Cocugum yemek ye!

Dunden beri bir guncelleme: Dun butun gun hic emmemisti. Bu sabah sinsi planimizi yururluge koyduk: Ben o uyanmadan asagi indim, cayi koydum, kahvaltiyi hazirladim.  Kuzu uyaninca babasiyla cisini yapip ustunu giyinip asagi gelince de bir gunaydin sarkili dansi yapip “Aaaa, sofra hazir bile!” diye masaya oturttum.  Meme istemek aklina gelmedi.  Sabahlari emme aliskanligini da bu taktikle unutursa meme olayimiz bitti demektir!

Dunku yazida cocugun agzina yemek verilmesi, yesin diye israr edilmesi beni asiri rahatsiz ediyor demistim.  Dun bu telden sayip dokmus, sonra yazi uzadi diye o kismi ayirip ayri bir yazi yapmaya karar vermistim.  Iste o kisim.  Sanli gecmisimden yemek yemeye dair cikardigim 7 ders!

Cocuga yemek yemesi icin israr edilmesi beni neden bu kadar sinir ediyor, tuylerimi diken diken ediyor diye dusundum.  Yaziyi bastan okurken kendi ciroz cocuklugumdan bahsettigim kisma geldigimde icimde hala hissettigim sikintiyi farkedince kafama dank etti.  Cunku ben o cocuktum.  Zayif oldugum icin hep sunu ye, bunu ye, daha ye, ye ye ye ye ye ye ye’lere maruz kalan ve bundan nefret eden cocuktum.  Halbuki cocuklugumdan yemek yemeye dair net hatirladigim seyler var, bunlara dikkat edilse ve “kilo” olcut alinmasa hayat bana bayram olabilirdi:

1. Aci: Baba tarafi guneydogulu malum.  Ankara’dayken Pazar gunleri amcamlar ve/ya babamin kuzenleri ile biraraya gelinir ya cigkofte ya da lahmacun yenirdi.  Ama bunlar oyle alismis ya, basarlardi aciyi.  Benim tad alma duyum fazla geliskin galiba, o aciyi  yiyemezdim.  Yani ancak buyuk acilar icinde yiyebilirdim.  Abim de ayni sekilde.  Anlamiyorum, nasil bir sadizm, nasil bir iskence veya nasil bir umursamazlik.  Biz ikimiz orada aglaya yakina karnimizi doyurmaya calisirken bir allahin kulu da cikip “cocuklar yiyemiyor galiba, onlara bir yumurta kiralim” demezdi.  Bakin simarikliktan yemek reddetme gibi bir seyden bahsetmiyorum, yiyememek bu.  Ayran ve lavas varsa onunla doyardik.  Ben cocugumu boyle bir deneyime maruz birakmak istemem; yeni seyler denemesini isterim ama yiyecegini bildigim alternatifini de sunarim.  Agiz tadinin ve zevklerinin benimkiyle ayni olmasini kesinlikle beklemiyorum.

2. Abim: Abim obur ve tombuldu, tabagina konani hoop silip supururdu buyuk hizla.  Bitince de benim tabagima dadanirdi.  Istese annem tabagina daha yemek koyacak, oyle bir kitlik durumu yok evde yani.  Ama yooo, o benim tabagima dadanirdi. NEFRET ederdim bundan. Bugun bile bana sorulmadan tabagimdan yemek alinmasi en enfret ettigim seylerden biridir.  Bana ye ye diye israr eden, siska bu diye doktorlara goturen annem-babam bu duruma neden bir laf etmiyorlardi bilemiyorum. Benim cocugumun tabagindan yemek goturen yok ama yine de cocugun tabagi uzerinde tam bir hakimiyet sahibi oldugunu soyleyemem.  Bizde tam tersi tabaga herkes daha bir seyler eklemeye calisiyor cocuk istemeden.  Halbuki bir seyden daha istediginde bunu ifade edebiliyor cok guzel.  Sonunda tabak dolup tasiyor, cocugun istemedigi seylerle, istegi disinda dolmus bir tabak.  Hoooop firlatip atiyor sonra o tabagi.  Yemek zorunda olmadigini, yemedigi seyleri tabaginda birakabilecegini soyluyoruz ama bastan o tabagi doldurup cocugu ambale etmemek gerekiyor belki de.

3. “Sana yagli sekerli ekmek” ya da “Peynir-ekmek-domates”: Anneannemlere gittigimiz bir yaz deli gibi, dilim dilim uzerine sana yag surulup seker serpistirilmis ekmek yedigimi hatirliyorum.  Baska bir yaz aksami babaannemlere gittigimizde aksam vakti yikanip minderler serilmis balkonda ekmek arasi beyaz peynir ve domatesli sandvicleri yiyip yiyip mutfaga gidip “peynir-ekmek-domates” diye cigira cigira daha istedigimizi ve yedigimizi.  Nasil tatli geldiyse bunlari bayagi yemistik, nasil tatli geldiyse hala hatirliyorum bu anlari.   “Cocuk cok siska, kilo almiyor doktor beeeyy” diyen annem boyle anlari iyi degerlendirmeliymis.  Bazen cocuklar bazi seyleri cok istiyor, ya birden hoslarina gidiyor ya bunyelerinin ihtiyaci oldugu icin aseriyorlar.  Sebebi neyse, ver gitsin!  Ben kuzucugu saglikli besleme derdindeyim ama onun isteklerini takip etmeye calisiyorum.  Bazen tereyagina abaniyor, bazen ekmege.  Bu bir iki gundur kofte agaci cikacak icinde.  Bazen cok “ideal” yiyecekler olmuyor istedikleri ama zaten tadini bildigi ve isteyebilecegi seyler icinde hic “cok feci” sey yok (hic lolipop yemedi mesela).  O acidan bazen “indulge” etmek sorun degil.

4. Et yagi: Bir ara -bu neden ve nasil boyle oldu bilmiyorum- yemekteki parca etlerin yaglari hep benim tabagima gelir, o yaglari ben yerdim.  Simdi dusununce et yagi igrenc bir sey, simdi onume konsa (siste kebap ciger veya kusbasilarin arasinda degilse) hayatta yemem.  O zaman bu yaglari lop lop yiyordum ama sevdigimden, bayildigimdan degil.  Saniyorum annemler et yaginin bana kilo yapacagi gibi bir fikirle “Ooo, et yaglari sana gelsin” falan gibi bir kampanyaya girismislerdi.  Ben de biraz takdir edilmenin hosuma gitmesi, biraz anne-babanin ovgusunu, onayini alma ihtiyacindan lopur lopur yedim onlari.  Burada annemlere sapka cikarmak gerekiyor.  Bunu ornek almayi dusunuyorum, cocuga igrenc seyler yedirmek icin degil ama yeni yiyecekleri denemesi, yedigi yiyecekleri cesitlendirmesi icin yeni seyler yediginde onu onaylamak, takdir etmek.  Bu zaten standart bir yontem cocugun pozitif davranislarini uzerine basa basa takdir etmek.  Cocugum sunu yesene demek yerine “Derya cok guzel havuc yiyorsun sen, tavsan misin yoksa?” falan demek.

5. Altin gunu sevinci:  Hangi Turk cocugunun bayilmadigi bir seydir ki altin gunu (belki evhanimi annelerin cocuklari ile sinirlandirmaliyim)?  Annenin misafirleri icin yaptigi cesit cesit mamalardan kalanlar (ve her seyden mutlaka kalir) aksam eve gelen baba ve cocuklar tarafindan yenir.  Pogaca, borek, kisir, mercimek koftesi, kek, sarma, irmikli tatli… Simdi kadinlar burun kiviriyorlar, ay cok kalorili ay cok kilo aldiriyor diye yemiyorlar bunlari.  Ama aslinda bayagi besleyici tarafi da var.  Boregin, pogacanin icindeki peynir, kiyma, irmikli tatlinin icindeki sut ve irmik, kisirin bulguru, mercimek koftesinin mercimegi bildigin faydali besinler.  Ha bunlari yerken biraz karbonhidrat, biraz seker, biraz yag yukleniyorsun gereksizce ama burada kilo alsin diye yirtinilan bir cocuktan bahsediyoruz.  Bazen “iyi” seyler ve “cok da iyi olmayan” seyleri paketleyip sunmak iyi bir fikir olabilir.  Cookie ve muffin isine girdim zaten bu yuzden artik, bir ara kabakli muffin tarifimi yazayim :))

6. Enginar ve kereviz: Cocuklugumda enginar ve kerevizden igrendim, niye bilmiyorum, cunku bizim eve hic girmezdi bunlar.  Ilk enginarimi tee doktoradayken Amerika’da yedim ve cok sevdim.  Kerevizden ise hala nefret ediyorum.  Buradan alinacak ders:  Cocuga sevmedigi, itiraz ettigi bir seyi yesin diye israr etmeyin ama tamamen vazgecmeyin de.  Bir yontem var, cocukla anlasma yapiyorsun, yeni bir yiyecegi 3 kere sunup 3 kere cok az da olsa yemesini, eger bir daha yemek istemezse israr etmeyecegini soyluyorsun.  Genelde 3 kerede tadina alisip kabulleniyorlarmis.  Bir seyi bazen reddetselerde agiz aliskanliklari cok degisiyor bu yaslarda, iki ay sonra bayilabilir.

7. Soguk sut:  Ah, bunu nasil unuturum, nasil unuturum?  Son olarak yazayim da grand exit olsun.  Ben sut ve yogurt kaymagindan nefret ederim, elimde degil feci midem bulanir bunlardan (ki midem baska seyden coook zor bulanir).  Annem de biz cocukken hep sutcu sutu alir, yogurdunu kendi yapardi.  O sut kokardi ve de kaymak olurdu.  Yogurt da kaymakli olurdu.  Cocuklugumda zorla sicak sut icirilir, zorla yogurt yedirilirken ogurmelerimi iyi hatirliyorum.  Annemin caresizligini anliyorum ama tam yataga girmisken elinde bir bardak balli sicak sut ile gelip aglamama, ogurmeme ragmen icirmeye calismasini da anlamiyorum.  Sonra ne oldu? Sise sutu denen guzelligi kesfettim (AOC mmm).  Pastorize sutu buzdolabindan soguk soguk icmenin guzelligini kesfettim.  Soguk sutun kaymakli olmadigini.  Hazir yogurtlarda kaymak sorunu olmadigini.  Bunlar hayatimiza girince ben sute ve yogurda doydum.  Bugun bile cok sutcul bir insanimdir ama sadece soguk icerim.  Cocuk bir seyi kesinlikle reddediyorsa onun sunumuna dair sorunu olabilir.  Belki eti kofte degil de biftek olarak yiyebilir.  Belki yogurdu sade degil de meyveli yiyebilir.  Belki havucu salatada rendelenmis degil de kitir kitir isirarak yiyebilir.  Onu iyi dinlemek lazim, reddettigi nedir? Bende kaymak ve sutun kokusuydu sorun, sut degildi.  Buradan cikardigim ikinci bir ders daha var: Bir sey “paketli” diye ille de daha kotu demek degil, bir sey pazarda satiliyor diye ille de daha iyi demek degil.  Ozellikle Turkiye’de pazardan sebze, meyve, yumurta, peynir aldiginda organik yedigini dusunen cok insan var.  Organik sertifikasi bambaska bir sey, zor bir sey.  Bocek ilaci basilmis tarladan gelmis domates belki tatli oluyor ama organik olmuyor.  Annemin de sutunu aldigi amcanin sut uretim sartlarini, hijyenini kontrol ettigini sanmiyorum.  O sutun AOC gunluk pastorize sise sutunden daha temiz ve saglikli oldugunu bilmesi mumkun degildi.

Eski yazilari okuyanlar bilir, Baby Led Weaning (BLW) yaptik biz beslenme icin.  Anne sutunu istedigi kadar almaya devam ederken bizim yedigimiz yiyeceklerden sunmaya basladik.  Once oynuyordu, sonra yemeye basladi.  Ve simdi memeyi birakiyor tamamen (wean etmis oluyor), beslenmesi tamamen katilardan olacak.  BLW bence muhtesem bir yontem, benim cocuk beslenmesi ile ilgili beklentilerimle cok iyi ortusen bir yontem.  Ama etraftakilere kabul ettirmesi cok zor bir yontem, hele de klasik Turk cocuk besleme yontemine bas koymus kisilere.  Cocuk yemek yesin diye ipadi onune koymalar, cocuk yemek yesin diye birisi alnindan geriye bastirip cenesini acarken digeri agzina yemegi verenler (korkunc geliyor ama bir yerde biz boyle yediriyoruz diye anlatiyordu bir anne!), cocuk 7 yasina gelmis olsa da agzina yemegi vermeler, hadi ye oglum/kizim diye yalvarmalar.  Dusunsenize evcilik oyununun bile en onemli ogesi oyuncak bebegini karsisina oturtup kasikla ona mama yedirmek, boyle icimize islemis “cocuga yemek yedirmek” olayi.  Benim Derya’nin kendi yemegini yiyebilecegine ve ne kadar yiyecegine kendisinin karar verebilecegine dair guvenim hep tam oldu ama aile buyuklerini buna ikna edemedik pek.  Yemegini yerken gorduklerinde cok hoslarina gidiyor ama sunu da ye, bunu da ye, ye ye ye ye ye ye demekten de geri durmuyorlar.  Bu “yesin, yesin, sunu da yesin, bunu da yesin, hadi Derya hammm” overturleri baslayinca beni afakanlar basiyor, o yemek masasi bana azap yuvasi oluyor.  Gecmisten gelen hortlaklarim, “ye ye ye ye ye ye ye” denilen cocuk olma anilarim depresince “AAAAAAAAAaaaaaaAAAAA!” diye bagirasim geliyor.  Hayalimdeki ideal sofra herkesin onundeki tabaktan yemek yedigi, onundeki tabakla ilgilendigi, ipad/iphone olmayan ve masada hosbes muhabbet disinda -ozellikle yemek yeme konusunda- konusma gecmeyen bir sofra.  Bu idealim malesef bizim evde bir suredir iptal vaziyette.  Dun doktor kiloyu sorun edip daha cok, daha kalorili yiyecekler yesin dedigi icin bir sure daha iptal vaziyette kalacak gibi gorunuyor.  Iste bu yuzden mutsuzum, rahatsizim.  Yazdim, rahatladim, oh!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s