Patates Kizartmasi Nostaljisi ve diger meseleler

Canim sikkin su siralar, sebepleri muhtelif.  Mesela ogrencilerim.  Bir kismi bir suursuzluk denizi icinde yuzerek devam ediyorlar hayatlarina ve benim bu ogrenciler icin bir sey yapmam imkansiz (yapacagim girisimler de o suursuzluk denizinde dibe cokuveriyor cunku).  Bir suru ogrenci icinde gayet ne yaptigini bilen, leb deyince leblebiyi anlayan ogrenciler de var, lakin beni devamli mesgul eden, sorunlari bir turlu bitmeyen, email yagmurlari yagdiran 3-5 tane canimdan bezdiriyor.  Yahu evladim, dersin online sitesinde o email bombardimaninda savurdugun sorularin hepsinin cevabi var, o sorularin gelecegini bildigim icin cevabini yazdim koydum, n’olurdu gidip bir okuyaydin? Neyse, bu ogrenci mevzularini cok uzatmayayim.  Patatese geceyim.

Demin patates kizarttim, yedim.  Nostaljik oldu resmen, cunku en son ne zaman evde patates kizarttigimi hatirlamiyorum bile.  Usendigim ve ortaligi cok batirdigini dusundugum icin patates (veya baska sey) kizartmiyorum.  Genelde fast foodculara dadanip hamburger aldigimda (vallahi bu cok sik olmuyor, iste canim cok isterse, aserirsem falan) yaninda aliyorum, oyle yiyorum.  Carl’s Jr. patatesleri malesef bayagi basarisiz, yiyorsun ama cok bir tat alamiyorsun.  In-n-out’unkiler guzel, tazeligi hissediliyor ama uzakta oldugu icin oyle “eve donerken ugrayip alayim bir seyler” diyerek gittigim bir yer degil malesef.  McDonald’s’inki en lezzetlisi dogruya dogru, ama en son gittigimde (1 yil olmus mudur acaba?) siparisimi beklerken duvardaki besin degerleri tablosuna bakiyordum ki dikkatimi patates kizartmalari ile ilgili bir not cekti.  Sicak yagda kizartilan patateslerde kanserojen bir madde olusuyormus (detayini bilemeyecegim, bir google yapan kesin bulur bu kimyasal olayla ilgili ayrintilari).  Bu sirf McDonald’s’a ozgu bir sey degil tabii ama “Super Size Me” deki bir turlu bozulmayan patateslerin hikayesiyle birlesince McDonald’s ile aram iyice acildi.  “Canim cok patates kizartmasi isterse evde yaparim, napalim”a boyle boyle geldik.

Bugun iste o gundu.  Evde kizartilan patatesler disaridakiler gibi olmuyor.  Yagi fazla cektiklerinden midir nedir, fazla mayisik oluyorlar.  Yagi iyice kizdirmak veya tabaga cikardiginda kagit havluyla yagi emdirmek falan ise yaramiyor.  Disaridakine en yakin, citir citir patates kizartmanin yolu dondurulmus patatesten geciyor.  Lakin tazesi ve dondurulmusu arasindaki fiyat ucurumu kendimi cok enayi gibi hissettirdiginden pek favorim degil dondurulmus hazir kesilmis dogranmis patatesler.  Amerika’ya ilk geldigimde bir sure kesilmis, kizartilmis, dondurulmus, firinda 10 dakika pisiriliverince kizarmis patates olan patateslere dadanmistim ama nedense sonradan igrendim onlardan, almaz oldum.  Tadlari super degildi arti iclerinde koruyucu maddeler falan vardi galiba.  Kala kala patatesi soyup dograyip tuzlayip kizgin yaga atip kizartma, sifirdan patates kizartmasi yapma yontemi kaliyor. Anne usulu, babaanne usulu.

Universitenin ilk iki senesinde babaannemle yasadik.  Babaannem cesitli sebeplerden zor bir insandir.  Severim, o da beni sever ama beraber yasamanin beni cok zorladigi zamanlar olmadi degil.  Kadincagizin hakkini yemeyeyim ama, kendince beni mutlu etmek icin yollar icadederdi.  Mesela derslerden sonra eve geldigimde hemen bana cay demler, patates kizartirdi.  Patates kizartmasi ile cay, asil aksam yemegine kadar “aperatif” olurdu.  Simdiki cay tiryakiligim zaten ondan gelen genlerden, boku hemen ona atabilirim, eminim itiraz da etmez kabullenir, hehe.  Bazen patatesi onceden kizartirdi ki geldigimde hazir olsun, ama tabii ne zaman gelecegimi tam kestiremediginden (herkesin cebinde yoktu telefon o zamanlar tamam mi!) geldigimde patateslerin o yeni tavadan alindiklarindaki agiz yakan sicakliklarindan eser kalmamis olurdu.  Yine de cayla, ac karnina, derslere girip cikma ve Istanbul trafiginde obur yakadan gelme yorgunlugunun ustune ne de guzel giderdi.  Bugun patateslerimi yerken (evet iyi tahmin ettiniz, cay da yapmistim) sanki bitirdikten sonra odama gidip masamda ders calismaya koyulacakmisim gibi hissettim, o zamana dondum sanki.

Sonra anne patatesleri var.  Bizim evde patates sirf patates kizarsin diye kizartilmazdi.  Aksam yemegi olarak kofte oldugunda, ona eslik etsin diye kizartilirdi.  Orta sinif memur ailesiydik, zengin olmasak da fakir de degildik. Ama 80lerdi, Ozal ekonomisi bayagi acimasizdi, enflasyon “canavar”i diye bir sey peyda olmus, Girgir dergisinde ZAM karikaturleri bol bol yer alir olmustu.  Et de pahaliydi iste.  Bizimkiler icin icinde et olmayan yemek yemekten sayilmadigindan yemeklerde hep et olurdu lakin etin kendisinin yemek oldugu kofte, sac kavurma vs. yemeklerin yapildigi aksamlar daha bir ozel statude olurdu.  “Ooo, kofte patates var” seklinde.  Cok klasikti annemin kizartma tabagi: Once patatesler kizartilir, buyuk “kayik” tabagin etrafina dosenirler, sonra patlican/kabak/havuc/domates (artik hangisi varsa) kizartilir, tabagin ortasina, patatesten cercevenin icine dosenir onlar da.  En son kofteler kizartilir, onlar da sebzelerin uzerine dosenir. Bu tabak ortaya gelir.  Sorun su ki: biz en cok patates kizartmasini seviyorduk ve diger butun naneler kizarirken o patateslerin orada oooyyle durup soguyuslarini izlemek bize fena koyuyordu.  Sofraya geldiginde yine de yumuluyorduk patateslere lakin sogumus ve mayismis oluyorlardi.

Ilkokuldayken abimle bir yaramazligimiz vardi.  Mutfaktan bir elbezi alir iceride masanin altina sererdik.  Sonra bir o, bir ben sirayla mutfaga gider, sozde anneme caktirmadan tabagin kenarina dizilmis patateslerden ikiser ucer asirip getirir o elbezinin ustunde biriktirirdik, sonra da yerdik.  Annemin o sirada diger kizartmalarla mesgul olmasina ragmen ne halt yedigimizden haberi olmamasi mumkun degil ama bir sey demezdi.  Bu yaramazligimizin soyle ozel bir durumu var: normalde gayet kanli bicakli olan abimle isbirligi yaptigimiz cok cok nadir anlardandi bu patates yaramazliklari.  Tabii ortada tam bir isbirligi olmadigini, ben gorev ustunde mutfakta patates asirmakla mesgulken, onun elbezinin uzerinde birikiyor olmasi gereken patateslerden birer ikiser goturdugunu sonradan anlayacaktim.  Halbuki cin gibi de bir kizdim, nasil oldu da daha onceden uyanmadim bu ise bilemiyorum.  Gulmeyin, doverim.

Dort dakikam kaldi, son bir seyler yemek icin mutfaga gidip geleyim.  Yarin sabah hastaneye kan vermeye gidecegim tahlil icin.  Gecen gun gittigimde (asi oldugum gun) doktor istedi, genel kontrol icin (biliyorum, kesin kansizliktan supheleniyor, 1 sene onceki testte oyle bir sey cikmamasina ragmen tam ikna olmadi).  14 saat bir sey yememem, su disinda bir sey icmemem gerekiyormus.  Saat 9da gitsem, bu aksam 7den itibaren bir sey yiyemiyorum demek (dogru degil mi hesabim?!).  Aman sanki hic oruc tutmamisim gibi bir telas bende, sanki 14 saatte icim kuruyacak. Ustelik su da icebiliyorum.  Ustelik bu 14 saatin en az 7-8 saatini uyuyarak gecirecek sekilde ayarladim zamanlamasini. Peehh.  Iste basladi.  Sahur heyecani yasadigimi hatirlamiyorum hic, kan testine nasipmis!

Neyse.  Arkadaslara oturmaya gidecegim (normalde caya gidiyorum ama cay yok bu aksam.), gitmeden once son bir sey daha yazayim.  Aslinda uzun uzun yazsam kendince blog yazisi olur bu derdim, ama uzatmadan burada meramimi anlatayim ve bu bahsi kapatayim: Ben ne bicim kadinim ya?  Evet bir iki gundur friendfeed’e bakip bakip bunu diyorum kendime.  Simdi, soyle: Feedler geliyor, okuyorum.  “Bilmemne sitesindeki ayakkabi, auuww!” “X magazasindan elbise, cok guzeeel” “etsy’den xx stili kupeler, cok siikkk!” falan diyorlar, altlarinda yorumlar girla gidiyor, kizlar kendilerinden geciyorlar falan.

Birincisi: resimlere baktigimda cogunu begenmiyorum.  Burada arkadaslarin zevkine, stiline bok attigim dusunulmesin, bok olan bir sey varsa o da benim zevkim.  Bir stilim olmadigi icin ona bok atamam.  (Ne cok bok dedim, pardon ya!)  Herhalde fazla yaratici seyler hosuma gitmiyor, begenilerim ya cok klasikten ya da cok siradandan yana.  Mad Men caginda, Jackie Kennedy’de falan kalmisim ben giyim begenisi olarak.  Ya da fazla Kaliforniyalilasmisim!

Ikincisi: bakiyorum resimlere, hayatta da alip giyebilecegim seyler degiller, giysem de insan icine cikamam, ciksam da rahat edemem. Gecmis yillarda heves edip, biraz da “impulse buying” seklinde “tarz” kiyafetler almisligim var birkac parca.  Ama 1 kere ya giymisimdir ya giymemisimdir.  Rahat edemedim iclerinde, “bu ben degilim” dedim, ne yapayim?  Hala da duruyorlar dolabin tekinin dibinde, artik giymek istesem bile iclerine giremeyecek olsam da.  Onlardan aldigim ders, “bir daha bosuna boyle seyler alma, giymiyorsun, giyemiyorsun” oldu. Tam su sirada giyimde rahatligin tarz oldugu bir yerde yasadigim icin ve giyinip kusanmami gerektirecek bir isim olmadigi icin yareppi sukurrrr diyorum, onu da belirteyim.  Bir kot, bir tshirtle gidiyorum derslere, evaluationlarda instructor’s fashion sense sikki yok zaten.

Ucuncusu: Alisveris yapmaktan nefret ediyoruuuuuuuuummmmmm.  Online alisveris bir derece, procrastination icin iyi oluyor.  Ama dukkana git, giy cikar bilmemne, ay daral geliyor.  Hayatim boyunca uzerime adam gibi uyan bir seyler bulmakta zorluk cekmemin etkisi de vardir herhalde bunda.  Sevmiyorum.  Amacsizca vitrin bakmak ok, ona itirazim yok, “ama bir sey almam gerekiyor” modundaysam igrenc.  Gerekmedikce de alisverise cikmiyorum zaten, sevmiyorum ya. Giydigim seylerin bir kismi da kocambey ya da annemlerin aldigi seyler.  Zevkimi ogrendiler, sagolsunlar, giydiriyorlar beni.

Dorduncusu (bu da son olsun, gideyim artik): Cimriyim abi ben.  Yani begendigim ve istedigim bir seye cat diye bilmem ne kadar para vermisligim yok degildir.  Parami biriktirip kuvete doldurup icinde yuzme fantezim olabilir ama harciyorum bir seylere ki biriktiremiyorum.  Ama cilgin etiketli elbiseleri, ayakkabilari, takilari gorunce “oha!” deyip geciyorum.  Hayatta da bir giyim kusam malzemesine yuklu meblalar odemem, milyon dolarim olsa da vermem.  Hele de sirf marka diye degmeyecek seyin fiyatini sisiriyorlar, gicik olup iyice uzak dururum.  Marshall’s dan, Ross’tan, Macy’s Kohl’s indirimlerinden giyiniyorum vallahi.  Stilim yok ya, olan tarzim da “olabildigince siradan olacaksin” ya, gayet uygun oluyor bu dukkanlar.

Neyse iste, diyecegim o ki, bu giyim kusamli, fotografli, dukkan linkli, “auwww!” seklinde karsilikli begenilerle dolu feedlere bakip ic cekiyorum.  Bir yandan “niye ben de boyle degilim, niye bir tarzim, giyim kusam merakim yok?” diye hayiflaniyor, ama bir yandan da “aman boyle iyi, kim ugrasacak” diyorum.  Of bilmiyorum.

Cilginsapkaci kacar!

Reklamlar

Asermek hamilelere ozgu bir aktivite degildir

Evet asermeyi hamilelerin tekelinden cikarma konusunda onculuk etmek istiyorum.  Hic hamile olmadigim icin “hamile asermesi” nasil bir histir bilmiyorum, ama orada burada duyup okudugumuz, filmlerde izledigimiz gibiyse benim asermelerimin hamile asermelerinden asagi kalir hali yok.  Hatta icimde buyuyen bir bebe gibi bir bahanesi bile olmadigi icin daha bile kotu.  Hamile olsam aseriyorum dedigimde insanlar empatiyle sempatiyle falan yaklasirlar kesin, simdi aseriyorum dedigimde “Ay ne asermesi, oburlugun tutmus, ne pisbogazmissin be” deniyor.

Nefsine hakim olmayi bilen bir insanim, cocukken bile canim oyle her seyleri cekmez, her cocugun basina gelebilecegi gibi cukulata, patates cipsi, aaahh tupte sokellaaaa! ve saire abur cubur cekse de “hayir”dan anlardim.  Hatta itiraf edeyim ki cevabin hayir olacagini tahmin ettigimden istemezdim bile.  Asermelerim ne zaman basladi emin degilim, ama universiteden mezun olduktan sonra oldugu kesin.  Pisbogazlik degil aserme oldugunu da soyle ispat edebilirim: Nutella mutella degil aserdigim seyler, simdiye kadar en cok aserdiklerim patates ve avokado oldu.  Son zamanlarda ise et aseriyorum, bildigin et (ama kirmizi et, balik ya da tavuk kurtarmiyor).  Bu asermeler donem donem geliyor, bazen yokoluyor, bazen de yerini yeni bir yiyecege asermeye birakiyor.

Son zamanlardaki asermem kirmizi et oldugu icin onun uzerinden bahsedeyim.  Ben cok et yiyen bir insan degilim.  En son eve kirmizi et almam baharda annemler buradaykendi.  Sebeplerini muhtemelen baska bir yazida anlatmam icabedecek ama hayatimin 2.5 yil kadarini da vejetaryen gecirdim (balik da dahil hicbir tur et yemedim).  Disarida yedigimde “evde et yemiyorum zaten” diyerek et yemekleri yiyorum, ozellikle de et yemeyen kocambey yanimda yoksa.  O yuzden hic et yemiyor degilim eve almasam da.  Bu bahsettigim vejetaryenlik doneminde hic ama hic et asermedim.  Gercekten, vejetaryenlige bok surdurmemek icin yalan soyluyor degilim (vejetaryen degilim su anda zira).  O siralarda once avokado sonra patates asermelerimi yasamistim, et degil.  Bu sekilde bir seye aseriyorsa vucudun o “sey”in icindeki bir maddeye ihtiyaci vardir diye dusunuyorum ve o asermeyi beslemeye calisiyorum.  Boyle bol bol patates tuketmisligim, hic beklemedigim bir yerde (dunyanin bir ucunda) avokado bulup belki de gordugum en ufak boylu avokadoya 5 dolar mi ne para saymisligim oldu.  Simdi de “eh, vucut etteki bir seyi istiyor herhal?” diye et yiyorum.

Lakin, et aserirken herhangi bir cesit et asermiyorum, bu da ilginc.  Atiyorum kusbasi et alip kavursam, kiymali borek yapsam, annemden kalma mantilari pisirsem doyuramam o asermeyi.  Cunku aserdigim aslinda kirmizi et de degil, mangalda pismis, bir sekilde ateste “grill” edilmis et.  Bunu hic anlamiyorum iste.  Normal kirmizi ette olmayip mangallanmis kirmizi ette olan nedir ki ozellikle ona aseriyorum? Kanser yapan zamazingolara mi aseriyorum yani?  Sulalemin orijini itibariyle mangal/kebap olayinda birinciyiz ve kebaba her turlu doygun buyudum.  Turkiye’den uzak oldugum yillar boyunca ozledigim seyler siralamasinda iskender kafadan ilk 3’e oynardi lakin boyle asermeler neler olmazdi.  Belki son 5 yildir falan gelip giden bir sey.  Hala ogrenciyken bir iran marketinde “koubide” diye Adana kebap satarlardi, bir iki kere aserip kendimi orada bulmuslugum ve Adana’li durume gozu donmus bir sekilde yumulmuslugum var.  Su siralar ise bu mangalda pismis kirmizi et asermem geldiginde el mecbur kendimi Carl’s Jr.’a atiyorum.

Gecen hafta ufaktan basladi asermem, yildonumumuzdu falan, kocambeyle yemege gittigimiz yerde ismarladigim yemegin bir kismi bir “steak” parcasiydi.  Restoranin olayi zaten mangal, balik et met “broil” ediyorlar (restoran secimi de cok tesaduf degil galiba dusununce?).  Bunu yumuldum yedim, tam baslamadan keseyim bu asermenin onunu dedim.  Ama 1 hafta kadar sonra daha siddetli bir sekilde geri geldi (back with a vengeance!).  Persembe aksamiydi, eve geldim.  Canim yine et istiyor.  Aman dedim, pisbogaz, otur evdeki yemeklerini ye.  Ogrencim hediye kek getirmis, once cay ile ondan kocaman bir dilim yedim.  Sonra domatesli/sebzeli soslu bir tabak makarna yedim.  Sonra bir seyler izlerken bir koca kase (yagsiz tuzsuz) patlamis misir goturdum.  O noktada “ac” olmam diye bir sey sozkonusu degildi, hatta o kadar doluydum ki “o misirlarin hepsini ne diye yedim ki?” diyordum.  Ama gel gor ki otururken, dizi izlerken delicesine bir “flame broiled” burger veya mangalda pismis herhangi bir cesit et, kebap istiyordum.  Canim oyle istiyordu ki mangal et, “Eger bu aserme degilse, eger hamilelerin asermesi bundan daha siddetliyse simdiye kadar asermis ve bundan sonra aserecek her hamile kadin icin gozumden bir damla yas duser” diyordum kendime. Dizilerin arasinda Olive garden turu restoranlarin reklami cikiyordu, ve ben o makarnalari falan gordukce “iyy” dedirtecek kadar dolu bir mideye sahiptim.  Ama diger yandan da saatler 10u, 11i gosterse de et olsa da yumulsam diye eriniyor, kocambeye “ya arabaya atlayip Carl’s Jr.’un kapisina dayanmamak icin kendimi zor tutuyorum” diye mesaj atiyordum skypetan.  Ha, arabaya atlayip yola dusmeyi ciddi ciddi dusundum de, zor tuttum kendimi.  “Kizim” dedim “bu kadar da esiri olamazsin isteklerinin.”  Icimdeki aseren kadin ve icimdeki control freak sacsaca basbasa kavga ettiler ve kazanan control freak oldu, gecenin bir vakti yollara dusmememin sebebi budur.  Hatta, gidersem orada bir burger bulacagim hayaline halel gelmesin diye Carl’s Jr. web sayfasina gidip dukkan kapanis saatlerine bile bakmadim, “gecenin 11inde acikmislarmis, 24 saatliklermismis” dedim kendi kendime.

Ertesi gun sabahtan disciye gittim, ogleden sonra da doktora.  Eve donuste ugradim Carl’s Jr.’a, aldim deve gibi iki “patty”li bir burger, geldim eve, yumuldum.  Nasil saralop diye yuttugumu kimseler gormedi neyse ki, bir canavar goruntusune oldukca yakinsamis oldugumu tahmin ediyorum.  Simdi asermem durgunlasmis durumda, bu ayi da bir ufak biftek ve bir dev hamburgerle kapattik saniyorum.  Bir dahaki aya kim bilir ne aserecegim, asermemle kim bilir nasil basedecegim.

Simdi hamilelere geri donelim.  Hamile degilken bu kadar aseren birisi olduguma gore hamile olsam neler olacagini tahmin edebiliyor musunuz? Muaahahhaah!  Pregnantzillaaaa!  Sanirim halimi tahmin eden bana degil kocambeye acimaya baslar hemen.  Hah, iste ben de o konuda bikbik etmek istiyorum!  Su fani dunyada iki naz yapamadim ona yanarim ya!  Bazen cidden istiyorum, kocambey yanimdayken iste su sebepten veya bu sebepten naz yapayim, boyle uzerime titresin, onu getirsin bunu gotursun falan.  Ama bu naz isindan once ben sikiliyorum, olmuyor.  Bahane uretmiyorum da, hastalandigimda, karnim agridiginda falan yapayim diyorum ama hastaligin, agrinin ve sairenin verdigi rahatsizlik beni yeterince mesgul ettigi icin bir de o rahatsizligi baskalarina (bu durumda kocambeye) yansitmaya ugrasmak fazla buyuk bir is gibi geliyor.  O da fazla mizmizlanma gerektirmeden ilgileniyor sagolsun ama sanirim agrisini sancisini kendi basina yasayan bir insanim.  Bunun hep uzun yillar yalniz yasamis oldugum icin, etrafimda sizlanacak kimse olmadigi icin boyle oldugunu varsaymistim ama degil sanirim.  Civarinda, yan odanda “gel” desen gelecek birisi oldugunu bilmek guzel de, fazla naz hasta usandiriyor bende.

Durum boyleyken, hamile olsam ve asersem ne olur acaba?  Gecenin 3unde kocambey’i uykusundan uyandirip markete x almaya yollar miyim?  Hahah, ya da gecenin 11inde mangali yaktirip kofte pisirtir miyim? Buyuk konusmak istemedigimden bekleyip gorecegiz diyorum ama “cok aserirsem gider alir yerim simdi yaptigim gibi hiiiihhh, hamile olup da markete gidenlerin liralari mi dokuluyor sanki?” dememek icin de kendimi zor tutuyorum.

Dun doktora gittim dedim ya, kollarima birer asi yaptilar. Biri TD (who0ping cough/bogmaca salginina karsi) biri de karisik grip asisi.  Gece uyurken ateslendim sanirim, arada uyandigimda bayagi kan ter icinde kalmis oldugumu farkettim ama uyur uyanik bir sey yapamadim, ates olcemedim.  Sabahtan beri bir yamuklugum yok ama ust kollarim agriyor bayagi, sertlesmis asi yapilan yerlerin cevreleri.  Bu kol agrilarinin sebebi asi olunca aklim cocukken oldugumuz asilara, okulda olunan asilara gitti.  Ertesi gun tatil olurdu diye hatirliyorum.  Igneden, asidan biraz korksaydin be kizim, biraz aglasaydin etseydin.  Bok varmis gibi bir de hevesle asi olurdum.  Ahahaha, bu son cumleyi yazarken farkettim ki bok varmis gibi hevesle asi oldum dun yine (TD asimi olali 4-5 sene anca olmustur ve o asilar 10 sene gecerli, olmasam da olurdu yagneeee).  Eskiden abimin inadina asili yerime vurmasi derdi vardi, neyse ki simdi o da yok.  Arada kollarim sizlayinca cocuklasip kendi kendime naz yapiyorum, kendime “canim caniiimm” diyorum (icimden), daha fecisi bu “oy amanin asi mi olmus, hasta gibi miymis, oy yarali minik kussss” acindirmalarin(m)i one surerek yapmam gereken isleri kaytariyorum.  Hadi elektrikli supurgeyi bu kollarla it cek iyi bir fikir degil diyelim, oturdugun yerde grading yapmaya ne gibi bir engel var?  Di mi?

Blogun adi “cilgin sapkaci” ya, ayni zamanda friendfeed’de de bu rumuzu kullaniyorum hani.  Tanimayanlar muhtemelen itici buluyorlardir rumuzu/blogun ismini. “Cilgin Sedat” “aooowww sen kocaman bir cilginsin!” falan gibi seyler cagristiriyor. Bir kisinin kendisine “cilgin” sifati yakistirmasi hakikaten egreti duruyor.  Su okumakta oldugunuz ve yavas yavas sonlanmaya dogru yolalan yaziyi yazmis kisi olmama ragmen kendime “bi’ garip” diyebilirim ama “cilgin” demem.  Hic de cilgin degilim.  CilginSapkaci’nin Alice Harikalar Diyari’na, Mad Hatter’a gonderme oldugunu anlayamayacak kisiler de varsin hakkimda yanlis kanilara kapilsin, napalim.  Gecen ayki asermemde yemisim onlarin yanlis kanilarini ahahah.  Simdi asili kollarimi bahane edip biraz daha isten kaytarmak uzere huzurlarinizdan ayriliyorum! Bekle beni veetle?

PS. Bahceye bir avokado bir de lime agaci fidesi ektik.  Bilin bakalim hedefimizde ne var?

PS. Haaaa nasil unuttummmmm…. Kendime buyuk kotuluk yapacagim ama bu yaz Turkiye’deki kebapci deneyimimi anlatmaya firsat bulamadim ama bari fotograflarini koyayim.  Aserenler bakmasin. Bohu bohu.  Burayi okuyan birisi kadin pazari’nda buryan yememi tavsiye etmisti, burasi iste kadin pazari.  Buryan yerine kan cektigi icin Sur Ocakbasi’na gittik.  Eminim sokaktaki diger mekanlar da bu kadar iyidir.  Blog yorumcusuna gec de olsa tesekkur edeyim bu vesileyle!

(Ilk defa galeri olarak koyuyorum fotolari, umarim olmustur).

Nefizzz cevizli kurabiyeler

Bayagidir yazamadim, dersler mersler baslayinca tabii yeni rutine alismak vakit aldi.  Ilk iki hafta normal dersime ek olarak 3 saatlik de grad seminar vardi sali gunleri. Toplam 4.5 saat ders oluyordu.  5’te biten dersten (oglen yemek yemeye firsat bulamadigimdan) ac bilac, durmus beyin ve (konusmaktan) agriyan bogazla cikip eve kendimi nasil dar attim, nasil.  Bundan sonraki haftalarda sadece undergrad dersim var.

Bugun bizim evlilik yildonumumuz!  Kocambey sabah “ee, sana kahvaltiya ne yapayim?” deyince dusundum de, yildonumleri hakkindaki genel kani ne garip.  Bahsettigim genel kani evlilik yildonumlerinin erkekler ve kadinlar tarafindan erkegin o kadini tavlayip “kapatmis” olmasinin kutlamasi seklinde geciyor.  Erkekler “bu sene de benimle evli kaldigin icin minnetimi bildireyim” dercesine bir ekstra ihtimamlar, hediyeler (birincisinde su malzemeden, 10.’da bilmemneden, 50.de pirlantadan falan diye giden malzeme listesi bile var) ile kusaniyorlar, kadinlar da “ben Allah’in bir lutfuyum, simart beni bakalim” moduna giriyorlar.  Filmlerden boyle gordum, yoksa yildonumunu ya kutlamiyor etrafimdakiler ya da nasil kutladiklarini bilmiyorum.  Ha bu arada kocambeyin “ee, sana kahvaltiya ne yapayim?”ini bu genel stereotip’e dahil edemem, kendisinin agzindan ilk defa yildonumumuzde duydugum bir laf degil sonucta bu.  Cok ozel bir planimiz yok, dugunumuzdeki pastalarimizi aldigimiz ColdStone’dan pastamiz olacak, kesip kendi kendimize yeriz.  Aksam yemege gidebiliriz, ya da evde kendimiz yiyebiliriz. Ne bileyim, beraber olduktan sonra cok da onemli degil.  Neyse, bu yildonumu muhabbetini birakayim da 1 senelik kocambey gibi tatli ve leziz cevizli kurabiye tarifi vereyim.

Kurabiye olayina bir girizgah yapmam lazim yalniz.  Ben tatli sevmem cok, icim bayiliyor cunku hemen tatli bir sey yedigimde genelde.  O yuzden de kek-kurabiye islerine cok girmedim.  Lakin gecmisimde bir “cevizli kurabiye” var, tey tey teeeey diye andigim, tadi aklima geldikce “ahhh, ne guzeldi, nasil agizda dagilirdi” diye icimi cektirten kurabiyeler.  Allah’in dagi bir gurbet eldeyken oradaki Turk pastanesinde yaparlardi bunu, yolum dustukce (bazen cok uzaklardan gelirdim) bir kutu (1/2 kilo) alir kiyamaya kiyamaya yerdim, yedikce Turkiye’yi ozlerdim, yasadigim zor sartlardan bir iki dakikaligina azad olur, kendimi vatanimda gibi hissederdim.  Oyle kurabiye baska yerde de yemedim.

Gecen yine geldi aklima, dedim dur, mutlaka bir yerlerde tarifi vardir o kurabiyelerin.  Cevizli kurabiye falan diye cok bakindim ama i ih, hic biri o kurabiyeleri uretebilecek tarifler gibi degildi.  Buyuk kismi cevizli kurabiye bile degildi (normal kurabiyenin ustune ceviz koymakla cevizli kurabiye olmuyor).  Sonra ayni siteden iki tarif buldum, benim istedigim cevizli kurabiye citir citir degil agizda dagilan bir kurabiye idi, bu durumda bu iki tarifi harmanlayarak kendi tarifimi uydurup yaptim bir kurabiye.

Ileriye sariyoruz bu noktada. Tarihler10 Ekim 2010’u degil 17 Agustos 2012’yi gosteriyor.  Bu yazinin gerisini degistirecegim, deneme yanilma sonucu -Ani’nin de ustun katkilariyla- ulastigim en guzel cevizli kurabiye tarifini anlatacagim.  Butun denemelerimde cevizli kurabiyelerin tadi cok guzel oluyordu ama bir seferinde lopcuk diye yayildilar, bir seferinde sekeri fazla oldu, cok tatli oldu, su bu derken Ani arkadasindan aldigi bir tarifi paylasti.  Ben o tarifi daha onceki deneme yanilmalarimla goz karari degistirip bu son versiyonunda karar kildim tarifin.  Cok cabuk ve kolay bir kurabiye, misafir geldiginde, bir yere misafir giderken yapiyorum, daha begenmeyen cikmadi.  Cilginsapkaci’nin cevizli kurabiyesi olarak lanse etmek istiyorum, duysun butun internetler.  Iste tarif, en son yapisimda cektigim resimleri de galeri olarak ekleyecegim bakalim.

  • 1 cubuk tereyagi (114 gr. kadar ediyor) -disari cikarip yumusatin onceden
  • 1/6-1/4 cup arasi bir miktarda seker (1/4ten fazla olmasin)
  • 1 cup cekilmis ceviz (1 250 ml’lik bardak=1 cup)
  • 1 cup un (asagidaki notlara bakin ama!)
  • 1 tatli kasigi (veya daha az) sivi vanilya
  • 1/2 tatli kasigi kabartma tozu

malzemeler

Ben su dandik mikserle karistiriyorum daha hizli olsun diye, elle/catalla da kolunuza kuvvet girisebilirsiniz.  Once yagla sekeri guzeeelce karistiriyoruz, krema gibi oluyor asagidaki gibi.

sekerli yag

Sonra icine ceviz, un, kabartma tozu ve vanilyayi ekliyoruz.  Cevizi ben yukaridaki fotografta gordugunuz dandik el blenderi rondosu ile guzeeelce cekiyorum, bayagi unufak olsun.  Malzemeleri birden koymuyorum, yavas yavas koyuyorum yoksa mikser ortaliga savurur.  Biraz un, biraz ceviz koyuyorum.  Ceviz kendisi de yagli oldugu icin unu toparliyor.  Once butun unu yedirip sonra cevizleri koysam hamur once cok sert olur sonra yumusar.  Mikserin motoru dagitmamasi icin boylesi daha iyi oluyor ama su devasa kitchen aid mikserlerden varsa her seyi kasesine bosaltiverin olsun bitsin.  Bir yerden sonra artik miksere gerek kalmiyor, o yerde hamur suna benziyor:

proto hamur

Bu hamur mikserden ilk cekip aldiginizda boyle kirikli/crumbly gorunuyor.  Bu noktada artik  ellerimizi hamura sokuyoruz.  Biraz elle yogurup kivamini kontrol ediyoruz.  Bu noktada genelde biraz daha un ekliyorum.  Kulak memesi kivami lafiyla dalga gecilir ama oyle olmasi lazim ne yapalim.  Unu az gelirse piserken kendini koyuverir, cok gelirse sert olur agizda dagilmaz.  Bu elle yogurma faslinda yukaridaki un/ceviz olculerinin bir anlami kalmiyor itiraf edeyim ki, “ay biraz daha un koyayim” “ay biraz daha ceviz ekleyeyim” diyorum. 1/4er cup daha un ve ceviz ekliyorumdur herhalde.  Genel olarak esit miktarda un ve ceviz koydugumu soyleyebilirim.

Hamur istedigimiz kivama gelince parsomen kagitli tepsimize ufak toplar halinde diziyoruz hamuru. Ceviz arttiysa tepesini banip da tepsiye koyun mesela.  Burada onemli olan hamurlari tam bir yuvarlak/kure yapmak. Yani uzerine bastirmiyoruz kofte yaparken yaptigimiz gibi.  Piserken onlar zaten yassilasacaklar.  Bastirinca yayilip jabba the hutt’u andiran bir goruntuye sahip oluyorlar.  Firini sekil vermeye basladigimda aciyorum, 325 F (kac C ediyor hesaplatin google’a) derecede 20 dakika kadar pisiriyoruz. (Ben 15. dakikada bir kontrol ediyorum).  Onemli olan alti kararmaya baslayinca firindan almak.  Ustunun kizarmasini beklerseniz sert olur.  Iste firin oncesi ve sonrasi.

firin oncesi

firin sonrasi

 

 

 

 

 

 

 

 

Dikkat dikkat!!! Firindan cikinca cok merak etseniz de hic ellesmeyin cunku cok yumusak oluyorlar, parca parca olur, dagilir ellerseniz.  Soguyunca biraz katilasip kendilerine geliyorlar, o zaman spatulayla alin tepsiden.  Parsomen kagidi burada onemli, cunku yagli tepsiye olur da yapisirsa kaldirirken dagilmalari olasi.  Agizda dagilsin, tepsiden alirken degil. Isin puf noktasi neredeyse un kadar ceviz koymak, o kadar cevizle tadinin kotu olmasi mumkun degil zaten.  Omega-3’e doyacaksiniz bu kurabiyelerle.  Afiyet olsun.

Not: asagidaki yorumlar onceki tariflere aitti, fikir olsun diye bakabilirsiniz ama bu tarif iyi, bu tarif guzel.