Yollarda yazarim seni

3 Agustos gunu bir blog yazisi yazmaya baslanir…

Meleba!

Su anda bir varan otobusunde Bilecik’e dogru gidiyoruz, Engurucuk diye bir yerdeyiz Bursa’ya 28 km var imis. Yalova feribotundan beri bir garip trafik var, kim bilir niye.  Saat 7 gibi Dikili’ye varmis olacagimizi umit ediyoruz.  Bu yolculukta bana eslik edenler Kocambey ve ikizi (Ikizbey diyelim hehe).  Otobus rahat, gayet guzel. Wifi’i var ama ben bunu word’de yazip sonra post edecegim (wifi gidip geliyor arada, ozellikle kopru altindan gecince, kasmayalim).  TV yayini var, millet ya yanindakiyle laklakta, ya tv izliyor anladigimca.  Ben de iphone’un pilini sarj etmeyi unuttugum icin otobusun muzik yayinina sulanayim dedim, Turkce rockumsu seyler calan bir kanalda kaldim.

Su noktaya gelmis olmamiz buyuk basari, once bunun farkinda olmanizi saglamam lazim.  Ben  29u sabah yola cikacaktim.  Bir gun oncesinden kedikizin hazirliklarini tamamladi (mama, su, kumlar, onu yoklayacak arkadas icin mozaik pasta ve kuruyemis).  O gun sabahtan –sonunda- makaleyi bitirip (bitirmek goreceli bir kelime tabii) bir dergiye submit ettim, bakalim kaderi ne olacak.  Bir de gunlerdir makaleye daldigim icin ihmal ettigim bir genel temizlik yaptim.  Biraz ustunkoru oldu ama yine de lazimdi ustunkoru de olsa bir temizlik.  Gecenin 9unda ben hala valizleri hazirlamamis, hazirlamadigim gibi gelinligi ve diger esyalari nasil ayarlayacagimi dusunuyordum.  Pis havayollarina para yedirmemeye kararli oldugumdan bir carry on bir de bagaja verilecek valiz ile yola cikacaktim.  Sonuda “bunu yapabilirim” diyerek butun esyalarimi carry on alacagim valize sigdirdim, gelinlik/Kocakisisinin takimi ve ayakkabilarimiz bir de iki kez ziplock torbalara konmus makyaj malzemesi vs. sivilari buyuk valize koydum.  Bir ara costco’da 3lu samsonite valiz setini 80 dolara satiyorlardi, o zaman almistim bu valizleri.  Hayatimda yaptigim en guzel ve verimli alisverislerden oldu, kendime “aferin kiz” dedirten.  Boyutlari ideal ve hafifler, arti 4 tekerlekli ve tekerlekler donuyor kendi etrafinda.  Tavsiye ederim.

Aha, Ikea’nin yanindan geciyoruz, Bursa’nin ikea’si mi ki bu? Hee oyleymis.

Neyse iste bu valizlerin orta boyu carry on boyutlu, bir guzel tiktim buna kiyafetleri. 20 gunde ne giyeceksin zaten, ne kadar esya goturebilirsin?  Iste hem “tatil” ortami ve hem de “sehir” ortami icin kiyafet olacagi ve bunlar 100% birbirini kapsamadigi icin  biraz yer sarfi oldu.  Gelinliklerin oldugu buyuk valizi verirken “umarim Istanbul’a indigimde sizi gorebilirim” dedim kendi kendime.  Neyse ki, vardigimda bizim ucaktan cikan ilk valizlerden biriydi, gelinlik de cok yamulmamisti, yeterince efektif bir yontem oldu bu.  Su anda da ayni sekilde otobusun bagajinda.  Bir secenek, giysi torbasi icinde gelinligi carry on almakti. Atlanta’da kocambey ile bulusunca, ona kakalayip Paris ve Istanbul’da onun tasimasini saglama uzerine kurulu bir secenek, cunku benim onu tasiyabilmem icin kolumu bayagi kaldirmam gerekiyor (ya da ardimdan surumem).  Planlarimiz hayli bozuldugu icin bu secenege kaymadigima sevindim.  Yoksa igrenc Paris havaalaninda otobuslerde surunurken bir de gelinlik cekistirecektim.

Ayh. Sizayazdim yazarken yazarken, kapattim, uyudum.  Sonra Susurluga geldik, mama yedik, sonra yine yola koyulduk, sonra yine uyuduk, simdi neredeyiz bakalim..Edremit’e mi yaklasiyoruz ne?  1.5 saatimiz daha var yaklasik saniyorum.  Neyse, geri doneyim planlarimizin altust olusuna.  Biz bir gece skype’ta konusarak, ayni anda 3 bilet aldik.  O sirada 3 ayri sehirde olan ben, kocambey ve ikizbey yolculugun Atlanta’dan gerisini beraber yapacaktik.  Ben Kaliforniya’dan yola cikacaktim, onlar da beraber katildiklari konferanstan oraya gelecekti.  Ben vardim Atlanta’ya, biraz gecikme olsa da bayagi vaktim vardi Paris ucagina.  Lakin iki kafadarin ucagi bir firtina yuzunden ertelenip duruyordu.  En sonunda havalandilar, ama Atlanta’ya varis saatleri feci halde ucu ucunaydi. Iphone’dan flight tracker/ucus takibi websayfalarina bakiyorum, takip ediyorum biraz daha erken varirlar mi diye ama Paris ucaginin kakis saati 8:50 iken bizimkilerin varis saati 8:55 gorunuyordu.  Bankodaki elemana dedim ki iki yolcu varmak uzereler beklemek mumkun mu, hayatta olmaz dediler. Otomatik aktarilirlarmis baska bir ucusa.  E ben de kalayim, onlarin ucusa aktarin beni de dedim.  Ceza odemesi aliriz dediler.  Sonra bizim ucaga yolcu alimina basladiar,  ben de gittim bindim oturdum.  Hala da bekliyorum, her an koridorda gorecegim ayni kafadan iki tane diye ama nafile.  Sonunda kocambey aradi, inmisler, ama 20 dakika icinde ucagin yanasmasi, onlarin bagaja alinan carry on’larinin cikarilmasi ve terminal degistirip ucaga gelmeleri imkansizdi.  Hostes cocuga soyledim dedim boyle boyle n’apilabilir?  O da isimleri aldi, gitti sorusturdu, i ih dedi.  Sonradan ogrendim ki ben hala yanimdaki koridor koltugunu yavrusunu kollayan anne kuslar gibi “koridor koltugunda rahat edelim” akbabalarindan sakinir ve savunurken ikizbeyin koltugu coktan birine verilmis bile.  Acayip moralim bozuldu, uzun yol Kocambeyle daha guzel geciyor, en azindan omzunu yastik yapabiliyorum, uzerine bacakalarimi uzatabiliyorum falan.  Kader kismet.

Onlari otomatik ertesi sabahki NY ucusuna, oradan da diretk Ist. Ucusuna atmislar.  Ben telefonu kapatmak zorunda kaldigim icin bunlari ancak Istanbul’a indigimde annemlerden ogrendim.  Atlanta’da kalakalmislar, beraber magara ve kabin maceralari yasadigimiz arkadaslarin evine gidip muhabbet ve biraz uykuyla ertesi sabahi etmisler.  Ben vardigimda daha yeni NY ucusuna bineceklerdi.

Benim yolculuklar genelde vukuatsiz gecti.  Paris havaalaninin yapisi ve duzeninden, isleyisinden bayagi tiksinmis olsam da sehrin uzerinden gecerken pilotumuz bir hamleyle, tam da benim cam kenari penceremin oldugu tarafa soyle bir yatti, bir guzel Paris manzarasi gosterdi, “vayanasininiiiiii!” dedim.  Eyfel kulesi ve etrafindaki sasaali sarayimsi binalar, yemyesil bahceleri…  Avrupa’da cok sehir gormuslugum yok, ama Paris hic gormek istedigim sehirler listesinde baslara oynamamistir.  Ama oyle gorunce cekici geldi dogrusu.  Yine de bedava tatil veriyoruz Roma mi Paris mi deseler, hatta Roma yerine baska bir suru baska sehir de gelse tercih onlar olurdu.  Zaten ortalik vicik vicik turist oldugu zaman hicbir sehri sevmiyorum, ama Paris’te bir de bu mecburi romantiklik ekleniyor derde.  Daha gitmeden soguttu beni insanlarin Paris beklentileri ve yasanmisliklari.  Kaliforniyaliyim ben, Paris’in sarabini da ozlemeyecegim.  Bir gun belki diyor geciyoruz.

Bir yandan da Pelin’le chatlesirken Ayvalik’a gelmisiz. Biraz etrafima bakayim sonra yazayim en iyisi.

Bugun ayin 19’u.  Bu 15 gunluk gecikmenin pek cok musebbibi var, yavas yavas yazarim artik herhalde.  Turkiye’de “kontorlu” 3G modem aldik, hemen her yerde elimizin altinda internet vardi ama Dikili’ye vardiktan sonra devamli bir kosturmaca icinde oldugumuz icin post etmeye firsat olmadi.  Netice itibariyle evimize, ben yokken fazla yatmaktan sismanlamis kedimize, 20 gunde hayret edilecek bir azma gosteren ayrikotlarimiza kavustuk.  Tatilden donup hala tatil ihtiyacindaysam tatil yapmis sayilir miyim?  Dugun mugun diyerek genclerin iki gunluk tatiline el koymasin artik beyaz gelinlik heveslisi ebeveyinler.  Bol bol bikbiklenecegim sonraki yazilarimi merakla bekleyiniz, browserinizdan israrla isteyiniz.  Bir sonraki yazida word’de yazip aktarmaktan olusacak tip yamukluklari da olmayacak soz 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s