Patates Kizartmasi Nostaljisi ve diger meseleler

Canim sikkin su siralar, sebepleri muhtelif.  Mesela ogrencilerim.  Bir kismi bir suursuzluk denizi icinde yuzerek devam ediyorlar hayatlarina ve benim bu ogrenciler icin bir sey yapmam imkansiz (yapacagim girisimler de o suursuzluk denizinde dibe cokuveriyor cunku).  Bir suru ogrenci icinde gayet ne yaptigini bilen, leb deyince leblebiyi anlayan ogrenciler de var, lakin beni devamli mesgul eden, sorunlari bir turlu bitmeyen, email yagmurlari yagdiran 3-5 tane canimdan bezdiriyor.  Yahu evladim, dersin online sitesinde o email bombardimaninda savurdugun sorularin hepsinin cevabi var, o sorularin gelecegini bildigim icin cevabini yazdim koydum, n’olurdu gidip bir okuyaydin? Neyse, bu ogrenci mevzularini cok uzatmayayim.  Patatese geceyim.

Demin patates kizarttim, yedim.  Nostaljik oldu resmen, cunku en son ne zaman evde patates kizarttigimi hatirlamiyorum bile.  Usendigim ve ortaligi cok batirdigini dusundugum icin patates (veya baska sey) kizartmiyorum.  Genelde fast foodculara dadanip hamburger aldigimda (vallahi bu cok sik olmuyor, iste canim cok isterse, aserirsem falan) yaninda aliyorum, oyle yiyorum.  Carl’s Jr. patatesleri malesef bayagi basarisiz, yiyorsun ama cok bir tat alamiyorsun.  In-n-out’unkiler guzel, tazeligi hissediliyor ama uzakta oldugu icin oyle “eve donerken ugrayip alayim bir seyler” diyerek gittigim bir yer degil malesef.  McDonald’s’inki en lezzetlisi dogruya dogru, ama en son gittigimde (1 yil olmus mudur acaba?) siparisimi beklerken duvardaki besin degerleri tablosuna bakiyordum ki dikkatimi patates kizartmalari ile ilgili bir not cekti.  Sicak yagda kizartilan patateslerde kanserojen bir madde olusuyormus (detayini bilemeyecegim, bir google yapan kesin bulur bu kimyasal olayla ilgili ayrintilari).  Bu sirf McDonald’s’a ozgu bir sey degil tabii ama “Super Size Me” deki bir turlu bozulmayan patateslerin hikayesiyle birlesince McDonald’s ile aram iyice acildi.  “Canim cok patates kizartmasi isterse evde yaparim, napalim”a boyle boyle geldik.

Bugun iste o gundu.  Evde kizartilan patatesler disaridakiler gibi olmuyor.  Yagi fazla cektiklerinden midir nedir, fazla mayisik oluyorlar.  Yagi iyice kizdirmak veya tabaga cikardiginda kagit havluyla yagi emdirmek falan ise yaramiyor.  Disaridakine en yakin, citir citir patates kizartmanin yolu dondurulmus patatesten geciyor.  Lakin tazesi ve dondurulmusu arasindaki fiyat ucurumu kendimi cok enayi gibi hissettirdiginden pek favorim degil dondurulmus hazir kesilmis dogranmis patatesler.  Amerika’ya ilk geldigimde bir sure kesilmis, kizartilmis, dondurulmus, firinda 10 dakika pisiriliverince kizarmis patates olan patateslere dadanmistim ama nedense sonradan igrendim onlardan, almaz oldum.  Tadlari super degildi arti iclerinde koruyucu maddeler falan vardi galiba.  Kala kala patatesi soyup dograyip tuzlayip kizgin yaga atip kizartma, sifirdan patates kizartmasi yapma yontemi kaliyor. Anne usulu, babaanne usulu.

Universitenin ilk iki senesinde babaannemle yasadik.  Babaannem cesitli sebeplerden zor bir insandir.  Severim, o da beni sever ama beraber yasamanin beni cok zorladigi zamanlar olmadi degil.  Kadincagizin hakkini yemeyeyim ama, kendince beni mutlu etmek icin yollar icadederdi.  Mesela derslerden sonra eve geldigimde hemen bana cay demler, patates kizartirdi.  Patates kizartmasi ile cay, asil aksam yemegine kadar “aperatif” olurdu.  Simdiki cay tiryakiligim zaten ondan gelen genlerden, boku hemen ona atabilirim, eminim itiraz da etmez kabullenir, hehe.  Bazen patatesi onceden kizartirdi ki geldigimde hazir olsun, ama tabii ne zaman gelecegimi tam kestiremediginden (herkesin cebinde yoktu telefon o zamanlar tamam mi!) geldigimde patateslerin o yeni tavadan alindiklarindaki agiz yakan sicakliklarindan eser kalmamis olurdu.  Yine de cayla, ac karnina, derslere girip cikma ve Istanbul trafiginde obur yakadan gelme yorgunlugunun ustune ne de guzel giderdi.  Bugun patateslerimi yerken (evet iyi tahmin ettiniz, cay da yapmistim) sanki bitirdikten sonra odama gidip masamda ders calismaya koyulacakmisim gibi hissettim, o zamana dondum sanki.

Sonra anne patatesleri var.  Bizim evde patates sirf patates kizarsin diye kizartilmazdi.  Aksam yemegi olarak kofte oldugunda, ona eslik etsin diye kizartilirdi.  Orta sinif memur ailesiydik, zengin olmasak da fakir de degildik. Ama 80lerdi, Ozal ekonomisi bayagi acimasizdi, enflasyon “canavar”i diye bir sey peyda olmus, Girgir dergisinde ZAM karikaturleri bol bol yer alir olmustu.  Et de pahaliydi iste.  Bizimkiler icin icinde et olmayan yemek yemekten sayilmadigindan yemeklerde hep et olurdu lakin etin kendisinin yemek oldugu kofte, sac kavurma vs. yemeklerin yapildigi aksamlar daha bir ozel statude olurdu.  “Ooo, kofte patates var” seklinde.  Cok klasikti annemin kizartma tabagi: Once patatesler kizartilir, buyuk “kayik” tabagin etrafina dosenirler, sonra patlican/kabak/havuc/domates (artik hangisi varsa) kizartilir, tabagin ortasina, patatesten cercevenin icine dosenir onlar da.  En son kofteler kizartilir, onlar da sebzelerin uzerine dosenir. Bu tabak ortaya gelir.  Sorun su ki: biz en cok patates kizartmasini seviyorduk ve diger butun naneler kizarirken o patateslerin orada oooyyle durup soguyuslarini izlemek bize fena koyuyordu.  Sofraya geldiginde yine de yumuluyorduk patateslere lakin sogumus ve mayismis oluyorlardi.

Ilkokuldayken abimle bir yaramazligimiz vardi.  Mutfaktan bir elbezi alir iceride masanin altina sererdik.  Sonra bir o, bir ben sirayla mutfaga gider, sozde anneme caktirmadan tabagin kenarina dizilmis patateslerden ikiser ucer asirip getirir o elbezinin ustunde biriktirirdik, sonra da yerdik.  Annemin o sirada diger kizartmalarla mesgul olmasina ragmen ne halt yedigimizden haberi olmamasi mumkun degil ama bir sey demezdi.  Bu yaramazligimizin soyle ozel bir durumu var: normalde gayet kanli bicakli olan abimle isbirligi yaptigimiz cok cok nadir anlardandi bu patates yaramazliklari.  Tabii ortada tam bir isbirligi olmadigini, ben gorev ustunde mutfakta patates asirmakla mesgulken, onun elbezinin uzerinde birikiyor olmasi gereken patateslerden birer ikiser goturdugunu sonradan anlayacaktim.  Halbuki cin gibi de bir kizdim, nasil oldu da daha onceden uyanmadim bu ise bilemiyorum.  Gulmeyin, doverim.

Dort dakikam kaldi, son bir seyler yemek icin mutfaga gidip geleyim.  Yarin sabah hastaneye kan vermeye gidecegim tahlil icin.  Gecen gun gittigimde (asi oldugum gun) doktor istedi, genel kontrol icin (biliyorum, kesin kansizliktan supheleniyor, 1 sene onceki testte oyle bir sey cikmamasina ragmen tam ikna olmadi).  14 saat bir sey yememem, su disinda bir sey icmemem gerekiyormus.  Saat 9da gitsem, bu aksam 7den itibaren bir sey yiyemiyorum demek (dogru degil mi hesabim?!).  Aman sanki hic oruc tutmamisim gibi bir telas bende, sanki 14 saatte icim kuruyacak. Ustelik su da icebiliyorum.  Ustelik bu 14 saatin en az 7-8 saatini uyuyarak gecirecek sekilde ayarladim zamanlamasini. Peehh.  Iste basladi.  Sahur heyecani yasadigimi hatirlamiyorum hic, kan testine nasipmis!

Neyse.  Arkadaslara oturmaya gidecegim (normalde caya gidiyorum ama cay yok bu aksam.), gitmeden once son bir sey daha yazayim.  Aslinda uzun uzun yazsam kendince blog yazisi olur bu derdim, ama uzatmadan burada meramimi anlatayim ve bu bahsi kapatayim: Ben ne bicim kadinim ya?  Evet bir iki gundur friendfeed’e bakip bakip bunu diyorum kendime.  Simdi, soyle: Feedler geliyor, okuyorum.  “Bilmemne sitesindeki ayakkabi, auuww!” “X magazasindan elbise, cok guzeeel” “etsy’den xx stili kupeler, cok siikkk!” falan diyorlar, altlarinda yorumlar girla gidiyor, kizlar kendilerinden geciyorlar falan.

Birincisi: resimlere baktigimda cogunu begenmiyorum.  Burada arkadaslarin zevkine, stiline bok attigim dusunulmesin, bok olan bir sey varsa o da benim zevkim.  Bir stilim olmadigi icin ona bok atamam.  (Ne cok bok dedim, pardon ya!)  Herhalde fazla yaratici seyler hosuma gitmiyor, begenilerim ya cok klasikten ya da cok siradandan yana.  Mad Men caginda, Jackie Kennedy’de falan kalmisim ben giyim begenisi olarak.  Ya da fazla Kaliforniyalilasmisim!

Ikincisi: bakiyorum resimlere, hayatta da alip giyebilecegim seyler degiller, giysem de insan icine cikamam, ciksam da rahat edemem. Gecmis yillarda heves edip, biraz da “impulse buying” seklinde “tarz” kiyafetler almisligim var birkac parca.  Ama 1 kere ya giymisimdir ya giymemisimdir.  Rahat edemedim iclerinde, “bu ben degilim” dedim, ne yapayim?  Hala da duruyorlar dolabin tekinin dibinde, artik giymek istesem bile iclerine giremeyecek olsam da.  Onlardan aldigim ders, “bir daha bosuna boyle seyler alma, giymiyorsun, giyemiyorsun” oldu. Tam su sirada giyimde rahatligin tarz oldugu bir yerde yasadigim icin ve giyinip kusanmami gerektirecek bir isim olmadigi icin yareppi sukurrrr diyorum, onu da belirteyim.  Bir kot, bir tshirtle gidiyorum derslere, evaluationlarda instructor’s fashion sense sikki yok zaten.

Ucuncusu: Alisveris yapmaktan nefret ediyoruuuuuuuuummmmmm.  Online alisveris bir derece, procrastination icin iyi oluyor.  Ama dukkana git, giy cikar bilmemne, ay daral geliyor.  Hayatim boyunca uzerime adam gibi uyan bir seyler bulmakta zorluk cekmemin etkisi de vardir herhalde bunda.  Sevmiyorum.  Amacsizca vitrin bakmak ok, ona itirazim yok, “ama bir sey almam gerekiyor” modundaysam igrenc.  Gerekmedikce de alisverise cikmiyorum zaten, sevmiyorum ya. Giydigim seylerin bir kismi da kocambey ya da annemlerin aldigi seyler.  Zevkimi ogrendiler, sagolsunlar, giydiriyorlar beni.

Dorduncusu (bu da son olsun, gideyim artik): Cimriyim abi ben.  Yani begendigim ve istedigim bir seye cat diye bilmem ne kadar para vermisligim yok degildir.  Parami biriktirip kuvete doldurup icinde yuzme fantezim olabilir ama harciyorum bir seylere ki biriktiremiyorum.  Ama cilgin etiketli elbiseleri, ayakkabilari, takilari gorunce “oha!” deyip geciyorum.  Hayatta da bir giyim kusam malzemesine yuklu meblalar odemem, milyon dolarim olsa da vermem.  Hele de sirf marka diye degmeyecek seyin fiyatini sisiriyorlar, gicik olup iyice uzak dururum.  Marshall’s dan, Ross’tan, Macy’s Kohl’s indirimlerinden giyiniyorum vallahi.  Stilim yok ya, olan tarzim da “olabildigince siradan olacaksin” ya, gayet uygun oluyor bu dukkanlar.

Neyse iste, diyecegim o ki, bu giyim kusamli, fotografli, dukkan linkli, “auwww!” seklinde karsilikli begenilerle dolu feedlere bakip ic cekiyorum.  Bir yandan “niye ben de boyle degilim, niye bir tarzim, giyim kusam merakim yok?” diye hayiflaniyor, ama bir yandan da “aman boyle iyi, kim ugrasacak” diyorum.  Of bilmiyorum.

Cilginsapkaci kacar!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s