Inanc dunyasi

Az once bilgisayar basinda oturmus gazete mazete bakarken kapi calindi.  Kedikizim kacacak kose ararken ben de “Kapiyi acsam miii acmasam miii?” diye bir ikileme girdim yine.  Her seferinde kapida bir seyler satmaya, reklam yapmaya calisan birileri olacagini ve onlara “Yok istemiyorum!” diye laf anlatmanin omrumden gereksizce 5-10 dakikayi yiyecegini bilsem de aciyorum kapiyi.  Omrumden gecen dakikalari bosver de, o “Hayir!” demenin suclulugumsu hissi bos yere moralimi bozuyor.  Bu sefer bahtima bakalim neci cikacakti?

Bu sabah kapimizi calanlar kilise kackini ekiptendi.  Bunlari tiplerinden ve giyinislerinden taniyabiliyorsun, suslu puslu sikidim sikidim giyiniyorlar ve hep ikili dolasiyorlar.  Bu seferkiler tombul, siyah bir kari kocaydi.  Kadin hic tanri, our lord, kilise falan demedi.  Direkt “yaratilis”tan girdi.  Lakin yanlis kapiyi calmislardi.  Ben cok inancli bir insan degilim, evrende bir duzen oldugunu dusunsem de organize dinlerin aciklamalari ve rituelleri beni tatmin etmiyor.  Bu acidan “yaratilis” yerine “olusma ve gelisme” olarak dusunuyorum.  Bu da benim kisisel fikrim, baskalarinin ne dusundugune mudahale etmeyecegim gibi baskalarinin da kapima gelip kendi goruslerini ve inanclarini bana empoze etmeye kalkmasina -bunu ne kadar tontonca yaparlarsa yapsinlar- tahammulum yok.  Kadina da “Kusura bakmayin, yanlis kapiya geldiniz, ben inancli biri degilim” dedim.  “Aa, inancli olmaniz onemli degil, yaratilis…” falan diye devam etmeye, cantasindan brosurler falan cikarmaya kalkinca da “Esim evrimci biyolog, yaratilisin ne oldugunu cok iyi biliyorum, gerek yok anlatmaniza” dedim saygili bir sekilde.  “Aa, ogretmen mi esiniz?” dedi, “Yok dedim, arastirmaci, doktorasi var.”  Kadin da sacmalamaya basladi “Benim lisede bilim (science) ogretmeni arkadasim var, onunla da konusuyoruz, ama ben bilimden anlamam…” falan demeye basladi.  O noktada sabrim tukenmeye basladi, kocambey olsa direkt girisirdi bu laf uzerine.  Ben de “E ama yaratilis gibi bir seyi anlatiyorsaniz bilimin bu konuda ne dedigini bilmek durumundasiniz.” falan dedim.  Neyse, iki taraf da muhabbetin bir yere gitmeyecegini anladigindan baybaylastik kapattim kapiyi.  Of bana bunlarla gelmeyin, acmayacagim o kapiyi bir daha ya! Bikdim!

Kapiyi kapattim, masama dondum, ama aklim bu “inanc” meselesinde kaldi.  “Keske inancli biri olsaydim” dedim, su siralar inancli insanlarin yaptigi gibi “Allah kerim!” deyip her seyi bir ustun guce havale edebilmeye, onun en iyisini bilecegini, en iyisini yapacagini dusunerek bir kabullenmeye gidebilmeye bayagi ihtiyacim var. Ama rasyonel bir insanim, kendimi rahatlatmamin tek yolu olan biteni, elimdeki verileri rasyonalize etmek, akillica yorumlamak.  Bu hamile kafalarindayken, hormonlar cosmusken yetmeyebiliyor bu 😦

Gecen sefer yazmistim, NT taramasini yapan kadin “Testler pozitif cikarsa ararlar, no news is good news!” demisti.  Ben de dun “Bir haftayi gecti hala arayan soran yok, negatif galiba” diye sevinsem de yine de meraktaydim.  Bizim genetic counselor’a email attim, dedim “Bizim bir haber almamamiz ne anlama geliyor? Sonuclar negatif mi, cikmadi mi?  Ciktiysa bana detaylarini (oranlari, nt olcumunu, papp-a, bhcg miktarlarini) yazar misin?”  Bir iki saat gecmedi geri aradi eleman sagolsun.  Dedi “Sonuclar cikti, negatif oldugu icin aramamislardir, merak ediyorsan oranlari soyleyeyim.  Trisomy18 icin 1/4900” (bu arada ben rahatladim, “Oh oh!” diyorum.) “Down Sendromu/Trisomy21 icin 1/110.” O noktada ben saskinlikla, nassi yanee? oldum.  Daha sormadan o soyledi, “1/100den buyuk olursa risk negatif sayiliyor, 1/100den kucukse risk saymiyoruz aramiyoruz.”  E iyi de, bu sonuc pek de ideal bir sonuc degil ki?

Benim yasimdaki kadinlar icin DS ihtimali 1/200den kucuk, bizim test sonuclarina gore bu oran daha da kotulesmis durumda.  Testlerin detayli sonuclarini soylemedi, o kafayla ben de soramadim, sonraki adimlari ayarlama uzerine konusmaya basladik.  Bizim bhcg ilk kan testimizden beri yuksekti, hatta o yuzden ultrasonda “tek bebek” denene kadar ikiz kesin diye dusunmus, tek oldugunu ogrenince de cok sasirmistim.  Yuksek bhcg DS riski demek bu testlerde.  Sanirim o etkili oldu.  Normalde quad test/dortlu test denen daha kapsamli kan testi icin 24undeki ebe muayenesinden sonra kan verecektim.  Bizim elemana “O kan testini daha erkene almamiz mumkun mu?” diye sordum.  Testlerin yapilabilecegi en erken ve en gec tarihler var, bu tarih araliklarinda yapilmasi gerekiyor.  Quad test icin 15-20. hafta arasi, ideali 15-18. haftalar arasi yapilmali deniyor.  Counselor da 16sinda gelmemizi, kan testimiz icin formu hazirlayacagini, o gun kani verebilecegimizi soyledi. Boylece 1 hafta kazanmis oluyoruz.  Sonuclar 1 hafta icinde cikar, ona gore amniyosentez yaptirip yaptirmayacagimiza karar veririz dedim.  Bizim hastanede ya da civar hastanelerde hemen o hafta icinde bir randevu bulabilecegimizden emin konustu, zaten o hafta amniyoyu olabilecegim en erken hafta (16. haftadan itibaren yapilabiliniyor).  Bu durumda, en kotu ihtimalle Temmuz’un son haftasi amniyo olup, sonraki 1-2 hafta icinde de sonuclari alacagiz. Amniyoyu, dusuk riskini falan goze aldim, tek istedigim sonucun guzel cikmasi.  Ha CVS yaptirabilirdim daha erken ic rahatlatmak icin ama onun riski amniyoya gore daha yuksek, onu goze alamadim.  Bu arada belirtmeliyim ki bu counseloru cok begeniyorum, cok anlayisli, sana butun secenekleri sunuyor, yapmak istedigin seyi yapman icin yardimci oluyor ama hic baski veya telkinde bulunmuyor.  Ayrica “termination/hamileligi sonlandirma” seceneginden de bir yargida bulunmadan bahsediyor gerektiginde.  Rahatlatici bir tavri var genelde.

Telefonu zor kapattim, cunku bu ayarlamalari yaparken zaten aglamaya baslamistim.  Yazdim daha once de, haftalardir gozyasi kanallarim uzerinde pek bir kontrolum yoktu zaten, olur olmaz her seye aglar olmustum.  Bu 1/110 ihtimal de sistemde bir sok etkisi yaratti.  Beynimde donen dusuncelerden bagimsiz olarak, yani deyim yerindeyse, kontrol disi agliyordum.  Bu riski “Bizimle ayni degerlere sahip bebeklerin %99.0909’u normal doguyor!” seklinde yorumlamak kendimi rahatlatabilmemin tek yolu oldu dunden beri.  Ilk birkac saat benim klasik “felaket tellali” halimde moralim yerlerde surundu.  Sonra iste biraz huzur bulabildiysem rasyonalitede, istatistikte buldum.  Sozlukteki nickimin “a lifetime of type ii errors” oldugu dusunulurse buyuk ironi bile var durumumda.  O nickte boyle biraz loser bir anlam var, hayat boyu yanildim, dogru bildiklerim yanlis cikti seklinde.  Oysa simdi bir “false acceptance” icin, bir “type ii error” icin inanmadigim tanrilara dua ediyorum.  Testlerde %5 kadar bir type ii error orani var zira.  Sonra iste, down sendromu bir rare event, yani populasyonda DS orani cok dusuk.  Bu durumda bayesian updatingle posterior probability (testte positive cikan bebegin gercekten DSli olma ihtimali) .0872, %9 falan yani.  Vaktiyle ogrencilerime odevde sormustum, answer key’imde sonucun yorumu suydu: ” When we are dealing with rare events such as Down Syndrome (.5% of all pregnancies), a positive test may not tell us a lot.  The test has a 95% detection rate which is quite high, but the updated posterior probability is only 9%.”

Simdi boyle rasyonel dusunup pozitif tarafta kalmaya, felaket tellali moduna kaymamaya calisiyorum.  Yine de hayatimin en zor birkac haftasini yasayacagim, orasi kesin.  Tabii gonul istiyordu ki bu test sonuclari cok dusuk risk gostersin, rahatlayalim, hamileligin gerisi laylaylom gecsin. Malesef sonuclar boyle idealden uzak cikinca “Ignorance is blissmis yaa” diyorum, keske hic test yaptirmadan direkt amniyo yaptirsaydim diyorum.  Hamile kafalarim ile, kaybetme korkularimla boyle ters tepki verecegimi bilemedim test sonuclarina.  Bu Amerikan bebek sitelerinde falan goruyorum, “Tanri en iyisini bilir!” diye her seyi kabullenenler, bizim Turk forumlarinda klasik “Allah’a dua et cnm, bol bol Yasin oku!” modu.  Bunlari okudukca iste “Keske” diyorum, “Keske inancli olsaydim.”  Hicmedegil, icim rahat olurdu.

Birkac hafta once korkularimdan bahsetmistim, bu bebege bir sey olacak, dusecek, bir sekilde kaybedecegiz diye cok korkuyordum.  Bu kadar hafta onu icimde tasimisken, bu kadar alismisken, bu kadar ona, onunla bir gelecege dair hayal kurmusken, plan yapmisken, beraber bu kadar yol almisken birden onun hayatimizdan cikip gitmesi, yine o aylarca yasadigim hamile kalabilme mucadelesine geri donmek kolay kolay kaldirabilecegim bir sey degil.  Dusuncesi bile korkunc.  Haftalarca bu korkuyu bastirmaya, dusunmemeye, olumlu dusunmeye calistim.  Kotumserligimi bir kenara biraktim, dogrusu kendimi astim.  Tam birinci trimesteri tamamladik, bulantilar gecti rahatladik, dusuk riskini minimize ettik diye sevindik, simdi de bu DS riski cikti.  %99 normal diye diye kendimi avutuyorum.  Bazen yine o “gitti bebeemmm” korkusu sariyor her yerimi, basliyorum aglamaya.  O anlarda bebegimden soguyorum, bir nevi “Gidecek bu, daha fazla baglanmayayim” hissi hasil oluyor, boyle hissedebildigime sasiyorum, “Lan kendine gel, carpacam ha!” diyorum (kendime).  Haftalardir yedigimi ictigimi hesapliyorum, “Aman biraz da yogurt yiyeyim, protein olsun kalsiyum olsun” modundayim.  Dun aksam “Yemegin yanina bir de ayran yapayim, yogurt yemis olurum” diye buzdolabindan yogurdu aldim, basladim aglamaya, sanki bosuna ugrasiyormusum gibi, sanki kaybedilecek bir bebegi bosuna besliyormusum gibi.  Boyle yazinca hic mantikli gelmiyor farkindayim ama bunlar kesinlikle oturup dusundugum seyler degil, icimdeki o kaybetme korkusu boyle cirkin basini kaldiriyor, gozyasi kanallarima saldiriyor arada sirada.  “Dur amniyo sonuclarini al da aglaman gerekiyorsa o zaman agla” diye diye sakinlesmeye calisiyorum sonra.  (Bu arada amniyo bebegin amniyotik sivisindan bir miktar alip siviya bebegin derisinden dokulen parcalarin kromozomlarini analiz etmeye dayaniyor, sonuclar buyuk kesinlik tasiyor test dogru yapildiysa.  Direkt bebegin kromozomlarina bakiliyor cunku).

Su siralar boyle ayrilikli, vazgecmeli, sevdigini kaybetmeli sarkilari kesinlikle playlistimden banlamam lazim.  Cok tehlikeli, aman ha!  Yazik kedikizim cekiyor bu moral bozuklugumun ceremesini.  Ondan, onu sevip oksamaktan, mincirmaktan iyi terapi yok.  Ben de dunden beri durup durup minciriyorum.  Oksayinca hosuna gidiyor, kuzu gibi onume yatiyor ama bir yandan da bu asiri hevesli sevme saldirilarimi garipsiyor, basta bir “N’oluyoz lan?” dercesine bakiyor suratima tedirgince.  Sonra o mayisiyorrr, ben mayisiyorummmm.  Bir gun tekrar “incancli” olma yoluna girersem bu kediler yuzunden olacak, “Bu yaratigin guzelligi, munisligi, zerafeti, gozleri, biyiklari, kuyrugu, patileri, burnu, hicbir seyi tesaduf olamasss!” diyerek yaradana kosacagim.  Bizde inanc dunyasi programlarinda bol bol acan cicekler, guller gosterirler; halbuki soyle salinan bir kedi gosterseler milyonlar aninda dine doner, secde eder.  Bilmiyorlar azizim, bilmiyorlar!

“Isyanim daglara” diye bir kategorim var malum, herhalde hicbir yazima bu kadar uygun olmamisti 😦

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s