ciktiklarini.  Boyle birkac baska kagit da vardi kopyaya bulasmadigini bildikleri belki.  Ama bulasan 1 kisiyi bile cezasiz birakirsan kopya cekip ceza alan digerlerine haksizlik olur, bulasmamis bir kisiyi bile yanlislikla cezalandirirsan zaten haksizlik (ekonometri diyoruz madem, istatistik diliyle type 1 ve type 2 hata yapma luksu yok).  O yuzden sinavi tekrarlamaya karar vermisler.

Donem basladi, bu olayin okulda gizli gizli veya acik acik cok konusulacagini, gundeme bomba gibi dusecegini falan bekleyenler yanildi.  Sanki hic olmamis gibiydi!  Bulasanlarin duydugu utanc yuzunden konusmamalari ok, ama diger insanlar da duydularsa da duymamis gibilerdi.  Sanirim okulun ismine, ve dolayisiyla kendi diplomalarinin degerine halel gelmesini istemediler.  Tekrar sinavi hemen o hafta yapilacakti.  Hocanin odasina gitmistim, onu net hatirliyorum, kim bilir niye.  Kadin hep kagit karalardi bir sey anlatirken, kafasinda model dusunurken falan.  Yine kagit karaliyordu, yine guler yuzlu karsiladi ama suratinda pek alisik olmadigim bir ifade vardi.  Bir yilginlikti diye dusundum sonradan.  Konusurken konu sinava ve olaya geldi.  Soylediklerinden bu tekrar sinavinin biraz formalite oldugunu, benim gibilerin endiselenmesine gerek olmadigini, kimlerin bulastigini asagi yukari bildiklerini soyledi.

Sinav gunu sinavin olacagi odadaki durum enteresandi.  Herkes tum detaylariyla olmasa da biliyordu odadakilerden bir kisminin yaptigi cinligi, ve bunlarin bu tekrar sinavi kulfetinin sebebi oldugunu.  Ama cinlerin kimliklerini sadece cinlerin kendileri ve badileri biliyordu.  Ben ve benim gibi bir kac suzme salaga ancak sinifa gidip, millete, ozellikle bu ise bulastigina emin olunan tiplere “iyyy” diyen kisa bir bakis firlatip oturup sorulari cozup cikmak dustu.  Peki olayin kahramanlarinin akibeti ne mi oldu?  Hemen sayayim: Hoze kutinyo ve asistanlarin yuz karasi disiplin cezasi alarak okuldan uzaklastirildilar.  Ama sonra ne hikmetse geri gelip okulu tamamlayip mezun olmuslar!  Biz mezun olduktan sonra olmus bu, ben duydum.  Bu insanlarin sucunu yoksayip onlari affeden, okula donmesine izin vermeyi birak kantinin isletmesini bile bu isbilene veren, bu dolandiricilarla ayni diplomaya beni mahkum eden universiteye lanet olsun.  Kesin Hoze kutinyo ve ailesinin girisimleriyle olmustur bu geri donus, belki okulu tehdit etmislerdir geri almazsaniz bu rezaleti ifsa ederiz okulun ismine leke olur falan diye, hic sasirmam. Asistan bozuntusu da ayip olmasin diye faydalanmistir bu geri donus izninden.  Bu sorulari parayla ya da parasiz alan, sinavda yolsuzluk yapan diger nice ogrenciye hic ama hicbir sey olmadi sinava tekrar girmek zorunda kalmak disinda -ki o cezaya ben de maruz kaldim, yani ozel bir ceza degildi.  Son olarak, belki de en sasirtici ve kendim ugradigim haksizliktan daha cok isyan ettiren, ancak yillar sonra ogrendigim bir akibet: sinavin hocasina disiplin cezasi verilmis!!!  Kadinin tek sucu -ki suc degil kesinlikle- asistanina guvenmekti, kadina bilmiyorum ne gerekceyle bir ihtar mi ne verilmis.  Rezalete bak!  Saniyorum o gun kadinin suratinda gordugum ve sonra uzun sure yuzunde kalan o yilgin ifadenin sebebi de asistani tarafindan sirtindan bicaklanmis olmanin otesinde universite yonetiminin ona layik gordugu bu hic hak etmedigi tavir ve cezaydi.

Akademisyenlige gonul vermis arkadaslarim.  Bir gun bir universiteyle is gorusmesine giderseniz sizi tanimak icin sorular soracaklar ve sizden de universite ve bolum hakkinda sorular sormanizi bekleyecekler.  Eger bir Turk universitesiyse sozkonusu olan, onlara “Asistanlariniza guvenebiliyor musunuz?” ve “Asistanim sorulari calarsa bana idari ceza verip onun cezasini iki sene sonra affeder misiniz?” diye sorun.

Simdi dusunuyorum da, eger bir sey biliyor, bir sey duymus olsaydim bunu dekanin odasinda ispiyonlar miydim acaba?  Sinavda yandaki arkadasindan iki satir yazma gibi bir sey degil sonucta. Eger sinavdan once boyle “organize” bir kopya olayi oldugunu bilsem, o zaman kesin gider hemen dersin hocasina soylerdim, okul hayatimin gerisinde ispiyoncu olarak anilacak olsam bile.  Zaten bu tipler buyuk ihtimalle beni ucubik inek olarak goruyorlardi, onlarla iliskilerimde cok da buyuk erozyon olmazdi.  Sonradan bir seyler duymus olsam onu dekanla paylasir miydim, evet paylasirdim, bu tiplerle bir eyvallahim yok zira.  Benim senemden insanlar, arkadaslarim olsaydi bu isin icinde? Onu bilmiyorum, buyuk ikilem yasardim herhalde, n’apardim bilmiyorum.

Iste boyle, bu KPSS skandali ile bu anilar canlandi kafamda.  En guzide okullarimizda bile kopyacilarin, organize suclularin yanina kar kaliyor bu tur yolsuzluklar, KPSS’de bu isi yapmis olanlarin da bir ceza yiyecegini sanmam.  En iyi ihtimalle sinav iptal edilir, herkes tekrar girer.  Isin icine savciliklar neyler girmis, keske birileri bu yuzden hapse girse!  Bugun KPSS’de olan yarin OSYS’de (ya da ismi artik ne olduysa, universite giris sinavindan bahsediyorum) olursa, fena olur zira.  Ufak tefek yolsuzluk suphesi hep vardi OSYMnin sinavlarinda ama boyle organize oldugu, boyle ideolojik/ayrimci boyutlari oldugu supheleri duserse OSYS’ye millet sanmiyorum ki boyle sessiz kalsin.

Boyleyken boyle.  Cok hirsli ve cok paragoz tiplere guvenmeyeceksin mirim, hirs ve para yuzunden senin uzerine de basip gecmeyeceklerinin garantisi yok zira.

Yollarda yazarim seni

3 Agustos gunu bir blog yazisi yazmaya baslanir…

Meleba!

Su anda bir varan otobusunde Bilecik’e dogru gidiyoruz, Engurucuk diye bir yerdeyiz Bursa’ya 28 km var imis. Yalova feribotundan beri bir garip trafik var, kim bilir niye.  Saat 7 gibi Dikili’ye varmis olacagimizi umit ediyoruz.  Bu yolculukta bana eslik edenler Kocambey ve ikizi (Ikizbey diyelim hehe).  Otobus rahat, gayet guzel. Wifi’i var ama ben bunu word’de yazip sonra post edecegim (wifi gidip geliyor arada, ozellikle kopru altindan gecince, kasmayalim).  TV yayini var, millet ya yanindakiyle laklakta, ya tv izliyor anladigimca.  Ben de iphone’un pilini sarj etmeyi unuttugum icin otobusun muzik yayinina sulanayim dedim, Turkce rockumsu seyler calan bir kanalda kaldim.

Su noktaya gelmis olmamiz buyuk basari, once bunun farkinda olmanizi saglamam lazim.  Ben  29u sabah yola cikacaktim.  Bir gun oncesinden kedikizin hazirliklarini tamamladi (mama, su, kumlar, onu yoklayacak arkadas icin mozaik pasta ve kuruyemis).  O gun sabahtan –sonunda- makaleyi bitirip (bitirmek goreceli bir kelime tabii) bir dergiye submit ettim, bakalim kaderi ne olacak.  Bir de gunlerdir makaleye daldigim icin ihmal ettigim bir genel temizlik yaptim.  Biraz ustunkoru oldu ama yine de lazimdi ustunkoru de olsa bir temizlik.  Gecenin 9unda ben hala valizleri hazirlamamis, hazirlamadigim gibi gelinligi ve diger esyalari nasil ayarlayacagimi dusunuyordum.  Pis havayollarina para yedirmemeye kararli oldugumdan bir carry on bir de bagaja verilecek valiz ile yola cikacaktim.  Sonuda “bunu yapabilirim” diyerek butun esyalarimi carry on alacagim valize sigdirdim, gelinlik/Kocakisisinin takimi ve ayakkabilarimiz bir de iki kez ziplock torbalara konmus makyaj malzemesi vs. sivilari buyuk valize koydum.  Bir ara costco’da 3lu samsonite valiz setini 80 dolara satiyorlardi, o zaman almistim bu valizleri.  Hayatimda yaptigim en guzel ve verimli alisverislerden oldu, kendime “aferin kiz” dedirten.  Boyutlari ideal ve hafifler, arti 4 tekerlekli ve tekerlekler donuyor kendi etrafinda.  Tavsiye ederim.

Aha, Ikea’nin yanindan geciyoruz, Bursa’nin ikea’si mi ki bu? Hee oyleymis.

Neyse iste bu valizlerin orta boyu carry on boyutlu, bir guzel tiktim buna kiyafetleri. 20 gunde ne giyeceksin zaten, ne kadar esya goturebilirsin?  Iste hem “tatil” ortami ve hem de “sehir” ortami icin kiyafet olacagi ve bunlar 100% birbirini kapsamadigi icin  biraz yer sarfi oldu.  Gelinliklerin oldugu buyuk valizi verirken “umarim Istanbul’a indigimde sizi gorebilirim” dedim kendi kendime.  Neyse ki, vardigimda bizim ucaktan cikan ilk valizlerden biriydi, gelinlik de cok yamulmamisti, yeterince efektif bir yontem oldu bu.  Su anda da ayni sekilde otobusun bagajinda.  Bir secenek, giysi torbasi icinde gelinligi carry on almakti. Atlanta’da kocambey ile bulusunca, ona kakalayip Paris ve Istanbul’da onun tasimasini saglama uzerine kurulu bir secenek, cunku benim onu tasiyabilmem icin kolumu bayagi kaldirmam gerekiyor (ya da ardimdan surumem).  Planlarimiz hayli bozuldugu icin bu secenege kaymadigima sevindim.  Yoksa igrenc Paris havaalaninda otobuslerde surunurken bir de gelinlik cekistirecektim.

Ayh. Sizayazdim yazarken yazarken, kapattim, uyudum.  Sonra Susurluga geldik, mama yedik, sonra yine yola koyulduk, sonra yine uyuduk, simdi neredeyiz bakalim..Edremit’e mi yaklasiyoruz ne?  1.5 saatimiz daha var yaklasik saniyorum.  Neyse, geri doneyim planlarimizin altust olusuna.  Biz bir gece skype’ta konusarak, ayni anda 3 bilet aldik.  O sirada 3 ayri sehirde olan ben, kocambey ve ikizbey yolculugun Atlanta’dan gerisini beraber yapacaktik.  Ben Kaliforniya’dan yola cikacaktim, onlar da beraber katildiklari konferanstan oraya gelecekti.  Ben vardim Atlanta’ya, biraz gecikme olsa da bayagi vaktim vardi Paris ucagina.  Lakin iki kafadarin ucagi bir firtina yuzunden ertelenip duruyordu.  En sonunda havalandilar, ama Atlanta’ya varis saatleri feci halde ucu ucunaydi. Iphone’dan flight tracker/ucus takibi websayfalarina bakiyorum, takip ediyorum biraz daha erken varirlar mi diye ama Paris ucaginin kakis saati 8:50 iken bizimkilerin varis saati 8:55 gorunuyordu.  Bankodaki elemana dedim ki iki yolcu varmak uzereler beklemek mumkun mu, hayatta olmaz dediler. Otomatik aktarilirlarmis baska bir ucusa.  E ben de kalayim, onlarin ucusa aktarin beni de dedim.  Ceza odemesi aliriz dediler.  Sonra bizim ucaga yolcu alimina basladiar,  ben de gittim bindim oturdum.  Hala da bekliyorum, her an koridorda gorecegim ayni kafadan iki tane diye ama nafile.  Sonunda kocambey aradi, inmisler, ama 20 dakika icinde ucagin yanasmasi, onlarin bagaja alinan carry on’larinin cikarilmasi ve terminal degistirip ucaga gelmeleri imkansizdi.  Hostes cocuga soyledim dedim boyle boyle n’apilabilir?  O da isimleri aldi, gitti sorusturdu, i ih dedi.  Sonradan ogrendim ki ben hala yanimdaki koridor koltugunu yavrusunu kollayan anne kuslar gibi “koridor koltugunda rahat edelim” akbabalarindan sakinir ve savunurken ikizbeyin koltugu coktan birine verilmis bile.  Acayip moralim bozuldu, uzun yol Kocambeyle daha guzel geciyor, en azindan omzunu yastik yapabiliyorum, uzerine bacakalarimi uzatabiliyorum falan.  Kader kismet.

Onlari otomatik ertesi sabahki NY ucusuna, oradan da diretk Ist. Ucusuna atmislar.  Ben telefonu kapatmak zorunda kaldigim icin bunlari ancak Istanbul’a indigimde annemlerden ogrendim.  Atlanta’da kalakalmislar, beraber magara ve kabin maceralari yasadigimiz arkadaslarin evine gidip muhabbet ve biraz uykuyla ertesi sabahi etmisler.  Ben vardigimda daha yeni NY ucusuna bineceklerdi.

Benim yolculuklar genelde vukuatsiz gecti.  Paris havaalaninin yapisi ve duzeninden, isleyisinden bayagi tiksinmis olsam da sehrin uzerinden gecerken pilotumuz bir hamleyle, tam da benim cam kenari penceremin oldugu tarafa soyle bir yatti, bir guzel Paris manzarasi gosterdi, “vayanasininiiiiii!” dedim.  Eyfel kulesi ve etrafindaki sasaali sarayimsi binalar, yemyesil bahceleri…  Avrupa’da cok sehir gormuslugum yok, ama Paris hic gormek istedigim sehirler listesinde baslara oynamamistir.  Ama oyle gorunce cekici geldi dogrusu.  Yine de bedava tatil veriyoruz Roma mi Paris mi deseler, hatta Roma yerine baska bir suru baska sehir de gelse tercih onlar olurdu.  Zaten ortalik vicik vicik turist oldugu zaman hicbir sehri sevmiyorum, ama Paris’te bir de bu mecburi romantiklik ekleniyor derde.  Daha gitmeden soguttu beni insanlarin Paris beklentileri ve yasanmisliklari.  Kaliforniyaliyim ben, Paris’in sarabini da ozlemeyecegim.  Bir gun belki diyor geciyoruz.

Bir yandan da Pelin’le chatlesirken Ayvalik’a gelmisiz. Biraz etrafima bakayim sonra yazayim en iyisi.

Bugun ayin 19’u.  Bu 15 gunluk gecikmenin pek cok musebbibi var, yavas yavas yazarim artik herhalde.  Turkiye’de “kontorlu” 3G modem aldik, hemen her yerde elimizin altinda internet vardi ama Dikili’ye vardiktan sonra devamli bir kosturmaca icinde oldugumuz icin post etmeye firsat olmadi.  Netice itibariyle evimize, ben yokken fazla yatmaktan sismanlamis kedimize, 20 gunde hayret edilecek bir azma gosteren ayrikotlarimiza kavustuk.  Tatilden donup hala tatil ihtiyacindaysam tatil yapmis sayilir miyim?  Dugun mugun diyerek genclerin iki gunluk tatiline el koymasin artik beyaz gelinlik heveslisi ebeveyinler.  Bol bol bikbiklenecegim sonraki yazilarimi merakla bekleyiniz, browserinizdan israrla isteyiniz.  Bir sonraki yazida word’de yazip aktarmaktan olusacak tip yamukluklari da olmayacak soz 🙂