Bogulmak

Turkiye’ye gidip geldik biz! O kadar yorgunum ki. Tatil mi yaptim, dayak mi yedim bilmiyorum. Tatilin kendisi iyi de, donusu feci. Hele de jetlag varsa isin icinde, hele de jetlagli bir cocuk varsa isin icinde, hele de jetlagli bir cocukla basbasa kalmissan tatil donusu (kocambey bir gun sonra konferansa gitti). Sabahin korunde uyandigimiz icin hazirlanip kres acildigi gibi gelebiliyoruz iki gundur! (Normalde 9’dan once kapisindan girdigimiz olmuyor-olAmiyor). Yavruyu krese biraktim ama 10:45te doktor randevusu var. Krese birak, eve git, gel, doktora gotur yapmak yerine onu birakip civardaki bir kafeye geldim. Oturdum, lattemi de aldim, iki satir blog yazma firsati buldum boylece!

Turkiye’de Istanbul ve bir Ege sahil kasabasinda gecti gunlerimiz. Ege tarafinda denize ve havuza girdik bol bol, bizim kiz tam bir su kusu oldu cikti. Ben ise nedense hep cocukken yasadigim bogulma hikayelerimi hatirladim ve endiselendim. “Derya kuzusunu bir saniye goz onunden, kol mesafesinden ayirmamaliyim” stresi yasadim. Cunku her sey bir anda oluyor ve senin gozuacikligin cok onemli.  Hele bu kadar kucukken cocuktan bir “boguluyorum aloo!” ifadesi kesinlikle beklememek gerekiyor (cirpinma, bagirma vs. olmuyor).  Buyuklerin takip edip, anlayip mudahale etmeleri gerekiyor.

Ilk bogulayazma deneyimim sanirim ben 7-8 yaslarindayken oldu. O zamanlar yuzmeyi pek bilmiyordum, ogrenmeye calisiyorum. Simit takmiyor olsam da boyumu asan yere gitmiyordum, kiyidan kiyidan takiliyordum. Babamin belini gecmeyen, benim de gogus civarima gelen bir yerde takiliyorduk. Babam abime su uzerinde yatmayi mi gosteriyordu neydi, ben de sirami beklerken arkasina gectim. Arkasina derken, abim-babam-ben deniz kiyisina paralel duruyoruz diye dusunun, yani daha derine gecmis degildim. Ama orada bir cukur mu varmis ne varmis, birden ayaklarim bosta kaldi. Ayak uclarimi uzatiyordum dokunabildigim bir sey olacak mi diye, i ih yok, ve ben batiyordum. Haliyle cirpinmaya basladim. Kafam batip cikiyordu, babamin arkasi bana donuk, beni gormuyordu. Benim tek derdim arkadan babama dokunabilmek, belki mayosuna falan tutunabilmekti. Cirpin cirpin, sonunda can havliyle kendimi babama dogru atmamla onun arkasina donup beni farketmesi bir oldu. Kolumdan tutup cikardi beni. Beni farketmekte biraz daha gecikse muhtemelen cirpinmaktan yorulup kendimi birakacaktim ve her sey bitecekti.

Ikinci bogulayazma hikayemde 10 yasindan buyuktum sanirim. O noktada yuzmeyi biraz kivirmistim. Bugun hala kafam suyun icinde hizli hizli kulac atmayi bilmem ama su uzerinde kalmayi, kafam yukarida da olsa kulac atip yuzmeyi, sirtustu yatip su ustunde kalmayi/yuzmeyi falan biliyordum o noktada. Derinlere cok acilmaya cesaret etmesem de boyumu gecen yerlere gidebiliyordum. Bir askeri kamptaydik. Kampta bir iskele vardi, boyumun 1.5 kati falan derinlik vardi en uc tarafinda galiba. Oradan baliklama suya dalip, denizin altindan yuzup yukari falan cikiyordum. Babamin bir arkadasinin kizi vardi, Gulcin, benden birkac yas kucuktu. Onunla gayet boyumuzdan sig olan bir yerde oynuyorduk. Oyun da dizlerini bukup ayaklarini cekip, ayaklarin yere degmeden suyun uzerinde kalmaca (yatmadan, dik sekilde). Cocuk eglencesi iste.

Derken ayagimin altina denizin dibindeki yosunlarin degmedigini farkettim. Panik yapmadan “Noluyor ya?” dedim kendime, ve farkettim ki oyunu oynamaya basladigimiz yerde degiliz, iskelenin altina dogru cekilmisiz. Iskeleye hic yakin degildik basta, ama o anda neredeyse altina girmek uzereydik (Sonradan ogrendik ki orada bir akinti varmis iskelenin altina dogru, bu is baskalarinin basina da gelmis ama yine de cevirmemisler iple/dubayla nedense). Gulcin’e dedim ki “Sakin ol, panik yapma, derine cekilmisiz, yardim isteyelim.” Kampta cankurtaran askerler vardi, onlarin dikkatini cekmemiz lazimdi, ya da anne-babalarimizin. Bu isin icinden kulac atarak ya da sirtustu yatip bagirarak cikabilecegimi dusunuyordum, o yuzden cok endiselenmemistim. Ama Gulcin faktorunu hesaba katmamisim. Ben kiza derine cekildigimizi soyledigim gibi cirpinmaya basladi. Cirpinmak derken canhiras bir sekilde benim uzerime tirmaniyordu. Ne yaptigini bilmeden beni omuzlarimdan, kafamdan batirip uzerimde yukselmeye calisiyordu. O boyle yaptikca ne ben kendimi ondan kurtarabilyor, ne bagirabiliyordum. Dikey pozisyondan yuzustu yada sirtustu yatar konuma gecemiyordum bile, yuzmem mumkun degildi.  Tek yapabildigim ikimizi de yukari itip nefes almaya calismakti. Kiz oyle sacma hareketler yapiyordu ki yuzumu, gozlerimi de kapatiyordu, kafami su ustune cikarabildigimde etrafi goremiyordum bile. Sonunda nasil oldu bilmiyorum, ya ben kafami cikarabildigimde imdaaat diye bagirdim, ya iskelenin altinda ne isimiz oldugunu sorguladilar, ya Gulcin’in anlamsiz cigliklari dikkatlerini cekti. Cankurtaran asker abiler gelip bizi cikardi. Tam zamaninda geldiler cunku ben fazla su yutmaya baslamistim, daha ne kadar batip cikabilirdim bilmiyorum.  Butun bunlar olurken annemler sahilde bizim cirpinmalarimizi “oyun oynuyorlar, egleniyorlar” olarak yorumlamislar, en korkuncu da o!

Turkiye’deyken annemin facebookunda gordum Gulcin’i. Koca kadin olmus, kokos kiyafetleri ile kocasini koluna takip cocuk arabasi iterek pozlar veriyor, galiba ikinci yoldaymis. Acaba bu mutluluk pozlarini cekerken, facebookta sergiledigi hayatini bana borclu oldugunu biliyor, hatirliyor mudur kokos Gulcin hanim?  Sayesinde deniz/yuzme bende endise kaynagi aktiviteler olmusken kendisi “kocisim ve bebisimle tatilde” etiketli denizkenari fotograflarini cekerken denize dair herhangi bir endise tasiyor mudur?  Sanmam, adimi bile hatirlamiyordur.

Hayat da bir deniz gibi bazen.  Bazen ayaklarin yere saglam basiyor sanarken bir adim atiyorsun ve derine dusuyorsun.  Bazen kendi kendine cirpiniyorsun, birilerine tutunmaya calisiyorsun ama onlar farketmiyor.  Bazen sen kendini kurtarmak icin cirpinirken bir baskasi kendini suyun uzerine cikarmak icin senin ustunde tepiniyor, seni daha da asagi itiyor, hayatta kalma mucadeleni daha cok zorlastiriyor.  Ondan kurtulup kendini kurtarmana da izin vermiyor.  Hayat hep bir mucadele, herkes icin oyle, eminim Kim Kardashian gibi poposu sayesinde muthis zenginlikler icinde yasayan birisi icin bile oyledir.  Ama iste hayatinizda bir Gulcin varsa iyi sanslar dilerim, biri gelip onu sizin ustunuzden cekmezse hayat mucadeleniz iyice zor olacak.  “Ben batarsam senin hic kurtulma sansin yok salaaaaakkkk!” -> bunu anlatmak zor cunku hep beraber cirpinirken.  Isin kotusu siz oyle debelene debelene hayatta kalmaya calisirken uzaktan izleyenler “Ay cocuklar ne guzel egleniyorlar!” diyecekler hakkinizda.

Neyse, bizim tatil de kafami suyun ustunde tutmaya calisarak gecti ozetle.

***

Belki bunun icin ayri bir yazi yazmak daha uygun olurdu ama aylardir ilk kez oturmus yaziyorum yazayim da rahatlayayim.  “Isyanim daglara” kategorim icin bir tema muzigi bulsam ve yukaridaki *** yerine o cingil girse ne guzel olurdu.  Neyse.  Sadede gel:

Ya bazi insanlar var, vurdumduymazligin sinirlarinda yasiyorlar.  Cok ozeniyorum onlara bazen.  Ingilizce’de “not a care in this world” veya “carefree” diye terimler var, umursamazlik bir nevi.  Bu tip insanlarda iste umursamazlik, vurdumduymazlik, laylaylomluk, leylalik hepsi birarada.  Blogu takip edenler bilecektir, ben biraz kontrol manyagiyim, planciyim.  Belki benimki de asiri, biraz daha “normal” olsam belki bu insanlara bu kadar hayiflanmayacagim ama hayatlari hep “Whatever” modunda gecen bu insanlara su anda cok ozeniyorum.  En basit ornek: Ben disari cikarken kafam tam bir kazan oluyor.  Binbir senaryo ve o senaryolarla ilgili ihtiyaclar: lens solusyonu, gozluk, cuzdan, anahtar, kagit mendil, gunes gozlugu, otobus jetonu, cep telefonu, …… (uzar gider).  Kuzuyla cikiyorsak liste katlaniyor: potette ve torbasi (bezi biraktigimizi yazmis miydim?), islak mendiller, sapka, gunes kremi, yedek kiyafetler, su, atistirmalik, ….. (uzar gider).  Mesela, Turkiye’ye gitmeden once bir ay boyunca hazirlik yaptim: uzun yolculuklarda bucuru nasil mesgul ederim, orada nelere ihtiyaci olur (yuzme kollugu mesela) ivir zivir. Cevat kelle gibi bindik ucaga, her seyimiz hazirdi.

Bu bahsettigim turden vurdumduymazPLUS insan ise alir minicik sikidik bir canta kolunun altina, icine atar bir cep telefonunu ve belki cuzdanini, sonra baska bir sey lazim olursa ne de olursa birisinden alir/bulur.  Hatta bazen sizin kendi ihtiyaclarinizi dusunerek getirdiklerinizi size sormadan alir, kullanir.  “Sekerim sapkani aliyorum, gunes cok rahatsiz etti!” “Hennn!” der kalirsiniz. Ya, ben de istiyorum iste bir gun disari cikarken boyle kapiyi cekip cikmayi.  Arkamdan birisinin, herhangi birisinin, kicimi toplamasini istiyorum.  Kicimin her halikarda toplanacagini bilmenin rahatligini yasamak istiyorum.  Ya da bu bilgiyi haiz olmayip umursamamayi, bu “olasi senaryolar”i dusunup hesaplamak yerine vurdumduymazca yasayabilmeyi istiyorum (bu tip insanlarin neden/nasil boyle olduklarini pek bilmiyorum dogrusu).  Her halikarda, o kafa rahatligi ne muhtesem bir sey olmali!  Ben daha cok sey gibi hissediyorum: Windows isletim sistemi arka plan programi gibi.  Arka planda calisir, bigisayarda yapmak istediginizi yapmanizi saglar.  Ancak bir hata oldugunda ctrl+alt+del yapip kapatirsiniz, o zaman gozonune gelir.  Ben arkaplan isletim sistemi degil, ne bileyim windows live messenger, windows music player falan olmak istiyorum. Tatil donusu mavi ekran vermek uzereyim, bu anolojiden cikacak mesaj bu.  Windows has encountered a critical error and will shut down.

***

Yazi maziyle baslayip karanlik bir ton aldi, guzel bir haberle bitireyim: bizim bicira bir kuzen geliyor! Kocambeyin ikizi olan amcamiz ve esi oglan bebek bekliyor, biz de buyuk heyecanla bekliyoruz. Isin enteresan tarafi onun da beklenen dogum tarihi bizim kuzununki gibi 9 Ocak!!! “Siz de yeni yila hastanede girersiniz artik” diyorum ama erkek cocuk belki bekletir, 38.5’ta damlamaz bizimki gibi? Gorecegiz bakalim. Anne olduktan sonra yakinlarin hamilelik/bebek haberleri daha bir etkiliyor insani. Teknik olarak benim bu kuzen bebekle kan bagim yok, ama durdugum yerden anac duygular besliyorum kendisine garip bir sekilde.  Tatilde biraradaydik, mustakbel anneye soyle yap, boyle yap, soyle olur, boyle olur seklinde “istenmeyen tavsiye/unsolicited advice” vermemek icin kendimi zor frenledim (bazen beceremedim itiraf edeyim ki).  Sanki kendim ikinci cocuguma hamileyim. Biyologlar bunu da aciklasin hadi.  (Biyologlar beni psikologlara havale etmeden kapatayim bu konuyu).

Paylasacak cok guzel fotograflar var lakin yaziyi geciktirmek istemiyorum. Sabah doktordan once basladim, ancak simdi bitirebiliyorum kuzuyu almaya gitmeden once yollayayim.  En kisa zamanda sirf fotografli bir post koyayim, odeselim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s