5 Stages of Grief – Kederin 5 Adimi

Babam oleli neredeyse 1 ay olacak. Olumunden on gun kadar sonra evimize geri donduk. Bu arada kederle nasil bir iliski icinde oldugumdan bahsedecegim.

Arkadaslarim email atarken “bunca uzuntun icinde bununla ugrasmak” gibi laflar ediyorlar, ziyarete gelen bir baskasi siki siki sarildi surati bir karis, bir baskasi “yasini yasayabiliyor musun?” diye sordu, konusmak istersem konusabilirmisiz.  Insanin dostlari olmasi guzel sey, ama o ayri konu, sagolsunlar varolsunlar deyip geceyim.  Beni sasirtan bu yaklasimlara sasirmam oldu.  Onlarin dusundugu kadar uzulmedigimi farkettim.  Sonra kendimi sorguladim, “Niye yas tutmuyorum, neden uzulmuyorum, nasil oluyor da hayat hicbir sey olmamis gibi devam ediyor?” diye sordum.  Mesela biraz once bebisin 15. ayi ile ilgili neseli yaziyi yazdim, hemen ardindan bunu yaziyorum. Tamam bir 15 aylik bebekle hayat hizli geciyor ama, yine de biraz yas tutuyor olmam gerekmiyor mu?  Dusundukce farkettim ki ben “kederin 5 adimi” denen seyde daha ilk basamakta takili kalmisim.

Babamin olumunden sonra yazdigim yazi ile icimi doktum burada, yazarak biraz rahatlamistim.  Yazarsam, icimdekini dokersem kabullenebilirim saniyordum.  Ama anlasilan pek oyle olmadi.  O yaziyi yazip yolladim, sonra kuzum uykusundan uyandi.  Iceriden gelen seslerden insanlarin mezarliktan donduklerini, evde toplanmaya basladiklarini anliyordum zaten.  Minigi de alip onlara gorunmem gerektigini dusundum, iste taziye kabul edecegim ya kizi olarak?  Gidip salonun kapisindan iceri baktigim anda fena oldum, yok, bu kalabaliga dayanmam mumkun degildi. Aglaya aglaya iceri kactim.  Bir suru insan, cok da yakin hissetmedigim akrabalar, komsular.  Anneme sarilip aglamak istiyorum ama iste tahmin ettigim gibi kalabaliklar annemi esir almisti, gunlerce annemle basbasa kalamadik, yasimizi paylasamadik.

Sonraki gunler benim icin cok zor gecti.  Zaten babami kaybetmisim, hala durup durup agayip duruyordum.  Buzdolabini acarsin, gorursun ki rafta yarisi icilmis, diger yarisini aksama icirmek uzere geri konmus sivi besin takviyesi sisesi hala duruyor, iceri kacip aglarsin.  Kuzucuk sabah uyanir, yine annemlerin yatak odasina girer, yorgana sarilmis uyuyan halami babam zannedip ce-e oynamaya kalkar, kuzuya sarilip aglarsin.  Cesmelerin acilmasi icin tetik coktu.  Isin zor yani acimi yasamak degildi, onu mecbur yasayacaktim zaten.  Isin zor kismi beni bogan kalabalik ve evimizin icinde nefes alacak bir alan bulamamakti.  Eminim cok ayiplanmisimdir ama o kalabalik salonda fazla oturmadim, iceriye borek, helva tasiyip hizmetlenmedim.  Mumkun oldugunca kizimi da alip yatak odamizda takildim.  Ama ben kalabaliktan kacsam da tam kurtulamadim ve malesef kizimi bazen o kalabaliga rehin vermek zorunda kaldim.

Kuzucuk sasirmisti, bu kadar insan!!! Sosyal ve sevimli bir bebek, gidip yeni tirmanmayi ogrendigi salon sehpasina cikip digil digil demec vermeler, dans etmeler.  Ortam maymununa cevirdiler cocugumu.  El cirpip oynatmalar, o oynarken videolar cekmeler.  Ambale oldu cocuk, asiri stimule oldu ama kurtaramadim cocugu.  Ne yapacagimi sasirdim.  Yas evine taziyeye gelmis insanlarin bebegi gorunce nerede olduklarini, neden geldiklerini unutup eglenmeye baslayivermelerine de hayret ettim ama cocugumu kurtarmak icin firsat kollamak daha onemliydi.

Ne bicim geleneklerimiz var, lanet ettim bu arada.  Babamizi kaybetmisiz, annem hayat arkadasini kaybetmis, uyku uyuyamamisiz, bedenimizi birak ruhumuz yorgun ama misafir agirlamakla yukumluyuz.  Yok baklava borek ismarla (bir daha su boregi yiyebilecegimi zannetmiyorum), yok git kutu ayran, mesrubat, plastik bardak tedarik et.  Yok evde yatacak yerden cok yatili misafire yatak ayarla (sehir disindan gelene laf yok da Istanbul’da gidecek yeri olanlar da kaldi muhabbet var diye!?!).  Iki uc gun boyunca ev dingonun ahiri gibiydi, gelen giden, akciger kanserinden olmus adamin evini coluk cocuk var dinlemeden dumanalti eden, cok yorucu bir kalabalik vardi.  Olmus insanin ailesine taziyeye veya duaya gittiginde niye doyurulmak bekler insanlar?  Oyle bir beklenti yoksa niye yemek veya ikram yapilir? Ben bu gelenekleri reddettim, kendimce protesto ettim, kizimi bahane ettim (gerci cogunlukla bahane degil sebepti) ikram mikram yapmadim.

Ha ilk uc gun evi doldurup tasiran kalabaliklar sonraki gunlerde hoooop kesiliveriyor, birden yapayalniz kaliveriyorsun.  Benim sikayetim yoktu ailemle basbasa kalmaktan da, annem icin cok iyi degildi.  Ne olurdu geleneklerimiz insanlari azar azar yollasaydi, gelen yemek getirseydi?  Atiyorum ilk gun yakin aile basbasa kalsin, ikinci gun yakin akrabalar gelsin, ucuncu gun komsular gelsin, dorduncu gun uzak akrabalar gelsin bilmemne.  Of sacmaliyorum ama yasadigim o bir hafta beni kendimden gecirdi.

O sacma sapan ortamdan evimize donuverince sanki hicbir sey olmamis gibi normal hayatima donuverdim.  Kendimi sorgulayinca farkettim ki ben “five stages of grief”/”kederin bes adimi”nin ilkinde takilip kaldim.  Ilk adim inkar (denial) ve izolasyon (isolation).  Ben sanki babam hic olmemis gibi yasamaya devam ediyordum.  Biz evimizdeyiz, o Istanbul’da evde.  Skype’ta konusurken koltugundan kalkamadigi icin annemi goruyorum hep, o gelip annemin yanina oturmuyor ama karsisinda oturuyor.  Bazen bir sey oluyor, “babam burada olsa soyle elestirirdi, boyle derdi” diyorum, ama burada olsadan kastim hayatta olmasi degil, Amerika’da olmasi.

Ilk adimda takilip kalmis oldugumu, hala durumu kabullenemedigimi farkedince sacma sapan aglamalarim yine basladi.  Cok sik degil, bana onu hatirlatan bir sey oldugunda.  Kuzucuk bacak bacak ustune attigimda ustteki ayagima oturuyor sallayip digidik digidik yapayim diye.  Gecen gun birden cocuklugumda benim de bunu yaptigimi hatirladim, oylece aklimda flas gibi belirdi o ani.  Babamin ayagina otururdum.  O da beni hoplatirdi.  Boyle ufak tefek seyler oluyor arada.  Buradan gerisi nasil gidecek, diger adimlari teker teker gecmek zorunda miyim, kizginlik/pazarlik/depresyon olmadan kabullenme olmayacak mi? (Ooo, yukaridaki kalabaliklar+gelenekler tiradim da kizginliga ornek olabilir mi?)

Bu aralar aklima babamin mektubu geliyor, gelince de kendimi kizar buluyorum.  Kalabaliklar biraz dagildiginda annem babamin esyalarini topluyordu. Bir mektup yazmis bana, ben ilk Amerika’ya geldigimde, annem bana “buldum mektubu, vereyim” dedi.  Ben de “simdi degil” dedim, o gun kaldiracak gibi hissetmiyordum.  Sonra, donmemizden onceki gece “ver” dedim, aldim okudum.  O aradaki bir gun icinde dusundum “Ne yazmis olabilir?” diye.  Duygusal bir “seni cok seviyorum kizim” mektubu muydu acaba?  Sevgi ifadesi ozurlu oldugunu (ve bunu bana miras biraktigini) dusunuyorken beni utandiracak miydi?  Yogun duygusallik yasayacak bir halde degildim, bekledim.  Gitmeden aldim bir sayfalik mektubu, actim baktim, sasirdim, bilgisayarda yazilip basilmis bir mektup!  O zaman abimin kullandigi bir bilgisayarimiz vardi ama babamin basina oturdugunu bilmem, word nedir bilmez, klavyede harfleri bir saat arar.  Nasil yazmis hayret ettim.  Mektup satirlar, paragraflar dolusu bir mektup degildi.  Oyle ic dokme,”seni seviyorum biricik kizim” falan gibi duygusalliklar yoktu.  Uc bes satir yazmis siir dizesi gibi, ogut nasihat. Icerigini cok burada paylasmak istemesem de yaklasik “basarilarinin her daim devamini dilerim, seninle gurur duyuyorum” gibi bir cumleyle bitirmisti.  Iste bizim aramizdaki en buyuk sorun da buydu zaten, son mektupta da asamamisiz.  Ben kendi cabamla elde ettigim akademik basarilarim kadar degerliydim, onu gururlandirabildigim kadar degerliydim.  Hata yapma hakkim yoktu, basarisiz olma hakkim yoktu.  Sonra niye mukemmelliyetci oldun? Iste bakin kizginligim ortaya cikiyor.  Bir sonraki adim kizginliksa, babama tesekkur etmeliyim, o kizginligin odagi olabilecek bir mektup birakti bana.

Kuzumun ilk senesinden fotograflari elden geciriyordum hazirladigim photobook icin.  Doguma geldiklerinde annem ve babamin minnakla cekilmis bir fotografini buldum.  1.5-2 ay kaldilar ama yeni ebeveyin olmanin saskinligi, acemiligi ve panigi icerisinde ne biz onlarin yuzunu cok gorebildik ne onlar bizim.  Fotografta babam saglikli gorunuyor, gulumsuyordu.  O noktada gelmeden kalp krizi gecirip anjiyo olmustu ve sonradan kanser sebepli oldugunu anladigimiz sirt agrilari yoklamaya baslamisti. Agrilari artinca biletlerini erkene alip geri yolladik, hemen tetkiklere baslandi ve gecen sene bahar aylarinda teshisi kondu.  Kemoterapiydi, radyoterapiydi, suydu buydu derken 1 sene verdi kanser illeti ona.  Bu 1 senenin sonunda, beraber oldugumuz son bir aydaki zayif, yorgun, bitkin, umitsiz halindense o fotograftaki gulumser halini hatirlamak istiyorum. O haliyle hala Istanbul’da yasiyormus gibi dusunuyorum.  Boyle dusunmekte israr etmek yanlis belli ki, kabullenmem lazim, kabullenmeye dogru ilerlemem lazim.  Oysa boyle uzaktayken, ele avuca sigmayan bir bocekle mesgulken olani, olumu inkar etmek oyle kolay ki.  Babasi oleli 1 ay bile olmamis biri icin fazla “hayat dolu” olmam dusununce bana garip geliyor, gorenlere de garip geliyordur belki.  Hayat devam ediyor o ayri da, kederden kacmak kederi yasamaktan daha kolay bir de.

Boyle de icimi dokmus olayim bir gece vakti.

Reklamlar

One thought on “5 Stages of Grief – Kederin 5 Adimi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s