Eve donus -sweet and sour

En son yazdigimda dogu kiyisinda gecici ikametimizin baslarindaydik.  Dun gece kocambeyi ve kedikizimi orada birakip geri geldim eve, birkac gun sonra Turkiye’ye gidecegim.  Asagidakileri G+’ta yazmistim, bir “ben geldim” guncellemesi yapacaktim ki almis basini gitmis.  Buraya post edeyim dedim.

Geldim dun gece ama boyle bir garip hissediyorum. Evime kavusmus olmaktan cok memnunum, bayagi ozlemisim, hele dogu kiyisinda oturdugumuz pek sevemedigim daireden sonra ilac gibi. Ama diger yandan icimde bir burukluk var, sebebi cok.
1. Kocambey beni havaalanina birakip doner donmez iyice hastalanmis, yorgan dosek yatiyor gidip bir theraflu alacak insan yok.  Dogudaki mekanimizda sevmedigim seylerden biri buydu, adam gibi bir sosyal cevremiz olamadi. Ancak “is” arkadaslari, arada beraber yemek memek yense de “biz yokken kediNazli’yi kolocan eder misiniz?” diyecek kadar bile samimiyet olmadi onlarda. Burada da cevremiz cook genis degil ama basim sikistiginda rahatca arayabilecegim insanlar var. Zavallimin kimsesi yok, arabasi bile yok, kendi kendine cay (demleme degil sallama) yapip bal limonla iciyormus 😦

2. Bu ev Nazli’siz cok bos. Inanir misiniz dun aksam geldigimden beri bir “phantom limb syndrome/hayalet uzuv sendromu” yasiyorum resmen. Daha kapidan girerken merdivenlerden pit pit iniyor olmasini bekleyerek gozum oraya kaydi. Devamli bir yerlerden cikiyor olmasini bekliyorum hala. Dun gece bati kiyisi saatine alisayim diye yataga gitmemeye direndim, o arada birikmis postayi falan irdeledim. Koltukta oturdugum yerin hemen karsisinda kapinin kenarinda bir bocek ilaci sisesi vardi, bir karalti olarak gorunuyordu. Zarflari acarken gozumun ucundan goruyordum, her seferinde “nazliiimm” diye kafami kaldirip “haa, siseymis” diye hayal kirikligina ugruyordum. Bir degil iki degil, sanki orada “biblo durusu” durmus nazli duvara kafasini surtmeye hazirlaniyor gibime geliyordu. Bu sabah uyandigimda ayagimin ucunda yatan kedimin hareketlendigimi gorur gormez gelip burnumun dibinde bitmesi sahnesinin tekrarlanmasini bekledim, olmadi. Hala walk-in closet gibi Nazli’nin girmemesi gereken yerlerin kapilarini kapatiyorum acik bulsa iceri siziverecekmis gibi. Masa basindaki sandalyemin dibine yatmayi pek sever, kalkmak icin her sandalyeyi geri itisimde hala donup arkaya bakiyorum orada yatiyorsa ezmeyeyim diye. Kocambey webcamle gosteriyor orada dolanan mama yiyen Nazlimi, cok yanlis geliyor o goruntu, o kedinin burada bu evde olmasi lazim. Su son birkac sene Nazlisiz gecmezmis, bunu anladim. Alti ustu bir kedi, evimizi, hayatimizi bayagi dolduruyormus meger.

3. Soguk! Dogu kiyisinin sogugunu da mi aldim geldim nedir? Buranin kis sogugu cok kotu olmaz genelde, belki 1-2 hafta suren bir soguk donemi olur, o soguk da dogu kiyisinin iliman kis gunleri gibi olur. Disarisi cok soguk degil herhalde, hele gunduz ortalik isininca. Ama aksam ev buz gibiydi, isinma, ocak, firin, kurutma makinesi falan hic calismadigi icin soguk kalmis ev, hele de ust kat. Aksam isitmayi calistirdim ama cok ise yaramadi. Gitmeden once hala bir pike ile yatiyormusum, yatagin ustunde pike ortuluydu. Dun gece yorgan ve battaniye cikardim, onlarla yattim, kalin kalin da giyinim ustelik, yine de usudum uykuya dalmadan once. Icinde yasanmayan ev sogugu diye bir sey varsa, dun gece anami aglatti. Sabah erkenden hortladim tabii, actim isitmayi, 56 derece miydi neydi, neredeyse iki saattir ufluyor daha 69 dereceye geldi anca. Normalde kiin 68 derecede kapatiyorum ama ev biraz isinsin diye 72-73 olana kadar calistiracagim bir. Iki kat corap ve kalin sweatshirtlerle oturuyorum bu arada.

4. Evdeki degisiklikler, “ben yokken neler olmuss!” halleri bir yabancilik yaratiyor, tastamam senede bir Turkiye’ye gittigimde evde, sitede, sokakta, her yerde hissettigim sey. Sagolsunlar evimizle ilgilenenler, bir yamukluk yok hicbir yerde de ne bileyim bir suru degisiklik var, ozellikle de bitkilerimizde. Ben giderken ciceklerini dokmus yeni yapraklar vermekte olan orkidemizin yeni yapraklari kocaman olmus, bir de yeni cicek dali cikmaya baslamis ufaktan. Cennet kusu ciceklerimiz acmislar, aciyorlar bahcede. Giderken kokleri disinda butun dallarini kestigim naneler koklerden cilginca fiskirmis yayilmaci politikalarina sekte vuramayacagimi ispatlamaya calisir gibiler. Bayagi sararmis biraktigim otlar ben yokken uygulanan gubreleme ve degisen mevsim sartlari ile yesillenmisler bayagi. Soguga cikmak istemedigim icin cikip dolasmadim bahceyi, guller, salvia’lar falan ne alemde bilmiyorum.

Fazla alismayayim gerci, 3 gun sonra yine yollara dusuyorum, Turkiye’ye gidiyorum. 1 aydan fazla kalacagim ustelik, yine evimi ozleyecegim. Ama Ocak ayinda geri dondugumde maaile evimizde olacagiz (Aralik sonu kocambey kedikizi da kapip geri gelecek, oradaki daireyi kapatacak) ve umarim uzun bir sure hep beraber evimizde isimizde gucumuzde olacagiz. “Normal”ime donmeyi simdiden ozledim. Daginiklik sevmem hic ama derleyip toplayip biraktigim evde o “icinde yasanan ev daginikligi” olsun istiyorum. Dolap tamtakir, 3 gun icin bir sey alasim da yok, dolu bir buzdolabi istiyorum. Nazli’nin kovalayip oraya buraya attigi toplar sise kapaklari ortalikta olsun istiyorum. Hala elden gecirmem gereken bir yigin posta olmasin istiyorum. Ocaga kadar erteledigimiz kapiya gelen organik sebze kutusunu her cuma sabahi merakla beklemek istiyorum. Oysa simdi yapacagim bu 2-3 gunde grip asisi olmak, fatura odemek, gerekli imzalari atmak, alisveris gibi isleri halledip kendimi yolculuga hazirlamak.

Boyle yazmistim.  “Ee dogu kiyisi gunleri nasil gecti, gezdin mi tozdun mu, oralar nasilmis?” diye soracak olursaniz, “Evimize donecegim gunu iple cekerek gecti, gezdim, tozdum (sonra fotografli motografli anlatmaya niyetliyim hala), oralar bir baska dunya, ozellikle sehirler, sehir hayati cazip ama bende/bizde guzel Kaliforniya’nin vazgecilmezligini pekistirdiler ancak” derim.  Muhtemelen bir dahaki yazim ya Istanbul’dan ya da geri dondukten sonra yine evimden olacak.  “Ev” ne garip bir kavram bunu dusunup duruyorum…