Hayri Pıtır Günü

Hello!

Gecenin 11i su anda, hizlica bir sunuyaptimbunuyaptim diye ciziktirip yatagima yollanacagim.  Oncelikle basliktaki hikaye.

En son yazdigimda “cok calismam lazim coook” diyordum ya.  Hala oyle de, gecen cumaya bir deadline vardi, ona makale yetistirmek icin kasiliyordum (bir yandan da dersler falan var tabii).  Iste cuma gunu onu bitirip yolladim gecenin bir vakti.  Bu da demekti ki Cumartesi gunu “Hayri Pıtır Günü”!  Bu ne simdi? Efenim, Harry Potter’dan bahsediyorum.  Ben bu serinin kitaplarinin satisa sunulacagi gun 4 ay oncesinden siparis ettikleri kitabi ele gecirmek icin kitapci onlerinde sabahlayanlari hic anlamadim (hala da anlamiyorum ya).  Kitaplarini hic okumadimdi, ama filmlerini izledim (sonuncusu haric).  Bir ara kitaplarini da okurum diyordum hep ama firsat olmuyordu.  Aslinda bir de audio book/sesli kitap olarak dinlemeyi tercih edebilecegim bir kitapti, o yuzden de erteledim belki.  Bir NPR programinda bu seriyi okuyan bir adamla roportaj yapmislardi, adam orada bir pasaj okudu ve “wow, bunlari dinlemeli” dedirtti.  Lakin audiobooklar pahali, adamin adini unuttum, arti oradan buradan bedava indirmek mumkundu ama ugrasamadim.  Neyse, friendfeed’de kitap paylasim grubunda paylasmis birisi kitaplarin orijinal (ingilizce) versiyonlarini, hepsini.  Indirdim koydum bir klasore.  Bunlar olurken bir makale uzerinde ugrasiyordum, bitse de gitsek moduna girmistim coktan, buyuk bir bikkinlik vardi uzerimde.  Makalenin bikkinligi uzerine “of su makaleyi elden cikarsam da Hayri Pitir okusam” sabirsizligi eklendi.  Makaleyi yolladigimin ertesi gunu sabahtan aksama kadar ilk kitabi okuyup bitirdim.

Bu makale yolladiktan sonra Hayri Pitir okuma isi hosuma gitti.  Makalenin son demleri cok sancili oluyor, onyuzbin kere okudugun seyi bir kez daha okumak, o endnotelari bir kez daha elden gecirmek cok sinir bozucu.  Bayagi yogun birkac gun geciyor.  Universitede final donemi gibi biraz. Her sey olup bittikten sonra bir garip sarhosluk oluyor kafada, biraz ambale olmus gibi, biraz uykusuzluk sersemligi gibi, biraz sudan cikmis baliklik gibi.  O gece guzel bir uyuyup ertesi gun bu “hos” kafayla sadece Hayri Pitir okuyup cay icmek iste super oluyor.  Kitap akici, fantastik (icerik itibariyle), dili yormuyor (cocuk kitabi sonucta) ve filmlerden bayagi bir sey hatirliyorum (karakterleri kafamda canlandirmakta cok zorlanmiyorum, direkt filmdekiler gibi dusunuyorum. Snape’in castingi mukemmel mesela, niye hayal gucumu zorlayayim farkli bri Snape yaratmak icin?).  Boyleyken boyle, artik bir “yazma” isine girerken ya da yazarken “bitsin de bir sonraki kitabi okuyayim, o keyfi yasayayim” diye kendimi motive ediyorum.

Iste Cumartesi gunu o gun, 2. Hayri Pitir Gunu gelip catmisti.  Bayagidir datasiyla bilmemneyiyle ugrasiyordum, son bir haftadir da yogun bir yazma sureci yasadim.  Sonunda da ikinci kitabi okudum, keyif yaptim.  Geriye 5 kitap kaliyor.  5 chapter/makale/poposal, iste onume ne gelirse bitirirsem seri de bitecek insallah!  Diyebilirsiniz ki “e kitaplari her aksam yatmadan once 1 bolum okuyarak bitirebilirsin, niye bekliyorsun ki?”  Ah civanim, ah aygizim, o benim hayatta yapamadigim bir sey.  Yataga girdiysem uyurum, hayatta da kitap mitap okuyamam.  Arti, bir kitabi basladim mi bitirmek isterim, cunku merakli bir insanim.  Ne olacagini bilsem bile en kisa zamanda bitirmek isterim.  O yuzden binge reading oluyor benimkisi.

Hayri Pitir gunlerinin 2.si de boyle gecti anlayacaginiz.  Gelelim sebze kutularimizin ikincisine.  Ilk kutumuzdaki sebzeleri kocambeyin katkilariyla ikincisi gelene kadar tuketmistik.  Kocambey yeni kutu geldikten sonra doguya gitti yine, o yuzden sebzelerle basbasa kaldim.  Bu seferki kutuda neler vardi: Collard (karalahana?), swiss chard (pazi?), kale, brokoli, havuc, patates, pirasa, karisik yesillik (torbadakiler), butternut squash ve kirmizi lahana (mor lahana?).  Bu sefer sirf sebze kutusuna gectigimiz icin meyve yok.

2. kutudan sebzeler

Kocambey varken bir tek kirmizi lahanayi kullandik saniyorum, salata yaptik 1/3unden.  Onun disinda kocambeyzademin cok sevdigi pirasayi bile pisirme firsati olmadi gitmeden.  Ha bir de o buradayken ama evde yokken ben birkac kale yapragindan kale chips yaptim, kitir kitir yedim, bir enteresan oluyor.  Ha bir de o karisik yesillikler geldiklerinde de yivis yivisti, cok kotulerdi, direkt cope gittiler malesef, hayal kirikligi oldu bayagi.

Gecen hafta boyunca yazmakla ve saireyle mesgul oldugum icin evde yemek pisirmeye cok firsatim olmadi dogrusu.  Bir tek karalahana ve havuclardan salata yaptim.  Ha bir de kale corbasi yaptim ama bu sefer icine patates ve biraz chard da koydum, ve pirinc.  Hepsini pureden gecirdim, oyle seviyorum ben.  Bir kismini yedim, bir kismini da dondurdum.  E cok oluyor yapinca, bir basima bitmiyor, devamli ayni seyi yemek de biktiriyor.  Cumartesi gunu Hayri Pitir’dan mola alip yemek pisirdim, ve butun hafta yemek yemeyi unuttugum icin cogunlukla bos kalmis midemi feci halde doldurdum.  Swiss chard/sogan/brokoli kavurmasi beklemedigim kadar muhtesem oldu, buyuk surprizdi.  Bunu oyle ocak ustunde hafif kizartaraktan pisiriverdigim tavuk/patates’in yanina yapmistim ama sahneyi caldi resmen.  Yogurtla da iyice mukemmel oldu.

Dun yine bir yemek pisirme seruvenine daldim.  Oglen yine lahanali havuclu yesil soganli (bahcemden) salatadan yaptim yedim, havuc ve lahana bitti.  Sonra, o butternut squash’i ne yapacagimi dusundum, tariflere bakakaldim uzun uzun.  Hep corba tarifi var ama ben corba istemiyordum.  Sonra butternut squash suflesi tarifi buldum, cok da zor gorunmuyordu, ona giristim aksama yerim diye.  Yanina da collardlari pisireyim dedim.  Klasik soganla kavuracaktim, hadi dedim yavan olmasin, bir de konserve nohut ekledim.  Bu swiss chard/brokoli kadar basarili degildi, collard’i baska bir seylere kullanmak lazim, kavurmakla olmuyor.  Ama diger yandan suflenin yanina iyi gitti.

Sufle i ih ti cunku.  Yani Amerikalilarin begenecegi ama benim agiz tadima uymayan bir yemek oldu, hele ana yemek hic degil, yan yemek olabilir.  Sebebi de su ki, butternut squash dedigin balkabagi tadinda, ayni.  Tatli yani kendinden.  Benim yemegim tuzlu olacak arkadasim, en fazla sweet and sour chicken’a tahammul edebiliyorum.  Bir de bu sufleyi dondurmak mumkun degil, ya kusana kadar yiyecegim ya da yarisini dokecegim bilmiyorum.  Iste nohutlu yesillik o tatliligi bastirdi, o acidan cok faydaliydi.  Bugun de firin posetinde kuzu tandir yaptim (kocambeyin specialtysi aslinda) patateslerin geri kalani da orada bitti.  Bugunku yemegim bu yemek ve dunden artanlar da side dish.

Ha bir de butternut squash soup var ahhaha.  Bu sufle icin kabaklari firinda pisirip kabugunu soyuyorsun, sonra 2 cup posa kullaniyorsun, tarifte “geri kalanini baska kullanim icin ayirin” diyor.  Lan?  O butternut squashlarin en kucugu bile dana gibi, 2 cup ayridim, malzemenin 1/3u ortada kaldi?  Amaaaaan dedim, corba istemiyordum ama kaderim corbaymis dedim.  Attim blendera, doktum ustune “acaba nasildir, e alayim dursun, kullanilir belki?” diye o gun dukkandan aldigim veggie stock (sebze suyu)’nu, al sana corba.  hahahah.  Hayatimda bu kadar hizli corba yapmamisim hic.  Veggie stock tadi cok baskin oldu gerci ama fena da degil, oglen onu yedim.

Su anda kutudan kalanlar: bir miktar brokoli ve pirasa.  Bir de dolapta bahceden topladigim rokalar var.  Gerci ona bakarsan dolapta son bir iki gunun ganimetlerinden corba, sufle, kuzu tandir da var, buzlukta kale corbasi da var, sardigim sigara borekleri de var.  Buzluk sorun degil de su artan yemekler dururken yeni kutu bu cuma gelene kadar brokoli ve pirasa yenir mi onu merak ediyorum.  Bir hafta yemek pisirme isini savsaklayinca, tek basina olunca, ayni yemegi 2-3 gun yemek durumunda kalinca insan zorlaniyor.  Neyse artik.

Son olarak yemek tarifi ararken denk geldigim bir sayfanin linkini vereyim: Meger bu CSA (Community Supported Agriculture) ve CSA-box isine gonul vermis insanlar bunun blogunu tutuyorlarmis.  Sirf bu isle ilgili, iste bu hafta kutudan su cikti bu cikti, sunu pisirdim iste tarifi falan diye bloglar yani!  Kutumu acin blogu, eki eki…  Bu elemanlar SF’de yasiyor, vegan ve gluten free takiliyorlar.  Ama kutudan cikan benzer seyler ve burada da var olan Trader Joe’s malzemeleri ile yemekler uyduruyorlar, fikir oluyor bana.  Elemanin blogroll’unda bir suru baska blog var boyle 🙂

Geceyarisi olmadan yataga gireyim, yoksa balkabagina donusuyorum, balkabagiyla yeterince basim dertte zaten, bunu hic istemeyiz!

Reklamlar

2011’e girerken

Yeni yiliniz kutlu olsun!

2011’den beklentileriniz nelerdir bilemiyorum ama benim icin cok mesgul gececek bir yil olacagi daha 2010un son zamanlarindan belliydi.  Bitirmem gereken o kadar cok sey var ki…  Su anda yine bir “is icin yazmam gerekiyor, ama procrastinate edip duruyorum, yazma olayina blogda baslayip o gazla ise geceyim” taktigi cercevesinde bir blog yazisi yazmaya girismis bulunuyorum. Daha once ise yaradi, bu sefer de yarar umarim.  Ne bileyim, parmaklar klavyede tikirdamaya basladiktan sonra bir sekilde tikirdamaya devam ediyor.

Simdi size bir blog yazisi plani vereyim kisaca (outline yapmak yazmayi kolaylastiriyor). 1. En heyecanli seyi en once yazayim: kutu kutu sebze, sebzeleri yerse, arkadasim tencere tava ocagin ustunu gorse.  2. Artik geleneksellesmeye baslayan su basmasi senlikleri. 3. Genel bir ne yapiyorum ne ediyorum ozeti ve baybay.

1. Hem tembel olup hem saglikli beslenmek mumkun mudur?

Benim burada Turk arkadaslar var ya, arada bahisleri geciyor?  Iste onlar acayip organikci.  Aldiklari sebze/meyvelerin mutlaka organik olmasina dikkat ediyorlar (diger yiyeceklerinin de).  Onlarla bir “farmer’s market”a gitmistim birkac ay once.  Cok buyuk degildi, bizim semt pazarlari ile karsilastirilamaz bile.  Ama yine de guzel, cesitli sebze meyve almistim.  En basitinden semizotu vardi, alip her turlu yemistim.  Farmer’s market guzel, farmer’s market cici, yaninda para tasimak zorunda biraksa (kredi karti vs. kabul etmiyorlar), urunleri supermarketten biraz daha pahalica olsa da farmer’s market can.  Lakin kulunuz tembel.  Cumartesi sabahlari ogleden once oluyor bu pazar ve oyle semt pazari gibi yuruyup gidilecek yer degil, en az 20 dakikalik yol arabayla.  Cumartesi sabahi, sabah sabah kim gidecek oralara?  Useniyorum vallahi.  Simdi diyebilirsiniz ki, “E yavrim, sen alisveris icin supermarkete, Trader Joe’s a gitmek icin de o kadar yol tepiyorsun?”  “Dogru vallahi” derim, ama “markete kafama estiginde, musait oldugumda, is donusu, sinema cikisi vs. gittigimde orada oluyor lakin” diye de eklerim.  Cumartesileri 12ye kadar uyudugumdan degil, erken kalkiyorum, ama iste kalkip gitmeye useniyorum.  Yani saglikli beslenmek isteyen tembel bunyeler icin farmer’s market derman degil.

Bu organikci arkadaslarim baska bir seyden daha bahsediyorlardi.  Bir “community supported agriculture (CSA)” yani camia tarafindan desteklenen tarim uygulamasi.  Civardaki yerel ciftliklere abone oluyorsun, onlar da haftada bir topladiklari urunlerden bir kutu karisik sebze meyveyi dolduruyor getiriyorlar.  Kutudan ne cikarsa yiyorsun artik, bahtina.  Bizimkiler su siralar karalahana, pazi gibi yesil yaprakli sebzelerin (kale, collard, chard) geldigini soyluyordu ve ben de aslinda bu tur sebzeleri hic sevmememe ragmen garip bir sekilde canim cekiyordu.  Ay olsa da pisirip pisirip yesem diyordum.  Ha, git supermarketten al di mi?  I ih, supermarketten degil ciftlikten gelecek.  Cok manyak geliyor degil mi? Ben aslinda boyle irrasyonel bir insan degilim, ama iste bu aserme durumlarim cok akil disi, beynim mideme hukmetmiyor (mangalda pismis et asermelerimi hatirlarsiniz belki).

Bu bir kutu sebze meyve isi aslinda gayet super bir sey.  Bizimkilerin bahtina kutudan cocuklarinin alerjik oldugu domates, limon/mandalina gibi narenciye falan ciktiginda bana veriyorlardi.  O arada organik mamalarin lezzetinin de daha bir super oldugunu test edip onayladim.  “E, sen de yazilsaydin hemen?” diyorsunuz degil mi?  Yazilayim da canlarim guzellerim, dagitim gunu te bilmemneredeki parka gidip o kutuyu teslim almak gerekiyor.  Farmer’s markettaki gibi sebzeyi meyveyi almak icin bir zamansal planlama ayarlama yapmak, belirli bir gun bir yerlere gitmek gerekliligi beni kasiyor.  Iste bu yuzden, sirf bu yuzden yazilmadim o servise.

Derken bambaska bir eyalette yasayan Pelin kizimiz groupon.com’da cikan bir firsati denedigini, kapiya servis yapan bir CSA servisine yazildigini anlatti.  Benim buradaki arkadaslarinki gibi ayni, ama gidip bir yerden alman gerekmiyor, kapina geliyor.  Ben de bundan cesaret aldim, Pelin’in firma/web sayfasi bizim buraya servis yapmiyor haliyle.  Bu tur girisimler yerel uretim uzerine kurulu oldugu icin benim buralarda bir seyler bulmam lazimdi.  Basit bir google aramasi ile bir iki sey buldum.  Bulmamam sasirtici olurdu cunku bu eyalet ve eyaletin bu bolgesi Turkiye’de Antalya civarinin oldugu gibi ulkenin belli basli sebze-meyve uretim alanlarindan biri (yasasin gunes!).  Buldugum servislerden birisi benim arkadaslarinki gibi bir yere gidip teslim almali bir dagitim sistemi kullaniyordu, “geeec!” dedim.  Ama tam istedigim gibi olan servisi de hemen mimledim: farmfreshtoyou.com.  Gidip bakarsaniz goreceksiniz ki cesit cesit planlari var, eve veya ofise teslim yapiyorlar.  Planlar buyuk kutu-orta boy kutu-kucuk kutu, sadece meyve, sadece sebze, meyve sebze karisik gibi kriterler uzerinden tanimlanmis.  Bir de teslim frekansini belirleyebiliyorsun: haftada bir, iki haftada bir vs.  Artiiiii: online olarak sunu, sunu, sunu istemiyorum diye sevmedigin, alerjik oldugun seyleri secebiliyorsun (kereviz ve aci biberlere veda).  Benim arkadaslarin boyle bir secenegi olsaydi, o domatesler limonlar hic gelmeyecek; bana yar olan bu secenekler yerine yiyebilecekleri baska bir seyler alacaklardi.  Farmfreshtoyou web sayfasindan her plan ve bolge icin o hafta dagitilan kutularda ne cikacagi listeleniyor.  Kutuyu aldiginizda cok da bir surprizle karsilasmiyorsunuz yani.  Elinize gececegini bildiginiz seylere gore onceden tarifler belirleyip diger alisverisinizi yapmak, hazirlanmak mumkun. [Sonradan not: eger bu civarlarda yasiyor ve bu plana yazilmak istiyorsaniz promo code olarak 6164 girin, referans olarak adimi verin ve ilk teslimden $5 indirim alin!]

Ben yazildim bu servise hemen.  Once iki haftada bir teslim edilmek uzere orta boy sebze plani almistim.  Ama baktim ki avocado ve domates gibi hastasi oldugumuz ve cok tukettigimiz seyler “meyve”ye giriyor, sebze meyve karisiga cevirdim.  Ilk kutumuz Aralik ayi sonunda geldi, hatta sabah saat 8 olmadan kalkip asagi indigimizde kapinin onundeydi (daha gelmemistir ama bir bakayim bakayim diye acmistim kapiyi).  Hemen actik kutuyu bosalttik tezgahin ustune, kurulayip torbalayip kaldirdik.  Asagidaki fotograflarda kutunun icerigini goruyorsunuz.  Cikanlar: kale, collard, brokoli, havuc, pirasa, kivircik salata, parmak patates, mandalina, elma, armut.

Elma Armut Kel Mahmutyalniz benim icin bak yesil yesil

Bu cuma ikinci kutumuz gelecek, ama bir farkla. Baktik ki mevsim zaten ne domates ne avocado mevsimi, ve meyveler guzel olsa da meyve duskunu degiliz (oyle ki armutlari recel yapmak durumunda kaldik sonunda), planimizi meyve-sebze karisiktan sirf sebzeye degistirdik.  Bugun ogle yemegi vakti itibariyle kutudan bir tek iki elma, birkac patates ve collard yapraklari kaldi.  Kale ile Ani’nin yesil mercimekli limonlu corbasindan yaptik, pirasayi klasik Turk (Arnavut?) usulu pisirdik, havucu da pirasa yemegine ve kivircikla yaptigimiz salataya kullandik. Patatesleri somonla pisirdik bir de tofulu sotede kullandik.  Brokoli ile bu blogda daha once bahsettigim broccoli cheddar soup‘tan yaptik.  Aslinda collard’i da yapardik simdiye ama yeni yil icin arkadaslarimiza gittik, sonra da baska bir arkadas geldigi icin deneysel yemek yapmak istemedik, collardlar da arada kaynadi (post etmeden once not: su anda pisiyorlar).   Tabii servis degistirmemizin ufak bir negatif sonucu oldu.  Eger ayni planda kalsaydik bu kutumuzdan bu sefer gecenkinden daha farkli seyler cikacakti.  Patates yerine sogan, brokoli yerine karnibahar, collard yerine chard, kivircik yerine mor lahana gibi.  Ama web sayfasindan gorebildigim kadariyla bu tamamen sezeli kutudan yine brokoli, kale falan cikacak.  Neyse sorun degil, bir sekilde pisirir yeriz.

Bu kutu ile sebze servisinden beklentim “ulan sebzelere o kadar para verdik kapimiza getirttik bozulmadan pisirip yiyeyim bari” mentalitesiyle sebze tuketimimi artirmakti.  Goruldugu uzere ilk kutu itibariyle bayagi iyi bir performans sergiledik.  Lakin kocambey faktorunun bu basarimizdaki etkisini yadsiyamayiz.  Kendisi buralarda olunca 3 ogun yemek yemek gerekiyor, cogunlukla oyle gecistiriveremiyorsun da.  O yuzden o buradayken bayagi yemek pisirdik.  Hatta ben cilginca data kodlamakta oldugum icin cogunlukla o pisirdi ben yedim (iste sevdicegin faydalari).  O gidince ben bu sebzeleri yine pisirir yer miyim yoksa sallar miyim diye meraktayim.  Yani sallamak derken iki turlu: 1. Yemek yemeyi unuttugum icin gunde 1 ogun yiyince sebzeler kalabiliyor, 2. Yemek yiyeyim diye mutfaga gidince sebzeleri yika-dogra-pisir vs. yerine daha sipsak seylere yonelme sonucu sebzeler yine buzdolabinda makus kaderleriyle basbasa kalabiliyor.  Bakalim, kocambey gittiginde gorecegiz ne olacak.

Sebze ve beslenme muhabbetine son vermeden once bir de sey diyecegim: Baharda annemler geldiginde basladigimiz sebzecilik girisimimizin faydalarini hala goruyoruz.  Domates ve patlicanlar yaz sonunda oldu (ne kadar sulasak da cok gunes alan bir yerde olduklari icin o cilgin sicaklarda kavrulup olduler saniyorum).  Ama nane, maydonoz ve rokalar hala coskun.  Hic bakmiyoruz bile, kendi caplarinda cosuyorlar, biz de ihtiyacimiz oldukca cikip topluyoruz.  Yillardir apartman dairelerinde otururken niye birer saksiya dikmemisim nane maydonoz ona yaniyorum.  Para verip aliyor, sonra buzdolabinda bozuyordum hep.  Sonbaharda bir de birkac arpacik sogani soktumdu topraga.  Onlardan bir kismi (neden hepsi degil bilmem) yesil sogan oldu cikti.  Yesil sogan lazim olunca kokunden cikarmak yerine sac keser gibi makasla kesiyorum, alttan cikmaya uzamaya devam ediyor!  Yesil soganin yesillerini kullandigim icin gayet iyi bir cozum oldu.  Mercimek koftesine, salataya, firinda patatesli,-enginarli somona, ve saireye yesil sogan artik bahceden geliyor.  Bahceyi simdilik koyverdim, baharda tekrar bir eden gecirecegim, maydonozlari rokalari sokup tekrar tohum atacagim. Simdilik kalsin, yagmur hicbir seye firsat vermiyor zaten.  Bu da bir sonraki konumuz.

2. “3. Geleneksel Cilginsapkacigilin evini su basti senlikleri”ne hos geldiniz.

Daha onceden bu blogda yazmistim.  Gecen kis kedimi neyimi toplayip birkac ayligina kocambeyin yanina gitmistim ve bir gece, gecenin bir yarisi kapimizin yumruklanmasiyla uyanmis ve su isitici tankin patladigini ve suyun asagi katlara aktigini ogrenmistik.  Sonra apartman kompleksinin yoneticileri halilari kurutmak icin bir suru seyler yapmislardi.  Sonra evimize geri dondugumuzde de eve gelen su hattinin ana vananin orada bir yerde catladigini ve sizdirdigini, bahcenin bir kisminda biraz gol oldugunu anlamis, onu tamir ettirmistik.  Bu da varan 3.  Bu bolge icin cok siradisi bir sekilde yagmur yagiyor buralarda 1 aydir, belki daha fazla.  Su rezervlerinin dolmasi, cimlerin bedavaya sulanmasi falan iyi hos seyler de, bu kadar durmak bilmeden gunlerce yagan yagmurun bir takim sorunlara yol acmasi da isten bile degil.  Yagmurlar sakir sakir yagiyor, ben de eve kapanmis isle gucle ugrasiyordum.  Dersler bittigi icin ofise falan da gitmiyordum, o yagmurda araba kullanmak hic cekici gelmiyordu. Evde bol cay tuketerek calisiyordum iste.  Arkadasin biri tatil icin sehir disindaydi, email atmis, “Cok yagmur yagiyormus ha?” demis, ben de cevaben “Valla oyle, catilar akacak diye korkuyorum, umarim bir sakatlik cikmaz” demistim.  Meger som agzim (ya da klavyem) konusmus.

Tam o gece, gecenin bir vakti, kedicanim Nazli hanim “ya biraz oynasak ya” modunda dolaniyordu, ben de “Yine butun toplari, aluminyum folyo toplarini kanepenin altina atmis galiba.  Cikarip ortaliga atayim da biraz top kostursun, eglensin” dedim.  Baktim kanepenin altinda bir tane var, kanepenin o yanina dogru gidince bir gariplik hissettim.  LANN LANN LANNN!!!  Corabim islandi!?!  Cok kisa bir sure icinde pek cok sey bilgim dahiline akin duzenledi.  Hemen oradaki camin cercevesinde bir catlak vardi ve camin onundeki boya kabarmisti biraz.  Suyun oradan asagiya akip haliyi islattigini varsayasim vardi ama boya kabarmis olsa da bir islaklik yoktu.  Yine de annemin buradayken eski tshirtlerden bozarak yaptigi tozbezlerini dosedim oraya.  Hali vicik vicikti ama koydugum toz bezlerinden baska yapabilecek bir seyim yoktu gecenin bir yarisi.  Sac kurutma makinemi tutmayi denedim ama i ih, onunla olacak gibi degildi.

Gece oyle gittik yattik, sabahleyin ilk is bir arkadasimin evinde pek cok tamir ve tadilat yapmis bir elemani aradim.  Arkadasim kendisinden gayet memnundu, ben de tedirginlik hissetmedim adami ararken (guvenilir ve isini begenebilecegin “handyman” bulmak oyle zor bir is ki!).  Kocambeyin dairesinde su bastigi zaman yoneticiler butun ayarlamalari yapmis, adamlar gelip ortaligi kurutup, kurutucu aletleri/nem cekicileri birakip gitmislerdi.  Bu sefer her sey bizim ayarlamamizla olacakti, bizim elimize bakiyordu.  Adam o gun gelemedi, ancak ertesi gun geldi.  Ben de o gelene kadar biraz durumu kontrol altina alayim dedim.  Oncelikle kanepeyi odanin obur tarafina cektim ve farkina vardim ki asil islaklik kanepenin altindaymis.  Bezler veya kagit havlularla halinin suyunu cekmeyi denedim ama boyle cozumlerle hallolacak evreyi coktan gecmisti sorun.  Islak alan 1×2 m kadar bir bolgeydi, zaten islaklik cok yayilmadigi icin daha onceden farkina varmamisim.  Suyun duvarin dibinden iceri sizdigini dusunuyordum, disarida, halinin islak yerinin tam duvarin otesi denebilecek yerde ufak bir golcuk olusuyordu catidan sular aktikca cunku.  Eve daha onceden dosedigimiz laminelerin altina serdigimiz kalin buyuk naylonlar vardi. Ondan kestim ve duvarin dibine serdim, nanelerin dibinden kurekle aldigim topragi (daha dogrusu camuru) yigarak suyun duvarin dibine gitmesini engelemeye calistim.  Kum torbasi yerine kumlu naylon yani.  Butun bunlari yaparken disarida feci yagmur yagiyordu ve yagmurluguma ragmen donuma kadar islandim.  Hani gecen sene magara macerasi yasamistik da magara icindeki selalecikten yukari cikmistik ya.  O zaman bile bu kadar islanmamistim.

Ertesi sabah geldi bizim eleman.  Yagmur durmadan suyun nereden sizdigini bilemem dedi.  Ama o zamana kadar evin icinde bir zarar kontrolu yapalim bari dedi.  Yaninda getirdigi bir aletle halidan, haliyi kaldirinca altindan cikan sungerimsi yalitim malzemesinden ve onu da kaldirinca altinda kalan beton zeminden suyu emdirdi, cektirdi.  Toplamda 3-4 galon su cikti neredeyse.  Yer ve yalitim malzemesi arasina naylon serdik, suyun girdigini dusundugumuz yerlere bariyer olarak bezler koyduk.  Haliyi da kivirdik ki yalitim malzemesi de kuruyabilsin.  Elimizden geleni yapip daha fazlasi icin yagmurun durmasini bekledik. Fotograflarda merakli bir kedinin yerinden siyrilmis halilar ve saireye ilgi gosterisi (Burasi islanan kisim degil, kuru kisim. Islak olan yere hic tenezzul etmedi kendisi).

Nazli takipteis ustunde

Bu arada evde butun bu degisiklikler olur tanimadigi biri kocaman aletlerle eve girip cikarken kedikiz Nazli cok huzursuz oldu.  Yastigina kuruldugu kanepenin yerinin degismesi, yattigi yerin daha ayak alti hale gelmesi falan mutsuz etti onu.  Ertesi gun bir de asisi icin veterinere gidince artik stresi fiziksel olarak belirtilere yol acti, ishal oldu.  Normalde gunde iki kez parmak gibi yapar buyugunu, o gun 7-8 kere gitti ve bir yumru seklinde gorunuyordu kumda yaptiklari.  Internetten baktik ettik, tam bu siralarda Noel tatili basladigi icin veterinerine basvuramadik, friendfeed’den yardim aldik.  Sonucta 12 saat oruc tutturup bol bol sevip stresini dindirince gecti, bir daha da olmadi.  Sonradan veterinerine sorduk bu ishal olayini, iyi yapmissiniz dedi.

Simdi bir miktar tamirat yapilacak.  Catida kirik bir kiremit tespit etti kocambey o degistirilecek, cercevesi yamulmus cam degistirilecek, ve aslinda bizim icin sorun olmasa da sigorta istedigi icin (uzun hikaye!) hali degisecek.  Once su sizmasinin sebebi kiremit, cam ve su sizmasindan zarar gormus duvar isini halletmemiz lazim.  Hali mali islerini bir ara yapariz artik.  Zaten lamine yapmak istiyorduk, bu vesileyle onu da hallederiz.

Iste bir su basma maceramizin da sonuna gelmistik!

3. Evet evet, bitiyo!

Bu donem bir ders veriyorum ve birinci sinif ogrencilerine ozel bir programin parcasi.  Film izletiyorum, TAleri var, peer mentorlari var.  Kendileriyle ilgilenen asistanlar bol oldugu icin benim ogrencilere ayirmam gereken sure daha az olacak.  Gecen donem ogrenciler en ufak sorunda bana geliyorlardi ve 80 ogrenci olunca  insane bayagi zorlaniyor.  Bu donem ogrenci emailleri cevaplamak yerine yazmam cizmem gerekiyor.  14une bir deadline’im var, bu yaziyi post ettikten sonra kampa girecegim, o paperi halledene kadar.  Tabii onun disinda da bir suru yazilacak cizilecek sey var, o yuzden biraz kafalari yiyorum.  Oyle iste.

Bu arada madde 2’ye gecmeden hemen once bilgisayari alip arabaya bindim, hala arabada yaziyorum.  Kocambey arkadasini kardesinin evine birakacakti (1 saatlik mesafe) ben de evde oturacagima aldim bilgisayari oturdum arabada word’de yazmaya devam ettim, eve gidince kopyala yapistir yapacagim.  Mobil post olacak bir nevi.  Bu arada gittigimiz yere yakin bir Turk bakkali vardi, oraya ugradik arada.  Bir suru cici aldim.  Halley, cokonat, cokoprens, dankek, sucuk, peynir, yufka, ve daha neler neler!!!

Siz bir sonraki postumu okuyana kadar ben bakkaldan aldigimiz abur cuburlari, kutudan cikan sebzelerimi yiyip catir catir yaziyor olacagim.  O zamana kadar saglicakla kalin!!!