Dalyan hayal kirikligi demekmis

Ayh, ne gundu!  Sabah kalktigimda referandum sonucu belli olmustu bile, o kadar erken belli olacagini bileydim daha erken kalkardim, heyecan olurdu.  Heyecani basketbol macinda yasadik (ilk yari) gerci, gunumuz heyecansiz gecmedi.  Maci izlerken yine Eurovision izlerkenki gibi bir kimliksel sorgulamaya giristim alttan alttan.  Macta hangi takimi tutuyorum?  Maci hangi kanaldan izlemeyi tercih ediyorum? Bu tercihler benim hakkimda ne diyor?  Konzervatif olmayan bir Turk olmak mi daha kolay yoksa Ortadogu kokenli bir Amerikali mi?  Olay buna gelecek bir gun ama henuz yasal olarak Amerikali olamadigim icin bu konu gereksiz bir islem yuruttu ve kapanacak.  Ve saire.  Zaten baska bir konuda yazmak istiyorum.

En son yazdigimda Turkiye’ye tatile gidip geldik ama oyle yoruldum ki tatil ihtiyacindayim demistim ya.  Gercekten de kendime gelmem 1 haftayi gecti, jetlag’in de etkisiyle.  Yola cikmadan once uzerinde calistigim islere kasarken yapacagimiz 5 gunluk “denizli tatil”in hayali ile kendimi motive ediyordum, o 5 gunden cok medet ummustum.  Yanlis zaman, yanlis mekanmis, gecmis olsun.  Simdi size bu hayalkirikligi yasatan 5 gunluk tatilimizi ozetleyeyim de kulaginiza kupe olsun.

Biz te gecen sene evlenmistik burada, ama isler, gucler ve daha neler neler yuzunden balayi yapma firsatimiz olmamisti.  Oyle sekilci biri degilim, ille de su su kriterlere uyan bir balayi yasamaliyim derdim yoktu, daha dogrusu “balayi” derdim yoktu. Ama kisin isitmam bozuldugunda ozellikle dogu kiyisinda usuyerek, cok usuyerek gecirdigim aylarda hep “Ah yaz gelse, soyle denizli bir tatil yapsak.  Deniz, kumsal, gunes, turizm bakanligi tarafindan hazirlanan reklam spotlarini kiskandirsak.” diyerek kurdugum tatil hayallerini balayi kisvesine burundurerek mesrulastirdim.  Ucak biletlerimizi aldigimizda da, e hadi gari diyerek bir tatil ayarlama isine giristim.

Benim Turkiye sahilleri dagarcigim cok genis degildir (Anne tarafi denizli bir yerden oldugu icin tatile oraya giderdik hem annane vs. gorur hem de deniz meniz girerdik, cogunlukla o yuzden).  Netice itibariyle  gidebilmis oldugum, gordugum Ege-Akdeniz repertuarim dar: Alacati, Bodrum (Gumbet), Marmaris, Side, Dikili, bu kadar.  Bu gidilen yerlerde kalinacak yerleri falan da hep baskalari ayarladi, Turkiye sahil kasabalarinda otel/pansiyon ayarlamanin raconunu da bilmiyorum.  Onceden yer ayirtilmali mi? O gun gidip de “biz geldiiiik!” dersen sokakta mi kalirsin? Iyi fiyat icin ne yapmali? Kalacak yeri nereden bulursun? Bir “Turkiye kucuk oteller rehberi” var, online da mevcut ama adi ustunde “kucuk oteller” sadece.

Mantikli ve kontrol manyagi bir insan oldugum icin “tabiykioncedenyerayirtcamnesandindi” durumu hasil oldu.  Bu durumda okyanus otesinden (gondermemi de yaparim!) bir cesit ayarlamalar yapmak icabediyordu ve internet’i icat eden Al Gore’a bir kez daha duaci oluyordum.  Once onca sahil kasabasindan bir sahil kasabasi secmek gerekiyordu, sonra da o kasabadaki otel ve pansiyonlar icinden birini secmek.  Soyle genel bir baktigimda sahil kasabalari arasinda cok da buyuk fark yoktu sunduklari seyler acisindan, ama bazilarinin kendine ozgu bir seyleri vardi: Alacati’da ruzgar sorfu, Bodrum’un barlari, Oludeniz’in yamac parasutu gibi.  Biz de “bu tatilden beklentimiz ne?” diye sorduk.

Tatil kasabasindan beklentilerimiz asagi yukari soyleydi:  Huzur icinde yatan bir malak olmaya musait olsun.  Cok guney olmasin, iyice sicak oluyor diyerek Akdeniz’i (yani Antalya’yi) eleyip Ege’ye yoneldik.  Sessiz sakin olsun, dimtis dimtis bizden uzak olsun, piyasa yapan tikiler olmasin diyerek Bodrum ve Marmaris’i eledik.  Milletimize bir garezimiz oldugundan degil ama milletimiz bazen asiri yorucu oldugundan ve bu da huzur arayisimiza tuy dikebileceginden Turklerin daha az tercih ettigi bir yer bakindik.  Dalyan bize goz kirpmaya basladi o sirada.

Okudukca ogrendik ki Dalyan’in kendi sahili yokmus, denize girebilmek icin tekne veya baska bir aracla plajlara gitmek gerekiyormus.  Meshur Iztuzu plaji varmis, caretta caretta’larin yumurtalarini biraktiklari sahil oluyor.  Nasil ovulmus, nasil ovulmus. Incecik kumu, alabildigine kumsali, guzel denizi, okudukca icim bir hos olduydu vallahi.  Dalyan’in deniz-kumsal-gunes uclusunun yaninda tarihi bir tarafi da vardi, Kaunos antik sehri, Kral mezarlari vardi, guzel bir dogasi vardi.  Asiri turistik bir yer degildi Bodrum gibi.  Giden hayran kalmisti.  Malak modunda bize oyle ruzgar sorfu, yamac parasutu gibi aktiviteler cisss olacagindan eksikliklerini hissetmeyecektik. Dalyan iyiydi.  Iztuzu plajinin sapsari kumlari bizi beklesindi.

Madem Dalyan’a karar verdik, kalacak yeri ayarlayalim madem dedik.  Internetten baktik, secenekler bayagi cesitliydi.  Kesinlikle istemedigim bir sey varsa o da kalabalikti.  Oyle vicik vicik havuzbasi kalabaligi, yemek sirasi, acik bufeyi talan eden gorgusuzler ve saireler uzak olsundu, all inclusiveler, clublar neyler olmasa da olurdu.  Marmaris ve Alacati’daki biri kucuk otel biri pansiyondan olusan deneyimlerim hic fena degildi, o yuzden yine o yola girelim dedik.  Kucuk olsun bizim olsun dedik.  Club alla Turca boylece elendi.  Tutacagimiz hicbir yerin deniz kiyisi olmayacakti, nehir kiyisi olan yerler var ama o da cok sart degil (nehirde yuzulmuyor).  Ama kalacagimiz yerde bir havuz olsa iyi olur dedik.  Gunduz dolasip gelip bir havuza girer cikar serinleriz mesela dedik.  Pansiyonlar cogunlukla sehir merkezindeydiler, ve gorebildigimiz kadariyla bir havuz etrafinda binalar seklindeydiler.  Ben ise biraz yesilligi olsun, biraz bahcesi olsun istiyordum (aklim daha onceden kaldigimiz kucuk otelin huzur dolu bahcesinde kalmis).  Pansiyonlarin cogunu da boylece eledik.  Sonunda aile isletmesi olan bir otelde karar kildik. Otel cok buyuk bir isletme degil ama pansiyonun genc irisi versiyonu da degildi dogrusu.  Gidince gorduk ki havuzu, bahcesi, binalari fotograflardan gordugumuz gibiydi, guzel bir tesisti.  Cogu isletme icin online rezervasyon mumkundu, bu otel icin degildi, emaillestik fiyat konusunda, sonunda telefonda kredi karti bilgimizi verdik ve rezervasyonu yaptirdik. Oh be!

Sonra iste Turkiye’ye gittik, Istanbul’dan Izmir tarafina gectik, dugunumuzu yaptik, saclarimizdaki spreyleri denizde citilemek suretiyle akittik, ve Dalyan’a dogru yola koyulduk bir pazartesi gunu.  Yalniz butun bunlar olurken, Turkiye’ye ayak bastigimiz andan itibaren yakamizi birakmayan bir dert vardi: SICAKKKKK!  Bunaltici bir sicak sarmisti guzel ve yalniz ulkemi.  Istanbul’dan Ege’ye gecince nem biraz azalir diye umuyorduk, azaldi da gerci ama havadaki bunalticilik ayni kaldi.  Kisin usudugum gunleri dusundum, “kizim sacmalama sen sicaga dayanikli bir insansin” diye telkinde bulundum, “sicagi soguga tercih edersin yeme beni simdi” dedim kendime ama o havaya isyan ettigim, ulu manitu bir esinti yolla yareppimmmm diye yakardigim anlar cok oldu.  Onca bilet parasi bayilmissin, 1 gunu yolda yemissin de varmissin, cikip bir Istiklal, bir bogaz yapmak istiyorsun, ama evde oturmak daha cekici geliyor, olacak is mi?  O klimali ortamlari birakip kendini sokaklara vurmak deli isi gibi geliyor.

E hadi, “ev”li ortamlarda otur evde, annelerle babalarla ailelerle hanimis de hanimis yap, hasret gider.  E ya balayimizzzz? Disimle tirnagimla 5 gunluk tatil ayarlamisim, nasil olacak o is simdi?  Yine de tatilimden umitliyim, yine de havuzbasi sefalarinin, Iztuzunda serilip yatmalarin hayaliyle “taze gelin”cilik oynama gucunu buluyorum dugun icin gelmis sifir kilometre akrabalarima, o hayalle geciyor dugun hazirlikli gunler, o hayale tutunuyorum kafamin icinde ustune firkete ustune firkete takilir ve spreyler sikilirken.  Bitse de gitsek yilginligimin hedefi o tatil.  Bu bunaltici sicaklari dert etmiyorum, hayalim serin serin, pufur pufur.  Niyeyse?  Sozde ampirik, realist bir bilimkadiniyim (ay-dinn bir turkkk kadiniyimmmm makaminda okunacak).

Aci gercekler Dalyan’a varip otelimize yerlestigimiz gibi suratimiza bir samar seklinde indi zaten.  Izmir’de biraz kosturmamiz gerekmisti, sonra GERIZEKAAAALI Kamil Koc saticisinin Mugla Dalyan dememize ragmen bize Izmir Dalyan bileti vermis oldugunu otobuste ama cok da gec olmadan farkedip kendimize alternatif ulasim yollari ayarlamak zorunda kalmistik.  Oyle ya da boyle gelmis, odamiza yerlesmistik, artik tatil baslasindi!  Samari yedik, oturduk asagi.  Gun icindeki kosturmacalarimiz sirasinda, bol bol sivi tuketmeye dikkat etmis olsak da, kocambeyi carpmis sicaklar ve gunes.  Gece feci ateslendi, cayir cayir yandi ve gec oldugu icin islak havlu ile ates dusurmeye calismak disinda elimizden bir sey gelmedi.  Resmen havale geciriyordu, ben de sersem sersem bilincinin yerinde olup olmadigini anlamak icin “uc kere sekiz?” gibi bir sey sormali mi hesabi yapiyordum kafamda. Ben onun gibi carpilmasam da yorgunluktan siziyordum durdugum yerde, hani oturayim su havluyu degistireyim, ilgileneyim falan diyordum ama i ih.  Ancak “bir soguk dus alsaydinnn… soguk dusa girseydinnn” diye sayiklar gibi ayni seyi soyluyordum.  Sabaha karsi biraz kendime geldim, dusa girmeye ikna edebilecek kadar.  Soguk dus iyi geldi, yavas yavas dustu atesi.  Rahatladik.  Ama o gecenin soku ile butun tatil boyunca bir tedirginlik icinde gecirdik gunleri.  Devamli “aman su icelim, aman su icelim” “aman guneste kalmayalim, sapkalarimizi cikarmayalim, gunes kremini (spf 50 mi neydi) kat kat surunelim” diyorduk, vitamin iciyorduk.  E, disari cikip gezecegiz, sahile gidecegiz ama “disari”si sicak ve biz sicaktan ocu gibi korkar olduk, nasil olacak bu is???

Dalyan'in ucan deniz kaplumbagalariIlk gun bir onceki gunun yorgunlugu ve bir onceki gecenin soku ile “bugun agirdan alalim, hic kasmayalim, otel civarinda takilalim, yayilalim, dinlenelim” dedik.  Otel ve sehir merkezi arasinda 10-15 dakikalik bir yuruyus mesafesi var.  Kahvaltidan sonra gittik eczaneden bir seyler aldik ates dusurucu, vitamin gibi.  Geri geldik, gunesten kacinarak havuza girdik biraz.  Sonra yine sehre inip oglen yemegi yedik. Sonra geri geldik actik klimayi serin odada uyuduk (bir onceki gecenin uyku borcunu odedik).  Sonra aksam ortalik biraz serinleyince sehre indik.  “Biraz kolocan edelim, bakalim ne var ne yok, aksam yemegi de yiyelim” diyerek.

Kral Cay Bahcesinden kral mezarlariSicaklar zaten buyuk hayal kirikligi yaratmisti, Dalyan’la ilgili hayal kirikliklarimiz ise o aksam basladi.  Nehir kiyisinda yuruduk biraz.  Restoranlar, restoranlar, tur tekneleri, cami ve dibindeki cay bahcesi, yine restoranlar restoranlar.  Ha bir de arada bir yerde “Kral cay bahcesi.”  Tam karsi taraftaki kral mezarlarina bakan bir yerde buyukce bir alana yayilmis bir cay bahcesi.  Biz gittigimizde bombos oldugu icin nehir kiyisinda asma cardak altinda bir masaya konuslandik.  Self servis miydi, bizim oturdugumuz yer bufeden uzakca oldugu icin mi gormediler bilmiyorum ama iceceklerimizi kendimiz alip getirdik.  Cay kotuydu, bira yeterince sogukmus.  Insan istiyor ki soyle pasta, kurabiye, dondurma falan olsun ama yoktu.  Manzara guzel, ortam huzurluydu, o bize yetti.  Mezarlara baktik, gunluk turlarindan donmekte olan onumuzden pata pata gecen insan dolu tekneleri izledik.

Karnimiz acikmaya basladiginda bir restorana yonelme vakti gelmisti.  Internetten bakmistik, aklimizda birkac restoran ismi vardi.  Madem balayindayiz, balayimiza da boyle sonuk (ne sonugu ayol, bildigin korkunc) bir baslangic yapmisiz, bu gunu daha hos bir sekilde sonlandiralim, dibine vuralim dedik.  Nehir kenarindaki restoranlardan birine gidip balik yiyelim dedik.  Restoranlar dizi dizi, karar veremedik.  Sokakta asagi yukari yuruduk biraz.  Restoranlardan birinin onunde (kahretsin ki ismini unuttum simdi, sonra arar bulurum) minik karatahtaya yazili bir not vardi.  “Biz oyle kapida durup gel gel yapmiyoruz, cistak cistak muzik yayinlamiyoruz, yerse” gibilerinden.  “Oo” dedik, “a restaurant with an attitude, me likes.”  Hadi oraya girelim madem dedik, cunku yivis yivis “abi gel abla buyur” diyen garsonlardan rahatsiz oluyoruz zaten.

Gec oldu, uykum geldi, arkasi yarin.

Arkasi simdi.  Restoran kapisindaydik. Kapidan bahce gorunuyordu, nehir kiyisindan baslayarak masalarla dolu, golgeli, henuz kimseciklerin olmadigi bir restorandi.  E, iyiymis deyip iceri girdik, bir garson bize masalara dogru eslik etti.  Suyun hemen dibinde 4-5 masa vardi, onlara yoneldik.  Garson “Onlar rezerve” dedi.  “Hay Allah, Dalyan’da restoranlara rezervasyonlu mu gitmek lazimmis?”  Cehaletimizin kurbani oldugumuzu dusunup “e su kenari olmayiversin” dedik, o su kenarindaki masalara paralel siralanmis masalara bakmaya basladik.  Garson da bir masayi gosterdi, oturabilirmisiz.  Tam sandalyeleri cekmis oturacaktik ki baska bir garson gelip “Aa, ama orasi rezerve, sizi soyle alalim” diye iyice ic taraftaki masalari gosterdi.  Hani biliyoruz, su kenari olunca basimiz goge falan ermeyecek ama ozenmisiz, guzel bir aksam gecirmek istiyoruz, nehir kenari daha iyi eser diye de umuyoruz.  Rezervasyonlari bilemiyorduk tabii ama ortalik bombostu, cok erkendi normal yemek saatinden.  “Nehire yakin oturmak istiyorduk” dedik.  Adam  bize oturmak uzere oldugumuz masanin hemen arkasina sikistiriverilmis fiskos masasindan biraz buyukce ve oldukca dandik iki kisilik bir masayi gosterdi.  Masanin dandikligini nasil anlatsam bilemiyorum ama diger ortulu mortulu masalarin yaninda siginti gibiydi.  Bu durum hic hosuma gitmedi, bombos bir restoranda cocuk masasindan bile kotu bir masada bir kosede sikisip yemek yemeye razi olabilecegim bir halet-i ruhiyede degildim.  Biz tatilimizi, evliligimizi kutlayalim falan diye kendimizce geceye ozel bir anlam yuklemisken hele cok itici geldi.  Bu rezervasyon olayinin da hikaye oldugunu dusunmeye baslamistim garsonlar arasindaki celiskili yaklasim yuzunden, onlara da sinir oldum.  Kocambeyin de itiraz etmeyecegini dusundugumden “Kalsin!” deyip cikisa yoneldim(k).

Ugradigimiz bu garip muameleyi anlamlandirmaya calistik ama tam anlayamadik da.  Bize ciddi ciddi yalan mi soylediler 4 kisilik guzel masalarini kapatmayalim diye?  Turk oldugumuz icin mi oldu bunlar?  Harbi rezerve miydi tum o masalar (uzerlerinde bir not yoktu buna dair).  Sinir olmustuk, hemen bir yandaki restorana girdik, “aman sanki koca Dalyan’da baska restoran yok!” diyerek.  Orasi da ayni stildi, nehirden baslayarak masalar dizilmis bir bahce, orasi da henuz bombostu.  Giriste garson bize yol gosterdi, “nehir kenarinda oturabilir miyiz?” dedik, masalardan birini gosterdi, oturduk.  Keyfimiz yavas yavas yerine gelmeye basladi.  Oturdugum yerden dumduz karsima bakinca biraz once oturtulmadigimiz diger restorandaki o masalari goruyordum, gece boyu takip ettim, cogunlukla bos kaldilar. Biz yemegimizi yiyip kalkarken bile biri hala bostu.  Restaurant with an attitude, but the attitude is a bit too much to be charming.

Oturdugumuz restorandaki deneyimimiz genelde olumlu olmasina ragmen, Dalyan esnafinin gercek yuzu ile tanistigimiz anlar pek hosumuza gitmedi.  Menude fiyatlar var mesela (balik haric), ve biz oraya bu fiyatlarin asiri oldugunu bilerek, sirf restoran nehir kenarinda diye fiyatlarin arttigini bilerek gittik.  Ama menudeki fiyatlarin pek bir anlami yokmus.  Bir onceki restoranda “Ay bunlar Turkmus” diye itilip kakildik, burada ise -sanirim- Turkuz diye yaklasik soyle bir muamele gorduk: “Abi mezelerin fiyati soyle, ama bosver sen onu, ben sana X liraya meze tabagi yapayim, uzerine de sigara boregi” “Abi levregin kilosu X lira, 1kilo100 gramlik bir levregim var o size Y liraya olsun (Y<X)”.  Adam tabii ki bize bir lutufta bulunmuyor, fiyattan o kadar inince bile kim bilir ne kadar kari kaliyordur, dedim ya fiyatlarin asiri oldugunu biliyorduk.  Bunu herkese mi yapiyorlar, Turklere mi yapiyorlar anlamadim ama bu tarz hic hosuma gitmedi, normalde verecegimizden daha az hesap vermis olsak da.  Cok Amerikanlastim belki diyecegim ama yok, ben Amerika yuzu gormemisken de boyleydim.  Pazarliktan hic hoslanmam, “fis almasam kaca olur?” lafi agzimdan cikmamistir (vergi dairesine olan asiri sevgimden degil bu).  Marketleri cok severim, etikette ne yaziyorsa onu verip cikiyorsun ama kaziklanmis olmuyorsun (yani icinde ukde gibi “pazarlik yapaydim daha ucuza alirdim, keriz miyim neyim, n’apayim ki ben boyleyim” seklinde kotu bir his olmuyor).  Bu restoranda da adam gibi menude ne yaziyorsa onu alsalardi dedim, ama fiyatlar maksimumda tutulmus, musteriye gore indiriliyor.

Evet, Dalyan esnafinda boyle bir sey var.  Fiyatlar hep “tutturabildigine.”  Verilen fiyatlar hep “ya tutarsa” fiyati ve yabancilarin alisveris kulturu farkli oldugu icin tutuyor da.  Sark kurnazi olan, ya da dersini almis olanlar yapiyor pazarligini, dusuyor fiyat.  Bu bana asiri itici geliyor.  Hani hediyelik esyaci yapsa bunu neyse de restoranda daha bir itici.  Restorandaki bu fiyat kargasasini yazdik bir kenara ama hava kararinca isiklandirilip cok majestik gorunen kayalara oyulmus Kral mezarlarina baka baka, arada cikan esintiyle ohhh diye diye yedik yemegimizi.

O gece yedigimiz yemek konusunda ayri bir degerlendirme yapmak yerine, Dalyan’daki 5 gunumuzde oglen-aksam hep “disarida” yedigimiz yemeklerle ilgili genel bir degerlendirme yapayim.  Pideci Metin ve muhtemelen (denemedigimiz) Donerci haric butun restoranlarin menuleri ayni.  Menuler direkt Ingilizlere yonelik.  Klasik olarak kebaplar var, makarnalar, pizzalar, sicak-soguk mezeler, ve guvecler (casserole diyorlar).  Ustelik cok ama cok basarisizlar.  Yani su restoranlar Istanbul’da olsa kesinlikle musteri bulamazlar.  Kebaplarinda tad tuz yok, Iskenderleri direkt yalan, mezeler seklen haydariye humusa benziyor ama tad olarak Nevizade’de falan yenilenlerin tirnagi bile olamaz.  O tatil boyunca yedigim en lezzetli yemegin donuste Ortaca’da otobus garinin hemen disindaki bir esnaf lokantasinda yedigimiz yemek oldugunu soylesem?  Ve yedigimiz en ucuz yemegin de bu oldugunu eklesem? Hani bahar aylarindan birinde Istanbul’da restoran gezen Anthony Bourdain’i izleyip ic gecirmistim ya, Turkiye’ye gidince hepsinden yiycem diye ant icmistim.  Her zamanki Turkiye yolculuklarimizda yaptigimizin aksine bayagi cok disarida yedik bu Dalyan gunlerinde, ama iste o disarida yemeleri Istanbul’da yapacaktik (onu azicik yapabildim neyse ki, daha sonra anlatirim).

Neyse, Dalyan esnafina giydirmeye devam edeyim.  Restoranlar gibi dogrudan turist endustrisinin (turizm degil turistleri kafalama endustrisi) bir parcasi olan diger elemanlar turcular.  Dalyan deniz kenarinda olmadigi icin cogu yere teknelerle gidiliyor.  Eger bizim gibi az gunde cok sey yapmak/gormek isteyenlerdenseniz bu turlara basvuruyorsunuz.  Gunluk paket turlar var bir suru. Biz de kolayina kactik, turlar ayarladik.  Ilk gunumuz otelde gecmisti, ikinci gun gunluk Dalyan turu yaptik (Camur banyolari, oglen yemegi, Kaunos antik sehir turu, Iztuzu plaji), ucuncu gun kendimiz Sarigerme plajina gittik, dorduncu gun sabah erkenden deniz kaplumbagasi gozleme turuna, sonrasinda da Ekincik koylari turuna gittik, mini mavi tur gibiydi, besinci gun de sabah otelde takilip sonra geri donus yoluna ciktik.

Bu turcularda da restorancilardaki durum hakim, hatta vardigimiz gece bizi otele goturen taksicide de ayni sey vardi.  Herifler turist begenmiyor yahu!  Taksici daha bismillah yeni gelmisiz, “Bu sene turistler cok kaliteli degil” diye sikayet etti.  Tur rehberi olan eleman da etrafta Turkce bilen bir biziz diye digerlerinin yaninda bize “Bu Ingilizlere de fitil oluyorum, soyle giciklar boyle bilmemneler” diye saydirdi.  Adam elemanlarla enseye saplak gote parmaga ramak kalmis bir yavsak muhabbet icindeydi ama gelip bize sikayet ediyordu.  Biz kendimizi acayip rahatsiz hissettik, cunku Turk olsak da turistiz, digerleri gibi musterisiyiz adamin.  Diger musterilere saydirmasini dinlemek istemiyoruz, bizim hakkimizda da ona buna kim bilir neler dedigini dusunmek istemiyoruz.  Bunu gec, bu ne bicim iki yuzluluk yahu?  Gittigimiz restoranlarda istisnasiz cilgin bir yavsama vardi yabanci turistlere.  Memnun giden musterilerin daha sonra tekrar gelecegini, daha fazla da musteri getirecegini bildiklerinden musteriyi memnun etmeye calisiyorlar.  Ama guzel yemeklerle, zamaninda gelen siparislerle, duzgun fiyatlarla degil.  Ingiliz cogunlugu nasil tavlayacaklarini ogrenmisler.  Yavsiyorlar direkt!  Hani serviste bir “personal touch” seklinde degil.  Bildigin yavsama.  Masaya gelen aileyle flort ediyorlar bildigin.  Ingiliz aksani yapmislar kendilerine ama gramer falan hakgetire.  Oyle garip bir lisanla flortlesiyorlar anne-babalarla, genc kizlarla, cocuklarla.  Trip advisor’da Dalyan’la ilgili yorum yapanlarin yorumlarindaki hikmeti o zaman anladik.  Adamlar “ayy Kemal bizimle cok guzel ilgilendi” diye 5 yildizi basiyorlar, yemekten, fiyatindan cok gordukleri muameleye gore degerlendiriyorlar.  Arkalarindan kendilerini kalitesiz bulduklarini soyleyen, her turlu saydiran bu heriflerin yalanciktan tatli dil ve guler yuzlerine kaniyorlar.  Birileri su Ingilizleri uyandirsin diyerek, tripadvisor’a gidip Dalyan hakkindaki gercekleri ifsa edelim eheheh diye kafa bularak izledik bu yavsamalari.

Bu ortamda Turk olunca insanlarin bizimle ne yapacaklarini bilemediklerini anladik sonra.  Ilk restoran deneyimimizde hic ziklemeyip kenara atani da, Turk diye kiyak geceni de gormustuk, son gecemizde Ingiliz ailenin cocugunun elindeki Iphone uzerine on saat yalan yanlis iphone 4 muhabbeti yaparken bizi unutup gidenleri de gorduk.  E abi, derdin iphone’sa bizde de vardi? Turlarda ise durum iste tur arkadaslarimizi bize sikayet seklinde olabiliyordu, Kaunos’ta tabelada yazan bilgiyle cook celiskili bir “bilgi” verdiginde sorgulayan Ingilizlere gicik olup bize saydirirken bizim kendisinin tarih bilgisinden medet ummaktan coktaaan vazgectigimizi dusunemiyordu.

Ha diyeceksiniz ki, e sen nasil muamele bekliyordun?  Ingilizlere yavsadiklari gibi bana da yavsasinlar demiyorum, aman Allah korusun.  Musteri gibi davransinlar yeter, ama gercekten memnun etmeye calistiklari, bullshitle goz boyamaya calismadiklari bir musteri olarak gorsunler.

Esnafi gecip Dalyan’in kendisine gelelim.  Dalyan’da cok fazla kedi-kopek var, ozellikle kopek.  Ortalikta gordukce, restoranlarda dibimizde bittiklerinde icimiz parcalandi.  E sokak hayvani Turkiye’de her yerde var? diye sasirmayin.  Bunlar, Dalyan’daki kopekler, sokak kopegi olmamalari gereken kopekler.  Bildigin cins kopekler, bazilarinin tasmalari var.  Millet gelmis, yazlikta kopegimiz olsun diye almis, giderken de sokaga birakip gitmis.  Baska bir aciklama bulamadik sokakta gordugumuz o kopeklere.  Dalyanlilarin kopeklerini oyle sokaga saldigini, o kopeklerin sahiplerinin oldugunu dusunmek istedik ama olmadi, cunku hayvanlar feci ac ve bakimsiz gorunuyorlardi.  Dalyan belediyesi bu duruma bir sey demiyor mu hayret ediyorum.  Ev kopeklerini kayit altina falan alsinlar, sokakta basibos bulunursa ceza yazsinlar diyecegim ama elin Ingilizi alip basini gidiyor, ne cezasi.  Bu ev hayvanlarini boyle sokaga birakan vicdansizlara her turlu okkali kufru, her turlu bedduayi yolluyorum.  Belanizi gani gani bulun insallah, o hayvanciklar gibi ac kalip ondan bundan yemek dilenesiceler.  Ay sinirlendim yine aklima gelince su zavalliciklar.  Bu konuyu burada kapatayim.

Dalyan kesinlikle bir aile mekani, gelen cogunluk coluklu cocuklu ailelerdi, cogunluk Ingiliz.  Oyle tikicanlar, piyasa ortamlari falan yok, bu hosumuza gitti dogrusu.  Ama hemen Dalyan’la ilgili yalan beyanlara gelelim: 1. Camur banyolari denen seyler IGGRENC.  Orada sifa bulmayi bosverin, hastalik kapmadan cikarsaniz sukredin.  Ha biz turla gittik, baska bir yerde (Sultaniye kaplicalari) baska camur banyolari varmis, hatta halkin kendi kesfettigi turistlerden gizledigi camur banyolari varmis, onlar farkliysa bilmem.  Bizim gittigimiz (ismi aqua mia olan) rezaletti, cok kalabalik, pis kokuyor ve oyle “spa” deneyimi degil korkunc bir deneyim. Gitmeyin.  Biz bu halk banyolarindan haberdardik ama iste o sicakta arastir sorustur kendi imkanlarinla gitmeye kas ugrasamadik, kendimizi turlara teslim ettik.  2. Iztuzu plaji hic de abartildigi gibi guzel bir yer degil, etrafta cok daha guzel denize girme imkanlari varken bosuna kasmayin.  Tamam guzel kumu var falan ama biz gittigimizde denizi inanilmaz dalgaliydi ve git git git sig kaliyordu, birden derinlesip sonra yine sig.  En kotu tarafi da vicik vicik kalabaligi ve cok iptidai olan tesisleriydi.  Bir plajda luks beklentim yok, bu “beach club” denen olusumlara feci kilim baska zaman onlara da giydiririm, lakin Iztuzunda butun gun nasil gecer bilemedim, biz 1.5 saat kaldik yetti de artti bile.  Alternatiflerden birini hemen yazayim: Sarigerme plaji.

Dalyan’dan dolmusla Ortaca’ya, oradan dolmusla Sarigerme’ye.  Dolmus  plaja kadar gidiyor.  Ismini unuttugum bir cevre dernegi Sarigerme’ye sahip cikmis, cok guzel duzenlemis, tesisler yapmis.  Parani verip giriyorsun ama verdigin paraya degiyor. Cistak cistak muzik yok, ister gozlemecinin orada agaclar altinda masalarda otur, ister sahilde sezlonglarda.  Giriste para verilmesine ragmen sezlong/golgelik icin ayrica para verilmesine pek anlam veremedim ama oeh dedik gectik.  Insan var, daha cok Turklerden olusan bir guruhtu, ama Iztuzu’ndaki o vicik vicik hal kesinlikle yoktu.  Gayet rahat, huzurlu bir ortamdi (bir de kavurucu, bunaltici sicak olmayaydi, biraz daha eseydi tam super olacakti).  Denizi de guzeldi, temiz, durgun, derinligi normal.  Bir daha o tarafa gidersek bu Sarigerme tarafinda bir yerde kalip buraya gelmek lazim.  Ha bir de ilgilenene su sporlari yapma imkani vardi, tekne parasutu, banana falan.  Burayi iki adim otedeki tuvalet yerine soyunma kabinine iseyen dallamalara ragmen tavsiye ederim.

Ekincik'te magaraciklarda yuzmekDaha iyi olabilecegini dusunsem de sikayet edemeyecegim bir baska deneyim de gunluk mini mavi tur oldu.  Ekincik koylarinda demirliyor tekne, atliyorsun, yuzuyorsun ediyorsun, sonra hop baska koya.  Ilk gittigimiz koy cok guzeldi, boyle magara gibi olusumlar vardi, yuzerken golge yapiyor haliyle orasi cok guzeldi.  Ayni anda 3-4 tekne yanasmisti ama sakindi.  Sonra gittigimiz koy aslinda cok guzelken tur endustrisinin kurbani olmustu anlasilan.  Demir attik, denize atladik, su guzel ve saire ama bakiyorum suyun uzerinde bir seyler var.  Once anlamadim nedir ama sonra jeton dustu.  Burasi teknelerin oglen yemegi icin yanastigi bir yer.  Ogle yemegi de teknenin uzerinde mangal.  Ucusan kuller suyun uzerine dokuluyor.  Hatta sonra coplerin suyla bulustugu da oluyor.  Suya doyamasam da “Lan bu bildigin pis!” diye ciktim, hemen herkes cikti.  Yemegin hazir olmasini kos kos teknede oturarak bekledik.  Kaptan’a da diyorum, su pislendi bayagi neden acaba falan diye.  Adam dalga getirmistir diyor, ahahah.  Sonra yemekleri yedik gitmeye hazirlaniyoruz, adam icinde salata olan plastik kabi kenardan suya daldirdi calkaladi ve doktu denize.  Ya icinde hala salatanin suyu vardi, bazi yesillikler falan vardi?  Yemekten sonra yine orada denize girmemizdi sanirim orijinal plan ama kimsenin o suya girmeye niyeti yoktu, planlar degisti.  Alagol isimli, deltanin hemen basinda bir gol var.  Golde ilginc su akintilari var, ustu sicak ama ayak ucunuz buz gibi sulara degiyor asagida falan.  Guzeldi, turun bitis vaktine kadar orada takildik ama su -gol ne de olsa- bayagi bulanikti, yesil yesildi.  Orada takilmak yerine, ilk gittigimize benzer baska bir koya gitseydik, denizde yuzseydik daha cok mutlu olurdum.

Bu Ekincik turundan sonra gelecek sene icin yaz tatili icin baska turlu bir plan yapasimiz geldi.  Kesinlikle Temmuz-Agustos’ta gidilmeyecek bir kere.  Haziran ya da Eylul.  Ailemizde yelkenden anlayan iki yagiz delikanli var, Kocambey ve Ikizbey.  Kirala bir yelkenli Gocek’te, sonra dolan dur.  Denize gir, yuz, teknede yayil istedigin gibi, koy koy gez. Bir yerin suyu mu temiz degilmis, baska koya git.  O koyda cok mu insan varmis, hic yanasma.  Bu koylara, sahillere karadan ulasmak denizden ulasmaktan daha zor anlasilan, mavi tur diyorum bu durumda!!!  Beach club’lardan kacmak icin de daha iyi imkanlar sunuyor ustelik.

Dalyan hakkinda son soyleyecegim sey: turlar tekneler iyi de o teknelerin yaktiklari mazot yuzunden sehri, nehrin etrafini nasil bir “smog” kapladiginin farkindalar mi?  Ilk gun kral mezarlarina bakarken manzara bulanikti (bkz: yukaridaki foto), bugun hava boyleymis dedim.  Sonradan ayni manzaranin sabahlari erken vakitte daha net, aksamlari bulanik olusundan anladim ki o dogal hava olayi degil, bildigin smogmus.  Tekneler icin alternatif enerji dusunsunler ne bileyim. Bir tur teknelerinin gunes enerjisiyle calistigini iddia ediyordu, dogruysa digerleri de bunu ornek alsin, oluyor demek ki.  Mazotla kendi bindiginiz dali kesiyorsunuz tekneciler, turcular.

Otel havuzuSon olarak da otelimiz hakkinda bir not:  Ismi Holiday Calbis’ti. Tesis olarak guzeldi, buyuk olmasina ragmen rahatsiz edici bir kalabaligi yoktu ama isletme konusunda yapabilecekleri bayagi bir sey var.  Birincisi: havuza giden insanlara havlu versinler, boylece balkonlarda kurutulmak uzere serilmis plaj havlusu goruntusu de azalir.  Havlu demisken, havlulari 3 gunde bir degistirmek de ne oluyor?  Benim begendigim bir Amerikan uygulamasi var, not yazip diyolar ki: “Su harcamamizi azaltmak istiyoruz, o yuzden havlularinizi tekrar kullanmanizi rica ediyoruz.  Degistirilmesini istediklerinizi yere atin, onlari degistirelim, kullanmak istedikleriniz askida kalsin.”  Ben sahsen boyle oldugunda her gun her gun havlu degistirtmiyorum.  Ama ilk gece ates dusurme amacli kucuk boy havlulari kullandik, islandilar ve kurumadilar hemen.  Havlu rica ettik gorevliden, “Getiremem, 3 gunde bir degistirebiliyorum, camasirhaneye gidip rica edin” gibi bir sey dedi, oha!  Su minik el sabunlarinin maliyeti nedir mesela?  Ilk vardigimizda 2 tane vardi, onlar eridi gitti, hic yenisi konmadi.  Sampuan falan olmamasini onemsemiyorum, onlari kullanmiyorum ne de olsa ama sabun ya!  Icinde vitamin tableti eritildigi icin pislenmis bardagi da bir calkalayip lavabonun kenarina (hem de basasagi!) koymak yerine yeni, temiz bir bardakla degistirseler migros’tan plastik bardak almak zorunda kalmazdik.  Plastik bardak otel yonetimine de tavsiye ederim eger (daha cevreci bir yol olan) cam bardagi yenilemek islerine gelmiyorsa. Bar olayina da bir el atmalari lazim, sirf genc barmen 13 yasindaki kendi baslarina disari cikip sehre inemeyen turist kizlara hava atacak diye dans etme imkani olmayan ortamda oyle cistak cistak yuksek sesli muzige hic gerek yok.  Neyse ki balkon kapisini kapatinca ses yalitimi iyiydi (arti puan) ve o havada kapiyi kapatip A/C acmak en mantikli serinleme yoluydu.

Iste boyle, pek cok farkli sebepten tatsiz bir tatil oldu.  Tatsizliklarin bir kismi bizim sahsi meselemizdi pek tabii ki, bir kismi da lanet olasica sicaklardan kaynaklaniyordu.  Ama Dalyan sehri ve turizm endustrisi temsilcilerinden pek memnun kalmadik.  Gidecek onca baska yer, deneyecek onca cesitli tatil imkani varken bir daha gitmem diye dusunuyorum.  Sizlere de pek tavsiye edemiyorum dogrusu, diger secenekleri degerlendirin.  Hele hele, kesinlikle tripadvisor gibi sitelerde ingilizlerin yazdigi yorumlara bakmayin, onlarin beklentileri ile sizinkiler buyuk ihtimalle cok farkli.  Benim bu tatilden aldigim ders, aziz milletim beni yorsa da onlarin izinden gitmek gerektigi.  Turkuz netice itibariyle, Turklere hitap eden “sey”lerden cok sikayet edemeyiz, bize de uygun gelir (bu “sey”ler menuler, elemanlarin davranis ve tutumlari, tesisler vs. olabilir).  En azindan agiz tadimiz ayni olduuucuun tatilci halkimin gittigi yerlerde duzgun lezzetli yemekler yiyebilecegimiz daha garanti olur.  Bir sonraki yazida Sur Ocakbasi’dan bahsedeyim de anlarsiniz o zaman, hehe.

Dur fotograflari yukleyeyim de iki tane koyayim (fotolarin ustune gelince ne olduguna dair aciklamam cikiyor).  Salakolugumuzdan fotograf makinesini unutmusuz, iphonelarla cektik hep, cogu da kocambey’inki ile cekildi ve onlar bende yok.  Offf, ne bitmez derdim varmis degil mi?  Haydi baybayyy!

Restorasyonla icine edilen Kaunos amfitiyatrosuSu kaplumbagasi Turk turizmine hizmet ederken