Denizin koynunda bir derya kuzusu

En son yazdigimda dusunuyordum ki Turkiye’ye vardigimizda bir yazi yazarim.  Normal sartlar altinda yazardim da, lakin sartlar anormale donunce yatti.  Bizim baligimiz, derya kuzumuz bugun itibariyle 23+6lik bir minyatur insan oldu ama arada gecen 1-2 haftamiz hakkinda hicbir sey yazamadim.  Neyse canim, olur oyle, arayi kapatirim 🙂 Yukaridaki fotograf ilk geldigimiz hafta Istanbul’da cekildi, 22+0 iken.  Simdi biraz daha buyuk herhalde.  Bu hafta hissettigim en buyuk yenilik balik kizin hareketlerini gobek deligimin hizasinda da hissetmeye baslamis olmak (ozellikle uzadigimda).  Bu rahimin ust kisminin artik iyice yukarilara cikacak kadar buyudugunu gosteriyor, bu da iyiye isaret.

Bu 1-2 haftada cok seyler oldu, mesela son 1 haftayi 5 kisi bir yelkenlide gecirdik.  Gocek’ten kiraladigimiz bir teknede yasadik yani.  Kah civar koylarda demirledigimiz teknede sallana sallana uyuyarak, kah ruzgara yelken acarak, kah koylarin tertemiz sularinda yuzerek, kah koylardaki salas restoranlarda cilginca yiyerek gecti gunler.  O 1 haftaya dair anlatilacaklari ayri bir yazida yazayim, hatta kocambeyden fotograflar falan alip belgeleyeyim.  Simdilik bu konuda soylemek istedigim: 1 hafta boyle tekne hayati cok guzel ama medeniyete dondugume de mutluyum.

Olan diger bir sey ise ayak bilegi burkulmalarim.  Bunun icin ayri yazi yazmayip burada kisaca bahsedeyim.  Istanbul’a geldigimizin ertesi gunu ciktik Sultanahmet’e dolaniyorduk, biraz turist modundaydik.  Ayasofya ve Sultanahmet camisi arasindaki alanda 2-3 santim yuksekliginde bir kaldirim yapmislar ama hem olmayan yuksekligi hem de her tarafin arnavut kaldirimi dokusunda olmasi yuzunden o 2-3 santimlik fark gorulmuyor. Ben de tam  oraya bastim, haliyle ayagim kaydi, bilegi burktum.  Bir adim ileride fotograf cekerek ilerleyen esime tutundum can havliyle, dusmekten kurtuldum.  Bir yandan canim cok feci aciyordu, bir yandan da ustume ustume bir fenalasma hissi geliyordu.  Bilegimin acisindan cok o korkuttu beni, sanirim aciyla bir tansiyon dusmesi yasadim.  Gozum karardi.  Hemen oraya oturdum bir banka, esime bufeden ayran aldirip ictim, kendimi sakinlestirmeye calistim.  Gecti yavas yavas.  Tekrar ayaklandigimda bilegim once biraz agridi, sonra buz koyduk ve agrisi gecti, biz de gezmeye devam ettik, butun gun gezdik. Bu buyuk hataymis, keske hemen eve donseymisiz.  Gece (hala disarida arkadaslarla yemekteyken) artik uzerine basmakta zorlandigimi farkettim.  Evde baktik, o hooo, sisme var, hafif morarti var, basit bir burkulma degil.

Ertesi gun bir ortopedi merkezine gittik, rontgen cektirmek istemedim bebek yuzunden.  Karni kursun ortulerle kaplayip cekebiliriz dedi ama riske etmek istemedim.  Ultrasonla baktilar ve gorebildikleri kisimda bir terslik gormediler.  Kirik belirtisi yoktu ama ufak bir kirik olmasi ihtimaline karsi ayagimi alciya aldilar, elime de koltuk degneklerini verdiler.  Alci tam alci degildi, daha cok atel gibi ayagimin altindan bacagimin arkasina dogru uzanan, L seklinde bir alci sikica bacagima sarilmisti.  24 saat hic ustune basmamam gerekiyordu, o yuzden degnekler verildi.  O 24 saat cogunlukla evde bacagimin altinda yastikla gecmis olsa da eve gidene kadar olan kisim bana Turkiye’nin sakat ve engelliler icin, cocuk arabasi itenler icin ne kadar ZOR bir ulke oldugunu belletti.  Engellileri gectim, cocuk arabasi itmek bile cok zor.  Mesela annemlerin binasinda dusunceli davranip bir engelliler icin rampa yapmislar apartmana giriste ama o noktadan sonra asansore binmek icin ya 15 basamak merdiven cikacaksin ya da bir o kadar ineceksin, yoksa kalakalirsin o holde.  Ayrica rampa da cok cok fazla egimli.  Sus olsun diye, gostermelik bir yapi oldugunu mecbur kalip kullanmaya kalkinca anladim.

Esimin ikizinin dugunune de ayagimda o alciyla gittim, uzerine basmamak icin bir kosede oturdum cogunlukla.  Halbuki koca gobegimi sallayip gobecikler atacaktim dans pistinde.  Belki de fazla sallamamam gerekiyordu, onu boyle alinmis oldu o gobek atmalarin.  Bizim balik ilk disko ortamina da arada girip 5-10 dakika yokladigim “after party” sayesinde vakif oldu.  Dugunden sonraki sabah uyandigimizda bilek agrimdan cok o atel/alci’nin bilek kemigime yaptigi baskinin acisi vardi, kocambeye “Cikar cikar cikar sunuuuu!” dedim ve cikardik.  Nasil rahatladi bacagim!!  Baktik duruma, alcisiz idare edebilecegime kanaat getirdik ve tatilimizi iptal etmek yerine son 1-2 hazirligimizi yapip ucagimiza bindik, Dalaman’a vinnn (koltuk degnekleri Istanbul’da kaldi).  Sonraki gunlerde ayagimi elastik bandajla sardik ve cogunlukla bacagimi uzatip oturdum.  Simdi uzerine basmakta hic sorunum yok ama bilegi cok ice kivirmaya kalkarsam agriyor.

Sag bilek yuzunden sol ayaga daha fazla abandim, baslarda seke seke yuruyordum cunku.  Bu da zaten nanemolla olan sol kalcama iyi gelmedi.  Bir suredir -hatta 10kusur saatlik yolculukta bile- cok rahatsizlik vermeyen kalca agrilarim yeniden yoklamaya basladi.  Gocek koylarindaki ilk gecemizde restoran’dan tekneye donerken cok dikkatli basmama ragmen merdivenin son basamagini karanlikta gormeyip kayan ayagim yuzunden sol bilegimi de burktum gerci ama kocambeyin koluna girmistim sag bilek gibi olmadi hic, daha basit bir burkulma oldu.  Bu burkulmalari talihsizlik yaninda artan vucut agirligima, degisen agirlik merkezime ve iyice gevseyip folloslasmis vucut ligamentlerime iyi adapte olamamis olmamla aciklayabiliriz sanirim.  Kocambeye gore ayrica bir de divan patatesi oldugum icin kaslarimin zayifligiyla.  Netice itibariyle alinmasi gereken ders: hamile kadin bastigi yere dikkat edecek, oyle 45 kiloluk nazenin gibi sekmeyecek, hele Istanbul’un, Turkiye’nin yollarinda, kaldirimlarinda.

1 hafta teknede hayat iki ayak bilegi de nanemolla birisi icin belirli zorluklar iceriyordu.  Bastigim yere cok cok dikkatli basarak, yavas yavas hareket ederek atlattik sorunsuz.  Diger tekne arkadsalarimizin anlayisli yaklasimi da yardimci oldu: hamile oldugum icin zaten ben bir murettebat degil tek sorumlulugu ayak altinda olmamasi gereken bir -hmmm- bir nevi patates cuvali idim bu yolculukta.  Bilek sorunlarim yuzunden hareketlerimi iyice agirdan almama izin verdiler, dar alanda bacaklarimi uzatmama imkan sagladilar gerektiginde bir kic kayarak.  Sagolsunlar varolsunlar, duble prenses halimden hic sikayet etmediler.  Su anda sirin bir Ege kasabasinda ikamet eden kocambeyin ailesi ileyiz, ekstra 1 hafta daha deniz havasi soluyacagiz.  Gecen gun denize girdik ama Gocek koylarina nazaran cok soguktu, brrrr.  Burada deniz sezonu kapanmis, belki donmeden once 1 kez daha gider gireriz bakalim…

Bu sure icinde bizim balik yedi yedi buyudu, ben de cok yedim cok kilo aldim, bovvv.  Ilk tekne gecemizde yol yorgunlugundan miydi bilmem yavrucak cok hareketsizdi, belki de devamli sallanan bir dis ortami yadirgadi?  Korktum azicik ama su siralar hareketlerini bazen hissetmemek normal diye bildigimden panige kapilmadim.  Ertesi gun de bizimki gumbur gumbur geldi zaten.  Bazen oyle kuvvetli hissediliyor ki hareketleri gobegimin ustunden goruluyor disaridan.  Uzerimde dar bir kiyafet varsa onun uzerinden bile gorebiliyorum.  Babaannemiz emekli kadin dogumcu, evinde hala portatif bir ultrason cihazi var, onunla dikizledik  bizimkini, skype’tan anneannesine sov yaptik hatta. Makine bizim hastanedekilere gore daha kotu gosteriyor, ben cok secemedim soylenmedikce ne nedir.  Ama her sey yolunda, kalbi tikir tikir, bunu bilmek de yeterli.

Bir hamile olarak Turkiye deneyimimin en iyi ve en kotu yonlerinden bahsedeyim.

En zor: Kediler –Bir kedisever olarak ben her tarafta fink atan kedilerle hasir nesir olmayi, onlari sevmeyi, onlarla oynamayi cok severim.  Simdi toksoplasmosis davasina dokunamiyorum sokak kedilerine, icim gidiyor.  Kocambeyin ailesinin evinin etrafinda dolasan, neredeyse evin kedisi olmus yaramaz boncuk var mesela.  Yarabbim ne guzel bir kedi: cogunluk tekir, bembeyaz bolgeleri var gogsunde, bir de tombik beyaz patileri.  Yesil gozleriyle cok guzel bakiyor. Pembe burnu, pos biyiklari dayanilmaz.  Degme ev kedisine tas cikartacak temizlikte parlak ve temiz tuyleri.  Gel de mincirma…  Minciramiyorum 😦  Gocek tatilimiz sirasinda koylarda, burada ciktigimiz yuruyuslerde daha ne kadar cok guzelim kediler gorduk ama elleyemedim… Cok zor bu guzelliklerden uzak durmak.

En igrenc: Sigara+sigara dumani –Sigaraya zaten ifrit oluyordum, sigara dumani her halikarda beni rahatsiz ediyor ama bir de hamileyken iyice feci.  Hamileligimin ilk yarisi boyunca solumadigim ikinci el dumani Turkiye’deki ilk gunumde soludum herhalde.  He, yasak getirmisler ama bir acik hava cafe/restoran’da otursan hemen arka masadan geliveriyor igrenc sigara dumani.  Yolda yururken, durakta beklerken sigara tutturenler cabasi. Dalaman’da havaalaninda daha binadan cikmadan yakan birisini gordum, bagaj alim noktasina giderken.  Binalarin kapi onleri zaten dumanalti.  Ay, bu igrenc konuyu uzatmak istemiyorum, sadece bu igrentiyi Kaliforniya’da yasamadigimiz icin sukredecegim.

En guzel:  Aile ve onlarin hamile bana, bebege tepkilerini saymazsak en guzel kismi yemekler olsa gerek.  Ucaktan indigimiz gibi evde icli kofte bulmak gibi.  Hamam koyundaki guzelim tandir gibi.  Daha Istanbul’a donunce kumpir ve iskender olayina girecegim.  Bir de biraz daha simit yiyeyim, doyamadim.  Sakizli dondurma yedim, check.  Daha neler neler yemek isterdim ama oldugu kadar artik!

Yalniz bu vesileyle farkediyorum ki Turk aile evlerinde unlu mamuller cok fazla tuketiliyor.  Ben hamile kalmadan once bir “karbonhidrati mumkun oldugu kadar azaltalim, mesela ekmek yemeyelim” diyetindeydim.  Guzel de kilo veriyordum.  O sirada unlu mamulleri azalttim bayagi ve hamilelikte biraz artirmis olsam da goreceli olarak az yiyordum.  Burada devamli bir pogaca-borek modundayiz.  Hele de kahvaltilarda!  Biz kahvaltida meyve ve peynir yiyorduk sadece, bir de simdi yediklerime bak. Ha denebilir ki “Nefsine hakim ol, yeme!”  Kolaydi sanki, cok guzeller!  Donunce tartiya cikmaya korkuyorum.

Hamileyken yuzme konusunu merak edenler olabilir, son olarak onunla ilgili bir iki sey yazayim.  Ben hep temiz koylarda yuzdum, piril pirildi.  Havuz var su anda bulundugumuz sitede ama ona girmem.  Amerika’da temizligine guvendigim buyuk havuzlara girebilirim (gym’de veya bizim universitede) ama iki kere dusunurum.  Yuzerken hep spagetti/makarna denen seylerden kullandim.  Yuzme biliyorum, bogulmam da kolay yoruluyorum denizde.  Kasmadan spagettiyle guzel guzel yayildim sularda, bir su danasi oldum adeta.  Suda malaklik yapmak giderek artan vucut agirligini tasimaktan yorulmus bel-kalca-bacak gibi uzuvlara cok iyi geliyor.  O hafifligi hissedince normal yercekimli ortamda nasil zorlanmaya basladigini hissediyor insan.  Giderek agirlasacagim tabii, buna alissam iyi olur. Ocak’ta balikkiz derya kuzusu gelince o agirligin cogu gidiverecek o zaman da icim bombos hissedecek miyim acaba? Bakalim gorecegiz!

Reklamlar

2 thoughts on “Denizin koynunda bir derya kuzusu

  1. Yok, bomboş hissetmeyeceksin doğunca, dopdolu hissedeksin kendini. Yüreğin , için, her yanın annelik duygusuyla dopdolu olacak. Hamileyken hissettiğinin kat be kat üstünde olacak bu duygu 🙂

  2. Insallah oyle olu Nagihan, ben yavruyu iceride hissetme duygusuna cok alistim cunku. Kucagima aldigimda icime sokmaya kalkmayayim da :)))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s