Pasta yoksa ne yiyecegiz?

Aklima geldikce sinir oluyorum, bu yaziyi yazsam belki biraz sakinlesirim diyorum ama bilmiyorum ise yarayacak mi.  Ya da ben en iyisi bir yarim saat bir yuruyus yapayim, parkin etrafinda bir yuruyup geleyim belki kafam dagilir.  Evet dogru okudunuz, yuruyuse cikacagim, ben!  Israrli divan patatesi, ev kuslarinin kralicesi, yuruyuse meylettim! 5 yil once alindiklari halde bemmmmbeyaz yepppyeni dolapta duran spor ayakkabilarimi da giyerim, oh mis.

Yurudum geldim.  Simdi hemen bu pasta olayina dalayim.  Daha onceki yazilardan birinde bahsetmistim, aseren bir insanim ben.  Bazen oylesine, sacma sapan seylere aseriveriyorum ve o seyi yiyene kadar rahat etmiyorum.  Simdiye kadar aserdigim seyler beni cok zorlayan seyler olmadi. Yok patates, yok avocado, yok ateste pismis kirmizi et (Carl’s Jr. burger ile tatmin edilebilen bir sey).  Bu sefer aserdigim sey beni cok zor durumda birakti yalniz, aradim bulamadim, lanet ettim, sinir oldum.  Su Amerika (B.D.) denen memlekette nicin Turkiye’deki en adi pastanede bulunabilecek en basit seyler bulunmaz diye sacimi basimi yolayazdim.

Evet dostlar, canim pasta istiyor, yas pasta.  Soyle cikolatali ve frambuazli bir sey, hem tatli hem eksi falan.  Dusundukce agzim sulaniyor, agzim sulandikca dertleniyorum.  Simdi dusunuyorum da, sanirim ilk defa tatli bir sey aseriyorum, normalde cok tatli seven cok tatli yiyen bir insan degilim zaten (ha pardon bir ara donut asermistim).  Bu pasta isinden kismen Yahsi Cazibe isimli dizi sorumlu.  Dun bir ara uzanmistim, ne izlesem falan derken arkadaslar tarafindan tavsiye edilmis bu dizinin oylesine bir bolumunu actim.  Dizinin bir sahnesinde bu Cazibe’yi gormeye bir arkadasi geliyor ve gelirken de yas pasta getirmis, otururken kesip yiyorlardi.  Pastayi iki saniye ya gosterdiler ya gostermediler, ama bende sigortalar atti bir kere.

Butun bunlar olurken karnimin ac olmadigini ifade etmeliyim.  Gun ortasinda uzanma ihtiyaci hissetmemin sebebi oglen yemeginde minik bir domuzcuk gibi yemis olmamdi.  Ekranda gozuken pasta da zaten Pavlov’un zili gibi bir seydi, o pastayi degil onun birden aklima getirdiklerini istiyordum.  Cikolatali, frambuazli, ustunde parca cikolatalar, icinde ve kenarinda fistik findik bir seyler, hatta hatta belki bir kat krokan ve saire.  Memleketimin guzel pastaneleri ne guzel pastalar yaparlar.  Ya, kestaneli pasta var ya, ohs.  Butun bu pastaneler icinde yeri bende apayri olani ise universite hazirligi icin gittigimiz dersanenin arka sokagindaki, ismini simdi unuttugum ama cok meshur oldugunu hatirladigim bir Ankara pastanesi.  Akman diyesim geliyor ama… Sozluk’te Akman’in Ulus’ta oldugu soylenmis ama google’da aratinca Yuksel caddesinin orada da bir tane oldugunu ogrendim, o pastane benim aklimdaki o zaman.  Bu gizem de boylece cozuldu.  Cok guzel pastaydi ya…

Simdi aklimdaki, aserdigim pastanin kek-krema-meyve orani mukemmele yakin.  Hem keki hem kremasi hafif.  O tur bir pasta istiyorum.  Sabah ciktim ofise gittim dersimi verdim bir iki is hallettim sonra dedim duramayacagim eve gideyim.  Sinuzitim yine bir yokluyor bu aralar, “aklim bir karis havada” tanimina uygun bir haldeydim sabahtan beri. Beynim sanki kafamin 1 karis ustunde takiliyordu.  O halde ders vermeyi becerebildigime seviniyorum vallahi.  Eve donerken sut mut almak icin markete gittim.  Bu market (sprouts) boyle saglikli yasam bik bik marketi o yuzden orada bir “pasta” bulmayi beklemiyordum, yine de baktim.  Klasik “pie” var, yok brownie, lemon cake, cupcake, bilmemne.  Ama kremali pasta hic yoktu bile.  Dedim “Bu boyle olmaz! Biraz daha caba sarfetmem lazim.”  Hemen yakinda bir Ralph’s var, daha bir migros, daha bir halkin marketi.  Halk da yagli, kremali pastalari lopleten obezite krizi icinde bir halk olduguna gore…

Gittim Ralph’s a, “bakery” bolumu diger markete gore bayagi bir genisti.  Klasik Amerikan tatli cesitlerinin bayagi temsil edildigini soyleyebiliriz bu markette.  Simdi Amerikalilarin hakkini vereyim, tatli pasta kulturleri kendi capinda basarili, guzel yaptiklarini guzel yapiyorlar.  Turtalar (pie), kurabiyeler (cookie), brownieler, cheesecakeler, dondurmali pastalar, boyle minik mousse’lu tatlilar, ve daha neler neler.  Bir de “cake”ler var, en meshuru carrot cake (havuclu kek) -ki tarcini bastiklari icin ben gelemiyorum ona.  Simdi elemanlarda kremali kek var, cream pie denen sey var, lakin bizdeki yas pastaya denk gelen bir sey yok.  En azindan bugun Ralph’s ta yoktu.

Simdi kek/cake turu pastalarda koccamaan bir kek oluyor, bunu ikiye uce kesiyorlar, arasina ve ustune incecik krema koyuyorlar. Krema da “icing” denen bir sey, nasil yapiliyor bilmiyorum ama agzimda biraktigi hissi genelde sevmiyorum, puturlu gibi sanki.  Bizim kremalara, hadi krema olmadi pudinglere benzemiyor.  Kremanin tipini gec, kapkalin keki yiyorsun ve kek de boyle guzel, hafif, “moist”/islakimsi degilse kuru kuru hic guzel olmuyor.  Yani iki tane ucer parmak kalinliginda kek arasinda ve ustunde azicik hindistan cevizi kremasi beni acmaz, uzgunum.  Ralph’s ta, bakery kisminda dolaplar arasinda gittim geldim, gittim geldim. Bir German chocolate cake’e meylettim ama ustune garip, elmali pasta icine benzeyen bir meyve bir seyi yaymislar, o cok itici geldi biraktim.  Sonra cikolatali bir keke meylettim ama onun da cikolata kremasi azicikti ve keki kuru gorunuyordu.  Bir ona, bir buna bakip yine de gonlumdeki pastayi bulamayip diger dolaba yonelirken sinirden sacimi basimi yolacaktim.  Abi adam gibi yas pasta niye yok burada diye delirecektim.  Bakin, bu normal ben degilim, benim yemek yuzunden sinire kestigim gorulmemistir.  Asermelerimde hic boyle gerilmemisimdir.  Ama iste o istedigim gibi pastayi bulmayi birak, ona yakin bir seyi de bulamamak beni bir delirtti.  Mantikli dusunemedim o bakery reyonunda, asermeyi kontrol eden hormon mudur, beynin bir bolgesi midir nedirse artik, butun beyinsel faaliyetlerimi ele gecirdi.

Sonra dusundum, “Lem” dedim, “Bunlarin dondurulmus gidalar kisminda da tatlilari pastalari vardir dondurulmus.”  Oraya segirttim, gercekten de biraz daha cesit vardi ama bunlar da cogunlukla ya meyveli pie ya da “cream pie” denen turdendi.  Simdi benim kafamdaki yas pasta kremali mremali bir seydi ya, ve bakery’dekilerin kremasi az keki coktu.  Iste bu dondurulmus olanlarin da keki yok, bir taban var sadece, tabanin ustunu de silme krema doldurmuslar.  Vicik vicik krema yani.  “Al sana krema!” dedim, kendime guldum.  Elim bos bir sekilde Ralph’s i terkeder, arabama yururken kendimi sakinlestirmeye calistim.  “Memleketimin pastanelerindeki yas pastalarin guzelim krema-kek-envai malzeme oranini burada yakalayamayacaksin belli ki.  Marie Antoinette’i astin bu asermeler yuzunden.  Yok pasta masta, git ne halt yersen ye” dedim.

Istanbul’da en guzel frambuazli, cikolatali pastayi kim yapiyor?  Mekani belirleyeyim de ne zaman gelecegim belli olmasa da bari geldigimde gidip yemenin hayaliyle gecireyim bu aserme mevsimini de.  Pasta yoksa hayallerle karnimi doyurayim, hungurt sakirt.

Du bakim, cicek bocek fotosu sozu vermistim.  Yuruyuse ciktigimda bir iki bir sey cektimdi, koyup yollayayim yaziyi.

Muahaha.  Yaziyi yazarken bir yandan da yemek hazirliyordum. Pastanin yaninda sonuk kalsa da alttan alttan bir de tavuk ve tavuk suyuna pilav aseriyordum.  “O sorun degil canim, yapabilirim ne de olsa” modunda sakin karsiladigim bir asermeydi.  Sprouts’tan tavuk da almistim netekim.  Tavuk haslandi, resim eklemeden once kalkip onu firina atayim pilavi da “asayim” dedim.  Gel gor ki pirinc bitmisssssss!  Yine sinirden sac bas yolayazdim, ne bicim kader lan bu dedim.  Sushi pirinci vardi ama onunla da olmaz ki, yapis yapis olur.  Normalde pirinci ortadogu marketlerinden aliyorum, Turk pirinci yani.  Firina attim tavugu, atladim arabaya, en yakindaki Albertogullari markete gittim.  Pirinclerin oldugu reyonda hep etnik pirincler var.  Yok jasmine rice, yok basmati rice, yok sushi rice.  Bizim pirincler boyle sisko oluyor, “long grain” olmuyor.  Bu etnik pirincleri kendi mutfaklarinin yemekleriyle bayilarak yiyorum lakin benim tavuk suyuna pilavim onlarla asla olmaz ki.  Baktimm, baktimm, baktim.  En sonunda, gereksiz pahali da olsa benim pirincler gibi sisko diyerek risotto pirinci aldim.  Bu risotto pirinci suyunu az koysan da muhtemelen biraz -ee nasil tarif etsem- lapa degil de boyle sutlacimsi oluyor.  Tane tane tavuk suyuna pilavdan gecmistim artik, ama kadere yenilmeyecektim.  Aldim pirinci.  E gelmisken bir de bunlarin bakery reyonunu deneyeyim dedim.  Aslinda Ralph’s bakery reyonu gibiydi cogunlukla.  Ama “Amaaaaaan, risotto pirincinden tavuk suyuna pilav yapiyorsun, vur dibine cilginsapkaci baciiiiii!” dedim, beklentilerimi minimum da olsa karsilayan frambuazli bir pasta aldim.  Ucgen bir dilim satiyorlardi, onu aldim, koskoca pastayla basbasa kalmaktan kurtuldum. Frambuazi meyve degil recel gibi, cukulatasi beyaz (sevmem), ama iste yad ellerde bu kadar oldu.  Iste o pasta!

Bu arada ben tavuklu pilavimi yedim, cayimi demledim, pastaya yumulmaya hazirim. Yaziya baslama ve bitirme arasinda saatler gecti yav.

Reklamlar

Etik kaygilar

Gecen sene bu zamanlar ne kadar cok yaziyordum degil mi?  Valla son yazdigimdan beri yazacak seyler oluyordu, sunu da yazaydim bunu da yazaydim diyordum ama oyle yogun bir doneme rastgeldi ki.  Bahar tatili vardi sozde ama arada kaynadi resmen.  Pelinlerin misafirimiz oldugu birkac gun disinda bir tatil yapamadim. Neden? Makale yetistirmeye calisiyordum.  Neyse makale bitti, konferansa gidildi gelindi (hatta biten makalenin serefine donus yolculugunda baslayarak bir Hayri Pitir kitabi daha okundu). Simdi bahar doneminin ders programinin rutunine ayak uydurmaya basladim ve biraz rahatladim.  Bu donem haftada 3 gun dersim var ama sabahtan.  Normalden daha erken kendimi okula atabilmek icin uyanma saatimi erkene cektim, bu da yataga yollanma saatimi one cekti biraz tavuksal bir doneme girmis oldum ama ogleden once dersin neyin bitmis olmasi bana daha cok vakit birakiyor, iyi oluyor.

Yazmadigim sure icinde bahar geldi, ortalik baharsal aktivitelerle doldu.  Bizim ispinozlar yine yuvaya yimirtalari biraktilar, bugun yanlis gormediysem yavriciklar yumurtalarindan cikmis agizlarini acip bekliyorlardi.  Sukur bu sene yuvadan atilan deforme yavru kus olmadi.  Ama malesef olu kustan yine nasibimizi aldik.  Bir sabah patt diye yatak odasinin camina giren 9/11 teroristi mentalitesinde bir kumru darbeyle hemen oraciga, balkona dustu, onu alip gomdum.  Bugun de bahcede bir guvercin olusu buldum, gomulecek gibi degildi, fermuarli torbaya koyup cope atmak zorunda kaldim.  Guvercin bir hayvanin saldirisina ugramis gibi gorunuyordu, bu benim Nazlim olamayacagina gore ne zamandir ortalikta gorunmeyen sarman giciginin isi olmali.  Onun disinda sumukluboceklerimiz kisin kendilerini hic ozlemedigimizi anlayamayacak kadar angut olduklarindan arayi fazla acmayip yine dolustular (ama meger onlari yiyen baska bir tur sumuklubocek varmis, onlardan edinecegim, bocekleri birbirlerine kirdirtacagim).  Erguvanlar bir guzel cicek acti salkim salkim, sonra yapraklandi yesil yesil, ve de ruzgardan dokulen eflatun cicekler kar gibi kapladilar yerleri.  Dokuntusu pisligi cok olsa da cok super bir sey bu erguvan.

Icerideki tek bitkim evlendigimizde arkadasimin hediye olarak yolladigi orkide, kendisi birkac ay once yeni bir dal cikarmisti, simdi o dallarda o kadar cok cicek var ki (tu tu tu masallah).  Guneydogu Asya’da bizim bahcedeki karahindibalar gibi bittigini dusundugum bu orkideler bu iklimlerde o kadar narin ve dayaniksiz ki, ben hediye gelen bitkinin cicekleri dokuldukten sonra olup gidecegini saniyordum.  Gecen sene ikinci defa cicek acti, bu sene yine.  Yerini sevdi zaar, tesadufen kafadan ayarladigim sulama rutinini/miktarini da sevmis olmali.

Butun bu guzel seyler yaninda kicikkkk eden seyler de var tabii.  Butun bu otlar cicekler canlanirken, hatta onlardan once ayrikotu tipli yabani bitkiler canlandi.  Yivranc seyler.  Konferans oncesi yogunlukta cikip iki ot yolayim gibi bir firsatim olmadigi icin cosup gittiler.  Bu durumda imdat bayragini cektim.  Tanidigim birisi var, bahce islerinden anliyor, ona dedim ya ne yapacagim ben?  O da dedi ki, bu kaba is, ben sana bir gocmen cocuk getireyim yapsin, canavar gibiler, caliskanlar hallederler.  Ona caresizlikten “oluur” dedim ama icim icimi de yemiyor degildi.  Buyuk ihtimalle, neredeyse kesinlikle, kacak isci olan bu elemanlari calistirmali miydim?

Iste ev sahibi olunca boyle sorunlarla karsilasiyor insan.  Kiraciyken ev sahibine “su bozuldu” diyorsun, biri geliyor yapiyor, seninle alakasi olmuyor.  Ev yuzunden artik evle ilgili isler icin kendim eleman bulmam gerekiyor.  Tasindigimizdan beri boya icin, sulama sistemi tamiri icin, agaclarin bakimi icin (palmiye oldugu icin kendin cikip budayamiyorsun), en son da pencere cercevesini degistirmek icin eleman tutmustum.  Ama bunlarin hepsi kayitli kuyutlu, cogu licensed sirket turu isletmelerdi.  Simdiki durum farkli.  Elemanlar oyle kayit disi ki arabalari ve telefonlari bile yok.  Bir home depot dukkaninin onunde beklesiyorlarmis, gidip alip getiriyormussun, calisiyorlarmis, is bitince geri goturup birakiyormussun aldigin yere.

Ayni isi devamli kapima kart ve brosur birakan “landscaping” isletmelerine de yaptirabilirdim simdi Allah icin.  Ama daha pahaliya gelecekti, orasi kesin.  Kayitsiz isci calistirmakla ilgili bir sorunum var mi diye sordum kendime?  Adamlar buraya calismaya gelmis, ben calistirmasam ailesine para yollayamayacak.  Verdigim ucret “somuru”ye girmedikce, insanca bir isveren-isci iliskisi kurabildikce kayitdisi emek piyasasina daha falzla talep yaratmak benim icin sorun degil.  Hukumet cozsun o sorunu.

Neyse bizim tanidik cumartesi gunu bir eleman getirdi, isi soyle soyle diye anlatti, ucrette anlastik.  Bizim undergrad asistanlara verdigimiz saatlik ucretten fazla verdim, asgari ucretten de fazla bu.  Ben piyasayi falan bilmiyorum tabii, tanidik iyi o ucret dedi.  Eleman butun gun calisti ama ben iceride oturup isime bakarken yine de kendimi bir garip hissettim.  Elemanin ingilizce cok az, mecburen benim unuttugum ispanyolcami canlandirmaya kasmam gerekti.  Bir seye ihtiyacin var mi diye sordum sik sik, kendime oglen yemegi hazirlamaya usenmistim ama adama sandvic falan yaptim.  Ne bileyim bir garip psikolojiymis bu da.  Diger isler icin gelen kayitli elemanlar kendi arabalariyla geliyorlardi, yiyecekleri, su termoslari bilmemneleri yanlarinda oluyordu.  Bu eleman bir ustundeki ceketiyle geliyor, bir de dil bilmemesi falan, sanki biraz cocuk gibi.  Kayitlilar benim icin is yaparken sirketle anlastim modunda oldugu icin hic kisisel bir durum olmamisti ama bu sefer biraz da bu elemanlarin bu “cocuksu”lugu yuzunden hep sorumlu hissettim.

Ilk gunku eleman on tarafi halledebildi, geri gotururken benim rezil ispanyolcamla biraz muhabbet ettik.  Meksikaliymis, burada kardesi varmis ama diger akrabalari Meksikadaymis.  Istedigim zaman gelip gidiyorum dedi ama ben bundan supheliyim.  Acik acik kayitdisiyim demek istemiyordu.  Efendi ve isini bilir birisiydi, arka taraf icin sali gunu gelecegim dedim, saat verdim.  Telefonlari olmadigi icin ancak oyle anlasabiliyorsun.

Sali sabahi, sabah sabah hiiic kalkip te home depotlara gidesim yoktu ama ya elemana soz verdim bir nevi, ya beni beklerse diye kotu hissettim, is yapilsin aradan ciksin dedim, ya Allah bismillah dedim kalktim gittim.  Daha onceki sefer elemani alip getiren tanidigim kisi oldugu icin ben bu elemanlar nerede bekler, nasil gider anlasirsin bilemiyordum.  Zaten home depot’dan alinacak bir iki sey vardi, park eder alisverisimi yapar o arada da bakinirim nedir ne degildir demistim.  Daha dukkanin onune dogru girerken anlamaya basladim olayi.  Dukkanin park yerine dogru iki giris var, elemanlar 3-4 kisilik gruplar halinde bu girislerin kosesinde beklesiyorlar.  Sanirim binanin onune dogru yaklasip daha duzgun bir yerde beklemelerine dukkan izin vermiyor, kaldirim olunca dukkan laf edemiyor.  Dukkanin guvenlik elemanlar bunlarin etrafinda dolanip duruyordu.

Alisverisimi yaptim, biraz bakindim elemanlara.  Bizim gecen gunkunu gorsem el sallayacagim hallolacak lakin yoktu.  Ben soz verdim diye kalkip gelmistim ama o yoktu.  E baska birini alip gotureyim de nasil olacak?  Ya herru ya merru deyip yanastim 3 kisilik bir ekibe.  Once gecen gunku elemani taniyip tanimadiklarini sordum, ha surada deyip el etseler alip goturecegim tanidigim elemani.  Bilmiyorlarmis.  Bahce isi icin adam lazim dedim, bu yapar diye iclerinden birini gosterdiler.  Ama bu sokagin kosesinde donen muhabbet, kayitdisiligi aramizda ve etraftaki goren herkesce “common knowledge” olan bu transaction (turkcesi ne bunun, tam alisveris degil, neyse) cok rahatsiz ediciydi.  Elemani aldim, park yerinde bekleyen arabaya dogru yururken “su kadar verecegim saat basina, iyi mi?” dedim “iyi” dedi.  Ve arabaya binip eve yollandik.  Oncekiyle dukkana dogru yaptigimiz yolculugun aksine cok sessiz bir yolculuk oldu, pulp ficiton’daki uncomfortable silences misali.

Bu sessizlik icinde yaptigim isten iyice utandim.  Arabasiyla yolda agir agir ilerleyip kaldirimda beklesen hayat kadinlarindan biri ile fiyatta anlasip sonra onu evine goturen bir adam gibi hissettim.  Hayat kadinlarina neden seks iscisi dendigini daha bir anladim.  Adamin icinde bulundugu zor kosullardan faydalanarak onu somuruyormus gibi hissettim.   Kendimi teselli icin yine “ben eve goturup is yaptirmasam, butun gun orada beklese daha mi iyi?” dedim ama bu isveren-isci iliskisinin baslangici ve iki tarafin esit olmayan pozisyonu rahatsiz ediciydi.  Ben bu calisan kayitdisi kisilere insanca davranmak icin elimden geleni yaptim.  Atiyorum, benim dersim icin asistanlik yapan bir ogrenciden daha farkli davranmadim.  Adamin bedenini, kas gucunu, emegini satin aldim, kullandim ama bu ilk defa olan bir sey degil ki (ben de beynimi satarak para kazaniyorum sonucta).  Sanirim bu sefer asil rahatsiz eden bu “alisveris”in aracisiz olmasi (bir isletme, bir kurum, bir sey yok, “alan” ve “satan” var) ve kayitsizliktan ileri gelen bir mecburiyet/esitsizlik hali.  Aman ne bileyim…

Yillardir Amerika’dayim, bir kez bile eve temizlikci kadin almadim.  Evde yaptigimiz dugun sonrasi birbasima bayagi kapsamli bir temizlik yapmak zorunda kalmistim, o zaman bile kendi basima hallettim.  Mecbur kalmadikca da almam herhalde.  Ama iste temizligin altindan oyle boyle kalkabiliyorum, vaktim oldukca yapiyorum.  Bu bahce isi benim kendi basima altimdan kalkabilecegim gibi degildi.  Cok rahatsiz hissetsem de, isin etigi hala kafami kurcalasa da, bu hezeyanlarimi okuyan bazilarinin “oo kucuk burjuva cilginsapkaci vicdan azabi cekiyor vah vah” diye dalga gececegini bilsem de bu boyutta bir “is” olsa yine bu sekilde eleman tutar yaptirirdim herhalde diyorum.  Bir gun kongre ya da senato adayi olursam da “aha bile bile kayitdisi eleman calistirmis” diye delil olarak kullanin bu yaziyi, bazi kaliforniya adaylari gibi kivirip nankorluk edecek, inkara kalkacak degilim.

Gonul isterdi ki bu yaziya bir iki fotograf ekleyeyim erguvandi, orkideydi neydi.  Ama gecenin bir yarisi, elimde cekilmsi foto da yok, gorselleri bir sonraki yaziya birakip yaziyi yollayacagim.  Tavuk moduna girdim iste bu donem, yavastan yataga yollanma vaktim geliyor.  Bahcede yaseminler ve cicek acmis bir misket limonu agaci var aksamlari baygin baygin kokuyorlar.  Yasemin kokulu dusler herkese (: