Bir Kontrol Manyaginin Yogurtla Imtihani

Galeri

This gallery contains 12 photos.

En son soyleyecegimi bastan soyleyeyim: Kontrol manyagi bir tipsen evde yogurt yapma isine hic girismeyeceksin anacim! Aylar once Pelin emailde yogurt yaptigindan bahsetmisti, ben de heveslenmistim.  Nasil yapildigini anlattirmistim uzun uzun.  Normal yogurt yapiyor, bazen de kahve filtresiyle suzup suzme … Okumaya devam et

Patates Kizartmasi Nostaljisi ve diger meseleler

Canim sikkin su siralar, sebepleri muhtelif.  Mesela ogrencilerim.  Bir kismi bir suursuzluk denizi icinde yuzerek devam ediyorlar hayatlarina ve benim bu ogrenciler icin bir sey yapmam imkansiz (yapacagim girisimler de o suursuzluk denizinde dibe cokuveriyor cunku).  Bir suru ogrenci icinde gayet ne yaptigini bilen, leb deyince leblebiyi anlayan ogrenciler de var, lakin beni devamli mesgul eden, sorunlari bir turlu bitmeyen, email yagmurlari yagdiran 3-5 tane canimdan bezdiriyor.  Yahu evladim, dersin online sitesinde o email bombardimaninda savurdugun sorularin hepsinin cevabi var, o sorularin gelecegini bildigim icin cevabini yazdim koydum, n’olurdu gidip bir okuyaydin? Neyse, bu ogrenci mevzularini cok uzatmayayim.  Patatese geceyim.

Demin patates kizarttim, yedim.  Nostaljik oldu resmen, cunku en son ne zaman evde patates kizarttigimi hatirlamiyorum bile.  Usendigim ve ortaligi cok batirdigini dusundugum icin patates (veya baska sey) kizartmiyorum.  Genelde fast foodculara dadanip hamburger aldigimda (vallahi bu cok sik olmuyor, iste canim cok isterse, aserirsem falan) yaninda aliyorum, oyle yiyorum.  Carl’s Jr. patatesleri malesef bayagi basarisiz, yiyorsun ama cok bir tat alamiyorsun.  In-n-out’unkiler guzel, tazeligi hissediliyor ama uzakta oldugu icin oyle “eve donerken ugrayip alayim bir seyler” diyerek gittigim bir yer degil malesef.  McDonald’s’inki en lezzetlisi dogruya dogru, ama en son gittigimde (1 yil olmus mudur acaba?) siparisimi beklerken duvardaki besin degerleri tablosuna bakiyordum ki dikkatimi patates kizartmalari ile ilgili bir not cekti.  Sicak yagda kizartilan patateslerde kanserojen bir madde olusuyormus (detayini bilemeyecegim, bir google yapan kesin bulur bu kimyasal olayla ilgili ayrintilari).  Bu sirf McDonald’s’a ozgu bir sey degil tabii ama “Super Size Me” deki bir turlu bozulmayan patateslerin hikayesiyle birlesince McDonald’s ile aram iyice acildi.  “Canim cok patates kizartmasi isterse evde yaparim, napalim”a boyle boyle geldik.

Bugun iste o gundu.  Evde kizartilan patatesler disaridakiler gibi olmuyor.  Yagi fazla cektiklerinden midir nedir, fazla mayisik oluyorlar.  Yagi iyice kizdirmak veya tabaga cikardiginda kagit havluyla yagi emdirmek falan ise yaramiyor.  Disaridakine en yakin, citir citir patates kizartmanin yolu dondurulmus patatesten geciyor.  Lakin tazesi ve dondurulmusu arasindaki fiyat ucurumu kendimi cok enayi gibi hissettirdiginden pek favorim degil dondurulmus hazir kesilmis dogranmis patatesler.  Amerika’ya ilk geldigimde bir sure kesilmis, kizartilmis, dondurulmus, firinda 10 dakika pisiriliverince kizarmis patates olan patateslere dadanmistim ama nedense sonradan igrendim onlardan, almaz oldum.  Tadlari super degildi arti iclerinde koruyucu maddeler falan vardi galiba.  Kala kala patatesi soyup dograyip tuzlayip kizgin yaga atip kizartma, sifirdan patates kizartmasi yapma yontemi kaliyor. Anne usulu, babaanne usulu.

Universitenin ilk iki senesinde babaannemle yasadik.  Babaannem cesitli sebeplerden zor bir insandir.  Severim, o da beni sever ama beraber yasamanin beni cok zorladigi zamanlar olmadi degil.  Kadincagizin hakkini yemeyeyim ama, kendince beni mutlu etmek icin yollar icadederdi.  Mesela derslerden sonra eve geldigimde hemen bana cay demler, patates kizartirdi.  Patates kizartmasi ile cay, asil aksam yemegine kadar “aperatif” olurdu.  Simdiki cay tiryakiligim zaten ondan gelen genlerden, boku hemen ona atabilirim, eminim itiraz da etmez kabullenir, hehe.  Bazen patatesi onceden kizartirdi ki geldigimde hazir olsun, ama tabii ne zaman gelecegimi tam kestiremediginden (herkesin cebinde yoktu telefon o zamanlar tamam mi!) geldigimde patateslerin o yeni tavadan alindiklarindaki agiz yakan sicakliklarindan eser kalmamis olurdu.  Yine de cayla, ac karnina, derslere girip cikma ve Istanbul trafiginde obur yakadan gelme yorgunlugunun ustune ne de guzel giderdi.  Bugun patateslerimi yerken (evet iyi tahmin ettiniz, cay da yapmistim) sanki bitirdikten sonra odama gidip masamda ders calismaya koyulacakmisim gibi hissettim, o zamana dondum sanki.

Sonra anne patatesleri var.  Bizim evde patates sirf patates kizarsin diye kizartilmazdi.  Aksam yemegi olarak kofte oldugunda, ona eslik etsin diye kizartilirdi.  Orta sinif memur ailesiydik, zengin olmasak da fakir de degildik. Ama 80lerdi, Ozal ekonomisi bayagi acimasizdi, enflasyon “canavar”i diye bir sey peyda olmus, Girgir dergisinde ZAM karikaturleri bol bol yer alir olmustu.  Et de pahaliydi iste.  Bizimkiler icin icinde et olmayan yemek yemekten sayilmadigindan yemeklerde hep et olurdu lakin etin kendisinin yemek oldugu kofte, sac kavurma vs. yemeklerin yapildigi aksamlar daha bir ozel statude olurdu.  “Ooo, kofte patates var” seklinde.  Cok klasikti annemin kizartma tabagi: Once patatesler kizartilir, buyuk “kayik” tabagin etrafina dosenirler, sonra patlican/kabak/havuc/domates (artik hangisi varsa) kizartilir, tabagin ortasina, patatesten cercevenin icine dosenir onlar da.  En son kofteler kizartilir, onlar da sebzelerin uzerine dosenir. Bu tabak ortaya gelir.  Sorun su ki: biz en cok patates kizartmasini seviyorduk ve diger butun naneler kizarirken o patateslerin orada oooyyle durup soguyuslarini izlemek bize fena koyuyordu.  Sofraya geldiginde yine de yumuluyorduk patateslere lakin sogumus ve mayismis oluyorlardi.

Ilkokuldayken abimle bir yaramazligimiz vardi.  Mutfaktan bir elbezi alir iceride masanin altina sererdik.  Sonra bir o, bir ben sirayla mutfaga gider, sozde anneme caktirmadan tabagin kenarina dizilmis patateslerden ikiser ucer asirip getirir o elbezinin ustunde biriktirirdik, sonra da yerdik.  Annemin o sirada diger kizartmalarla mesgul olmasina ragmen ne halt yedigimizden haberi olmamasi mumkun degil ama bir sey demezdi.  Bu yaramazligimizin soyle ozel bir durumu var: normalde gayet kanli bicakli olan abimle isbirligi yaptigimiz cok cok nadir anlardandi bu patates yaramazliklari.  Tabii ortada tam bir isbirligi olmadigini, ben gorev ustunde mutfakta patates asirmakla mesgulken, onun elbezinin uzerinde birikiyor olmasi gereken patateslerden birer ikiser goturdugunu sonradan anlayacaktim.  Halbuki cin gibi de bir kizdim, nasil oldu da daha onceden uyanmadim bu ise bilemiyorum.  Gulmeyin, doverim.

Dort dakikam kaldi, son bir seyler yemek icin mutfaga gidip geleyim.  Yarin sabah hastaneye kan vermeye gidecegim tahlil icin.  Gecen gun gittigimde (asi oldugum gun) doktor istedi, genel kontrol icin (biliyorum, kesin kansizliktan supheleniyor, 1 sene onceki testte oyle bir sey cikmamasina ragmen tam ikna olmadi).  14 saat bir sey yememem, su disinda bir sey icmemem gerekiyormus.  Saat 9da gitsem, bu aksam 7den itibaren bir sey yiyemiyorum demek (dogru degil mi hesabim?!).  Aman sanki hic oruc tutmamisim gibi bir telas bende, sanki 14 saatte icim kuruyacak. Ustelik su da icebiliyorum.  Ustelik bu 14 saatin en az 7-8 saatini uyuyarak gecirecek sekilde ayarladim zamanlamasini. Peehh.  Iste basladi.  Sahur heyecani yasadigimi hatirlamiyorum hic, kan testine nasipmis!

Neyse.  Arkadaslara oturmaya gidecegim (normalde caya gidiyorum ama cay yok bu aksam.), gitmeden once son bir sey daha yazayim.  Aslinda uzun uzun yazsam kendince blog yazisi olur bu derdim, ama uzatmadan burada meramimi anlatayim ve bu bahsi kapatayim: Ben ne bicim kadinim ya?  Evet bir iki gundur friendfeed’e bakip bakip bunu diyorum kendime.  Simdi, soyle: Feedler geliyor, okuyorum.  “Bilmemne sitesindeki ayakkabi, auuww!” “X magazasindan elbise, cok guzeeel” “etsy’den xx stili kupeler, cok siikkk!” falan diyorlar, altlarinda yorumlar girla gidiyor, kizlar kendilerinden geciyorlar falan.

Birincisi: resimlere baktigimda cogunu begenmiyorum.  Burada arkadaslarin zevkine, stiline bok attigim dusunulmesin, bok olan bir sey varsa o da benim zevkim.  Bir stilim olmadigi icin ona bok atamam.  (Ne cok bok dedim, pardon ya!)  Herhalde fazla yaratici seyler hosuma gitmiyor, begenilerim ya cok klasikten ya da cok siradandan yana.  Mad Men caginda, Jackie Kennedy’de falan kalmisim ben giyim begenisi olarak.  Ya da fazla Kaliforniyalilasmisim!

Ikincisi: bakiyorum resimlere, hayatta da alip giyebilecegim seyler degiller, giysem de insan icine cikamam, ciksam da rahat edemem. Gecmis yillarda heves edip, biraz da “impulse buying” seklinde “tarz” kiyafetler almisligim var birkac parca.  Ama 1 kere ya giymisimdir ya giymemisimdir.  Rahat edemedim iclerinde, “bu ben degilim” dedim, ne yapayim?  Hala da duruyorlar dolabin tekinin dibinde, artik giymek istesem bile iclerine giremeyecek olsam da.  Onlardan aldigim ders, “bir daha bosuna boyle seyler alma, giymiyorsun, giyemiyorsun” oldu. Tam su sirada giyimde rahatligin tarz oldugu bir yerde yasadigim icin ve giyinip kusanmami gerektirecek bir isim olmadigi icin yareppi sukurrrr diyorum, onu da belirteyim.  Bir kot, bir tshirtle gidiyorum derslere, evaluationlarda instructor’s fashion sense sikki yok zaten.

Ucuncusu: Alisveris yapmaktan nefret ediyoruuuuuuuuummmmmm.  Online alisveris bir derece, procrastination icin iyi oluyor.  Ama dukkana git, giy cikar bilmemne, ay daral geliyor.  Hayatim boyunca uzerime adam gibi uyan bir seyler bulmakta zorluk cekmemin etkisi de vardir herhalde bunda.  Sevmiyorum.  Amacsizca vitrin bakmak ok, ona itirazim yok, “ama bir sey almam gerekiyor” modundaysam igrenc.  Gerekmedikce de alisverise cikmiyorum zaten, sevmiyorum ya. Giydigim seylerin bir kismi da kocambey ya da annemlerin aldigi seyler.  Zevkimi ogrendiler, sagolsunlar, giydiriyorlar beni.

Dorduncusu (bu da son olsun, gideyim artik): Cimriyim abi ben.  Yani begendigim ve istedigim bir seye cat diye bilmem ne kadar para vermisligim yok degildir.  Parami biriktirip kuvete doldurup icinde yuzme fantezim olabilir ama harciyorum bir seylere ki biriktiremiyorum.  Ama cilgin etiketli elbiseleri, ayakkabilari, takilari gorunce “oha!” deyip geciyorum.  Hayatta da bir giyim kusam malzemesine yuklu meblalar odemem, milyon dolarim olsa da vermem.  Hele de sirf marka diye degmeyecek seyin fiyatini sisiriyorlar, gicik olup iyice uzak dururum.  Marshall’s dan, Ross’tan, Macy’s Kohl’s indirimlerinden giyiniyorum vallahi.  Stilim yok ya, olan tarzim da “olabildigince siradan olacaksin” ya, gayet uygun oluyor bu dukkanlar.

Neyse iste, diyecegim o ki, bu giyim kusamli, fotografli, dukkan linkli, “auwww!” seklinde karsilikli begenilerle dolu feedlere bakip ic cekiyorum.  Bir yandan “niye ben de boyle degilim, niye bir tarzim, giyim kusam merakim yok?” diye hayiflaniyor, ama bir yandan da “aman boyle iyi, kim ugrasacak” diyorum.  Of bilmiyorum.

Cilginsapkaci kacar!

Nefizzz cevizli kurabiyeler

Bayagidir yazamadim, dersler mersler baslayinca tabii yeni rutine alismak vakit aldi.  Ilk iki hafta normal dersime ek olarak 3 saatlik de grad seminar vardi sali gunleri. Toplam 4.5 saat ders oluyordu.  5’te biten dersten (oglen yemek yemeye firsat bulamadigimdan) ac bilac, durmus beyin ve (konusmaktan) agriyan bogazla cikip eve kendimi nasil dar attim, nasil.  Bundan sonraki haftalarda sadece undergrad dersim var.

Bugun bizim evlilik yildonumumuz!  Kocambey sabah “ee, sana kahvaltiya ne yapayim?” deyince dusundum de, yildonumleri hakkindaki genel kani ne garip.  Bahsettigim genel kani evlilik yildonumlerinin erkekler ve kadinlar tarafindan erkegin o kadini tavlayip “kapatmis” olmasinin kutlamasi seklinde geciyor.  Erkekler “bu sene de benimle evli kaldigin icin minnetimi bildireyim” dercesine bir ekstra ihtimamlar, hediyeler (birincisinde su malzemeden, 10.’da bilmemneden, 50.de pirlantadan falan diye giden malzeme listesi bile var) ile kusaniyorlar, kadinlar da “ben Allah’in bir lutfuyum, simart beni bakalim” moduna giriyorlar.  Filmlerden boyle gordum, yoksa yildonumunu ya kutlamiyor etrafimdakiler ya da nasil kutladiklarini bilmiyorum.  Ha bu arada kocambeyin “ee, sana kahvaltiya ne yapayim?”ini bu genel stereotip’e dahil edemem, kendisinin agzindan ilk defa yildonumumuzde duydugum bir laf degil sonucta bu.  Cok ozel bir planimiz yok, dugunumuzdeki pastalarimizi aldigimiz ColdStone’dan pastamiz olacak, kesip kendi kendimize yeriz.  Aksam yemege gidebiliriz, ya da evde kendimiz yiyebiliriz. Ne bileyim, beraber olduktan sonra cok da onemli degil.  Neyse, bu yildonumu muhabbetini birakayim da 1 senelik kocambey gibi tatli ve leziz cevizli kurabiye tarifi vereyim.

Kurabiye olayina bir girizgah yapmam lazim yalniz.  Ben tatli sevmem cok, icim bayiliyor cunku hemen tatli bir sey yedigimde genelde.  O yuzden de kek-kurabiye islerine cok girmedim.  Lakin gecmisimde bir “cevizli kurabiye” var, tey tey teeeey diye andigim, tadi aklima geldikce “ahhh, ne guzeldi, nasil agizda dagilirdi” diye icimi cektirten kurabiyeler.  Allah’in dagi bir gurbet eldeyken oradaki Turk pastanesinde yaparlardi bunu, yolum dustukce (bazen cok uzaklardan gelirdim) bir kutu (1/2 kilo) alir kiyamaya kiyamaya yerdim, yedikce Turkiye’yi ozlerdim, yasadigim zor sartlardan bir iki dakikaligina azad olur, kendimi vatanimda gibi hissederdim.  Oyle kurabiye baska yerde de yemedim.

Gecen yine geldi aklima, dedim dur, mutlaka bir yerlerde tarifi vardir o kurabiyelerin.  Cevizli kurabiye falan diye cok bakindim ama i ih, hic biri o kurabiyeleri uretebilecek tarifler gibi degildi.  Buyuk kismi cevizli kurabiye bile degildi (normal kurabiyenin ustune ceviz koymakla cevizli kurabiye olmuyor).  Sonra ayni siteden iki tarif buldum, benim istedigim cevizli kurabiye citir citir degil agizda dagilan bir kurabiye idi, bu durumda bu iki tarifi harmanlayarak kendi tarifimi uydurup yaptim bir kurabiye.

Ileriye sariyoruz bu noktada. Tarihler10 Ekim 2010’u degil 17 Agustos 2012’yi gosteriyor.  Bu yazinin gerisini degistirecegim, deneme yanilma sonucu -Ani’nin de ustun katkilariyla- ulastigim en guzel cevizli kurabiye tarifini anlatacagim.  Butun denemelerimde cevizli kurabiyelerin tadi cok guzel oluyordu ama bir seferinde lopcuk diye yayildilar, bir seferinde sekeri fazla oldu, cok tatli oldu, su bu derken Ani arkadasindan aldigi bir tarifi paylasti.  Ben o tarifi daha onceki deneme yanilmalarimla goz karari degistirip bu son versiyonunda karar kildim tarifin.  Cok cabuk ve kolay bir kurabiye, misafir geldiginde, bir yere misafir giderken yapiyorum, daha begenmeyen cikmadi.  Cilginsapkaci’nin cevizli kurabiyesi olarak lanse etmek istiyorum, duysun butun internetler.  Iste tarif, en son yapisimda cektigim resimleri de galeri olarak ekleyecegim bakalim.

  • 1 cubuk tereyagi (114 gr. kadar ediyor) -disari cikarip yumusatin onceden
  • 1/6-1/4 cup arasi bir miktarda seker (1/4ten fazla olmasin)
  • 1 cup cekilmis ceviz (1 250 ml’lik bardak=1 cup)
  • 1 cup un (asagidaki notlara bakin ama!)
  • 1 tatli kasigi (veya daha az) sivi vanilya
  • 1/2 tatli kasigi kabartma tozu

malzemeler

Ben su dandik mikserle karistiriyorum daha hizli olsun diye, elle/catalla da kolunuza kuvvet girisebilirsiniz.  Once yagla sekeri guzeeelce karistiriyoruz, krema gibi oluyor asagidaki gibi.

sekerli yag

Sonra icine ceviz, un, kabartma tozu ve vanilyayi ekliyoruz.  Cevizi ben yukaridaki fotografta gordugunuz dandik el blenderi rondosu ile guzeeelce cekiyorum, bayagi unufak olsun.  Malzemeleri birden koymuyorum, yavas yavas koyuyorum yoksa mikser ortaliga savurur.  Biraz un, biraz ceviz koyuyorum.  Ceviz kendisi de yagli oldugu icin unu toparliyor.  Once butun unu yedirip sonra cevizleri koysam hamur once cok sert olur sonra yumusar.  Mikserin motoru dagitmamasi icin boylesi daha iyi oluyor ama su devasa kitchen aid mikserlerden varsa her seyi kasesine bosaltiverin olsun bitsin.  Bir yerden sonra artik miksere gerek kalmiyor, o yerde hamur suna benziyor:

proto hamur

Bu hamur mikserden ilk cekip aldiginizda boyle kirikli/crumbly gorunuyor.  Bu noktada artik  ellerimizi hamura sokuyoruz.  Biraz elle yogurup kivamini kontrol ediyoruz.  Bu noktada genelde biraz daha un ekliyorum.  Kulak memesi kivami lafiyla dalga gecilir ama oyle olmasi lazim ne yapalim.  Unu az gelirse piserken kendini koyuverir, cok gelirse sert olur agizda dagilmaz.  Bu elle yogurma faslinda yukaridaki un/ceviz olculerinin bir anlami kalmiyor itiraf edeyim ki, “ay biraz daha un koyayim” “ay biraz daha ceviz ekleyeyim” diyorum. 1/4er cup daha un ve ceviz ekliyorumdur herhalde.  Genel olarak esit miktarda un ve ceviz koydugumu soyleyebilirim.

Hamur istedigimiz kivama gelince parsomen kagitli tepsimize ufak toplar halinde diziyoruz hamuru. Ceviz arttiysa tepesini banip da tepsiye koyun mesela.  Burada onemli olan hamurlari tam bir yuvarlak/kure yapmak. Yani uzerine bastirmiyoruz kofte yaparken yaptigimiz gibi.  Piserken onlar zaten yassilasacaklar.  Bastirinca yayilip jabba the hutt’u andiran bir goruntuye sahip oluyorlar.  Firini sekil vermeye basladigimda aciyorum, 325 F (kac C ediyor hesaplatin google’a) derecede 20 dakika kadar pisiriyoruz. (Ben 15. dakikada bir kontrol ediyorum).  Onemli olan alti kararmaya baslayinca firindan almak.  Ustunun kizarmasini beklerseniz sert olur.  Iste firin oncesi ve sonrasi.

firin oncesi

firin sonrasi

 

 

 

 

 

 

 

 

Dikkat dikkat!!! Firindan cikinca cok merak etseniz de hic ellesmeyin cunku cok yumusak oluyorlar, parca parca olur, dagilir ellerseniz.  Soguyunca biraz katilasip kendilerine geliyorlar, o zaman spatulayla alin tepsiden.  Parsomen kagidi burada onemli, cunku yagli tepsiye olur da yapisirsa kaldirirken dagilmalari olasi.  Agizda dagilsin, tepsiden alirken degil. Isin puf noktasi neredeyse un kadar ceviz koymak, o kadar cevizle tadinin kotu olmasi mumkun degil zaten.  Omega-3’e doyacaksiniz bu kurabiyelerle.  Afiyet olsun.

Not: asagidaki yorumlar onceki tariflere aitti, fikir olsun diye bakabilirsiniz ama bu tarif iyi, bu tarif guzel.

Sweet corn cake takvimlerle arami yapsin

Son blog yazimi 27 Nisan’da yazmisim ve 2 hafta sonraki bir baby-shower’dan bahsetmisim.  Oh oh hazirliklara ne kadar erken basladim diye de kendimi kutlar bir haldeydim okuduysaniz.  Sonra bir sekilde kafama dank etti ki 2 hafta sonra falan degil, hemen o (bu) haftasonu bu olay, 2 Mayis gunu, yani yaziyi yazdiktan 5 gun sonra.  Nasil oldu bu is hic anlayamadim, hala saskinim, resmen yapilmis en aptalca dalginliklar listemde top5’e oynar.  Google calendar var, bilgisayardaki iCal var, telefondaki takvim var ve ucu de birbirine senkronize.  Gunumun hemen her aninda elimin altinda bir takvim varken, nasil oluyor da ben 2 Mayis gunku olayi iki hafta sonra (ve “showerdan sonraki haftasonu” diye mimlenmis olaylari da uc hafta sonra) sanabiliyorum yahu?  Takvimlerdeeen haberin yok muuuuu, geciyoooor yillaaarrrr diye turkuler cigirasim var (guzel de sarkidir).  Neyse, hazirliklari hizlandirdim bu durumda, bunlardan daha sonra etraflica bahsedecegim.  Simdilik yarinki olayimiza hemen hemen hazir oldugumuzu soylemekle yetineyim.  Ha bir de sey diyecegim, bu baby-shower bahsi uzerine bebegi benim sanip “insan bi haber eder be!” diyen oldu, baby-shower’i arkadaslari icin yapiyor burada insanlar, bu da arkadasim icin benim duzenledigin shower.  Bir bebek beklesem buralar bebek bekleyen anne bloguna doner kesin, oyle gizli sakli hamilelik yasayabilecegimi sanmiyorum.

Neyseaaaaa!  Gelelim sweet corn cake olayina.  Burada bir zincir Meksika restorani var, ismi el Torito.  Kocambey ve ben de Meksika yemeklerini pek severiz.  Amerika’ya gelen Turkler zaten Meksika restoranlari ile denize dusan yilana sarilir misali bir iliski icindeler, bizim damaga Cin, Thai vs. mutfaklardan daha yakin oldugu icin.  Biz her turlu mutfagi seviyoruz, yiyoruz ama Meksika yemeklerinin gonlumuzdeki yeri ayri.  Eskiden oturdugumuz yere yakin iki cok guzel ve otantik Meksika restorani ve bir de salas taco’cu vardi. Bu iki restoran arasinda kalirdik, hangisine gidecegiz diye kararsizlik yasardik (Ben de kendimi tekrarliyorum resmen ha!).  Sonradan tasindigimiz yerlerde bu luksumuz sifirlandi.  Benim bulundugum yerde Meksika kokenli nufus bayagi yuksek olsa da adam gibi Meksika restorani bulamadik, denediklerimizde hayal kirikligi ugradik.  El Torito (minik bogacik dimek) yeri de sinemaya yakin diye gittigimiz bir restoran.

El Torito’da yemeklerin yaninda soyle bir ufak dondurma topu buyuklugunde bir sey geliyor, ne oldugunu bilmiyordum, daha once gittigimiz restoranlarda hic gormemistim.  Tatlimsi bir sey aslen.  Cok sever oldum, yemekten once hemen onu lupletir ve doyamaz oldum.  Ama bu “sey”i kendim de yapabilecegim hic aklima gelmedi.  Restoranlardaki yemekler evde pismez gibi bir varsayim var kafamda sanirim.  Gecen baktim Amerikali arkadasim facebook’ta yaptigi yemegin fotografini koymus, “sweet corn cake” dedigi sey de bu benim sevdigim seye cok benziyordu.  Hemen google’in kapisini caldim, “mumkunse annem bir fincan sweet corn cake tarifi istiyor” dedim.  “Aaa, olmaz olur mu, sen .35 saniye bekle, getiriyorum hemen” dedi, istedigimden cok tarif verdi bana.  Ben de allrecipes.com’daki su tarif ile recipesource.com’daki su tarife baktim (ikincisi hem de El Torito’nun tarifiymismis).  O gun markete ugradigimda bulunsun yaparim diye dondurulmus tatli misir, corn meal (Turkcesini bilmiyorum, ama tam misir unu degil, o corn flour), krema falan aldim.  Lakin masa harina denen seyden bulamadim.  Daha sonra baktigim baska bir markette de bulamadim.  “Bir masa harina ugruna ya rab ne sweet corn cakeler yapilamiyor!” diye isyan edeyazmistim ki bugun yarinki bebe-yagmuru icin meyve almaya gittigim (evime cok yakin olmasina ragmen ilk defa gittigim?!) bir markette buldum masa harina, atladim aldim hemen.  Kullanilan miktar cok az aslinda ama ben koskoca paketi acimadan aldim.  Haftada 1 sweet corn cake yapsam yine de 2 yil gider herhalde paket.  Babamin kilerimde buldugu son kullanma tarihi 2005 olan baharatlar yuzunden beni azarlayip durdugu su gunlerde bir an -sadece bir an- tereddut etmem kacinilmazdi.  Cizgi filmlerdeki ucurumdan dusme sahnelerini andiran o andan sonra “amaan” deyip atlama olayina devam ettim.

Eve geldik, annemle mutfaga girisip yarin icin yiyecekleri hazirlayacagiz sozde.  Zeytinyagli sarmalari dun geceden yapmistik hazirdi (check).  Elmali turta/pasta, tatli, borek, bilmemne yapilacak.  Ben dedim “dur hele, ben su sweet corn cake’i denemezsem dunya yikilacakmis gibi bir his icindeyim” anneme de “sen digerlerine basla, elma falan rendele, ben buna bir girisivereyim” dedim.  Temel olarak ikinci tarifi kullandim, yagini biraz az tuttum, bahsedilen ikinci metodla pisirdim (tepsiyi kaynar su dolu baska bir kabin icine koyarak firina veriyorsun).  Sonuc: Yes!  Bu ilk denememden aldigim dersler: 1. Yagi onceden cikart yumusasin, dunya yikilacak diye korkuyorsan mikrodalgaya at iki saniye, aksi takdirde mikserle guresiyor yag, 2. misirlari cekerken biraz daha ufalt, 3. firinda piserken ustu kuruyayazarsa ustunu kapat, ustu kurumasin (ya da 40 dakikadan fazla birakma).  Benim cake genelde iyiydi de iste ustu kuruyunca olunca kitir kitir olmustu biraz.

Simdi Turkiye’de okuyup da bunu denemek isteyenler olabilir, ama masa harina denen un sorun olacak.  Bilmem ki bulunur mu Turkiye’de.  “Onun yerine normal un koydum, vallahi de billahi de ayni oldu” demis bir suru kisi tarif alti yorumlarinda ama o masa harinayi koyunca cikan kokuyu alinca “hadi lennn!” dedm.  Bu masa harina corn/misir tortillalarin yapildigi un.  Flour (bugday unundan) tortilla ve corn tortilla arasinda ne kadar fark varsa normal un ve bu un ile yapilmis sweet corn cake arasinda da o kadar fark olacaktir.  Mesela ben corn tortilla sevmem, hep flour alirim, ama bu sweet corn cake’e o ilginc tadini kokusunu masa harina veriyor bence, onsuz da olur ama olmasi gerektigi gibi olmaz diyorum. Su fotograflari da yaparken cektim (sanatsiz fotolar, telefonlan cektimdi):

Yag, masa harina, su ve misirli ilk karisim

cornmeal, krema, seker, tuz ve kab. tozlu ikinci karisim

Iki karisimin karisimi, firina girmeye hazir

Boyle top top servis edileni seviyorum

(Resimlere caption koyunca wordpress fittiriyormus, bunu da boylece ogrenmis olduk.  Otur wordpress, sifir!)

Kocambey ben yaparken guacomole’nin ne kadar basit bir sey oldugunu gordukten sonra boynuz kulagi gecti, cok guzel guacomole yapar.  Fajita olayini da cok guzel kotariyoruz.  Benim sweet corn cakeleri de eklersek yavas yavas guzel Meksika restorani arayisimiza son verebiliriz sanki?  Yalniz margarita olayinda azcik daha yol katetmemiz ve benim enchilada yapmayi ogrenmem gerekiyor.  Kocambeyin favorisi fajita olsa da ben enchiladaciyim zira.  Enchiladanin kendisinde bir zorluk yok da sosunu yapmayi ogrenmeli asil.  Ya da Trader Joe’s dan hazir sosunu alip oradan baslamali.

Neyse, bu muhabbeti burada bitireyim. Hanimis: Sweet corn cake yaptim, bu yazinin olayi bu.  Ama bir sonraki yazi icin sneak preview vereyim:

Hamile takibinde son durum: 2-0.

– Dugun, baby-shower derken bir event organizer kariyerine gecis mi yapiyorum?

– Fimo’yla biraz da ben oynayayim derken nikah sekercisi kariyerine de gecis yapiyor olabilirim belki?

– Bir baby-shower duzenlemenin en ikircikli incelikleri.  Baby-shower etiquette’in derdi beni mi gerdi?

Pek yakinda.  Simdilik gidip takvimlerimi opup koklayip barismaya calisacagim.  Bir sweet corn cake versem?

Turk Mutfagi

Gecen hafta dellendim, buradaki Turk arkadaslara (abla-kardes 2 kisi topu topu) aksama gelin tikinalim dedim.  Soyle bir “altin gunu”ne yakinsamakti niyetim, ama abartmadim, tadinda biraktim.  Iyi ki de oyle yapmisim, daha fazla cesit olsa hepsinden daha az yenecek ve daha cok sey artacakti.  Ozetle, minik simitler (kandil simidimsi), peynirli puf borek ve patates salatasi yaptim. Arkadaslar da  karisik filiz salatasi ve barbunya getirmisler, oh oh oh.

Iste o kandil simitleri ve borekler! (Bir fotogaleri mi yapmali ne yapmali!?! Turk basini standartlarina dusurmeyelim blogu neyse.) Bu arada fotograflarin kalitesi super degil, cunku bunlara yumulmadan once cok kasamadik, iphone’la cektim, isigi neyi ayarlamadigimiz icin los cikmis.  Yemek blogu degiliz kardesim, ne kasicam, biz yemek degil yeme bloguyuz, bizi taniyin kizim biz buyuz roaaggrr! Hehehe.

Neyse iste, aksam 6:30’da hazir olur demistim, kafadan hesap yaptim simitler, borekler, salata toplam kac saatte hazir olur diye. 4:30 muydu neydi hamura giristigimde.  Iste o noktada birkac sey gecti aklimdan:

1. Eger bir sekilde “karisik” bir ciftin cocugu olsaydim, yani ebeveyinlerimden biri Turk olmasaydi, Turk olanin annem olmasini isterdim, cunku evde Turk yemeklerinden mahrum kalmak istemezdim.  Simdi burasi biraz cinsiyetci oldu, sanki kadinlarin gorevi yemek pisirmektir sanrisini desteklercesine.  Bizim evde yemekleri annem pisirdigi icin oyle, “yemek isini iyi beceren ebeveynimin Turk olmasini isterdim” diyebilirim daha genel olsun diye, anladiniz siz derdimi.  Ama soyle de bir sorun var: annem yemek yapmayi guneydogu mutfaginin ustasi babaannemden ogrenmis, yani babam yabanci olsa buyurken yedigim o guzelim yemekler yerine anneannemlerin oralarin daha yavan buldugum yemekleriyle buyumek zorunda kalirdim. Ulan, bir fikir egzersizi yapacagim alti ustu, onu bile elime yuzume bulastirdim.  Evde Turk(iye) yemekleri yiyerek buyumek bence bir ayricalik.

Simdi, bu belki cok iddiali oldu. Cin, Fransiz, Meksika vb. mutfaklar var gayet zengin, lezzetli.  O elemanlar evde ne pisirip yiyor bilemiyorum, cunku ancak “cin restorani”na gittim ben.  Hong Konglu bir ev arkadasim vardi, ev usulu Cin yemegi onun pisirip yedikleri olamaz, inanmam.  Kizimiz mutfaga pek asina olmayan tikimsi bir Cin asilli genci temsil ediyordu daha cok.  Ama bir Alman, bir Ingiliz, bir Amerikan ev yemeklerine Turk ev yemekleri hem cesit, hem lezzet, hem de besin degeri acisindan bin basar, bence bu boyle.

Amerikalilar yemek hazirlamak icin “fix” kelimesini kullaniyorlar. Tamir etme, kotarma gibi anlamlari var. “Hop hop hop aksam yemegi hazirrrrr!” seklinde.  Biz de is guc derken cogunlukla bu sekilde “hop hop hop” yapiyoruz ama yine de makarna uzerine kavanozdan domatesli sos dokuvermiyoruz haftanin 5 gunu.  Her gece Turk mutfagi klasiklerini masaya servis ettigim falan yok (nerdeee) ama annem yapardi, ben onlari yiyerek buyudum.  Mustakbel bebelerim icin uzgunum, anneanne yoksa alengirli yemekler yok, ama yine de Amerikali arkadaslarindan daha sansli olacaklar.

2. Bu uc cesiti 2 saat kadar bir surede hazirlayacaktim ya, iste hamuru simitcikler haline getirirken kendimi Yemekteyiz yarismasinda gibi hissettim bir an.  “Nasil, Cilgin Hanim, sofrayi 6:30’a kadar hazirlayabilecek misiniz?  Bakalim Cilgin Hanim sofrasina ne tur cicekler  secmis, ne renk boncuklar serpistirecek?”  Yarismayi birkac kez Tr’da izledim annemlerle, oradan biliyorum.  Ve acikcasi izlerken sasiyorum, cunku, annem mesela bir gunde bilmemkac cesit yemek hazirlayabilen bir kisi, benim de bol cesitli yemek daveti yapmisligim var tek basima (ki annem kadar becerikli degilim).  Bu insanlar niye beceremiyor, iki ayaklari bir pabuca giriyor ki? Tam kavrayamadigim bir seyler var herhalde yarismada.  Ama en guzeli, tabii ki, yetistiremezsem gelenlerin sofrayi kurmaya falan yardim edeceklerini bilmek.  Nitekim, sofrayi kurmaya ve salatanin sosunu dokup karistirmaya yardimci oldular.  Yemekteyiz bence guzelim ailevi/dostane sofra kulturunu kavga/gurultu/dusmanlik/kurnazliga cevirdigi icin cok itici.  Yemek hazirlama telasesi kismini seviyordum ama kapi calindigi anda cekilmez oluyordu.

3. Yine annem.  Altin gunlerine katilirdi annem, ama gordugum kadariyla artik gunlerde servis edilenlerin icerigi de degismis.  Ben kucukken bayagi cilgindi.  Pogaca, borek, kisir, mercimek koftesi, kurabiye, yas pasta, bilmemne cesit tatlilar, zeytinyagli sarma, elmali pasta… Bir tabakta en az bir 5-6 cesit olurdu.  Ortaliktaysam anneme yardim ederdim ama isin cogunu yine o yapardi.  Anneme yardima da kisiri islatmakla baslamistim, hey gidi. Bir de cok guzel sarma sardigimin kesfedilmesiyle o is bana yikilmisti. Ama mesela, nasil yapildigini gorsem de annem hic borek yapmama izin vermedi, hele hamur yogurmama veya hazirlanmis hamurdan pogaca, simit vs. yapmama izin vermedi.  Keki sadece karistirirdim, malzemeleri falan o koyardi.  Bu yuzdendir ki, birden ana yuvasindan ucup yalniz kaliverince hamur islerine bir sure veda ettim.

Sonra yavas yavas fillo dough‘dan borek yapmayi kivirdim (ama sevmiyorum bu yufkalari), sonra hazir hamurlardan (pillsbury) pogacalar, ve bugun dahi severek yedigimiz, super de kolay olan milfoy hamuru boregi yaptim bol bol.  Lakin, kendim hamur yogurmadim pek.  Kekle, tatliyla aram yoktu zaten de pogaca vs. olsa super olurdu.  Sonradan sonraya o ise de giristim, artik milfoy disinda hazir hamur almiyoruz.  Kocambey de masallah becerikli o konularda.  Su anda ekmegimizi cogunlukla evde kendimiz yapiyoruz.  Kocambey kendisi sifirdan yapiyor, ben ona cesaret edemedigim icin makinayla yapiyorum.  Gecenlerde simit olayini da kivirdik, artik sirtimiz yere gelmez.

Annem ve altin gunune geri doneyim, konu dagildi.  Cogunlukla kendisi yapiyordu hazirliklarini.  Bir gun onceden zeytinyaglilar hazirlanir, sarma mesela misafirlerin ogleden sonra 2’de gelecegi gunun sabahi sarilmaya baslanmaz.  Ama borekti, kekti, hele hele kisir ve mercimek koftesiydi o gun hazirlanmali ki taze olsun, sicak olsun.  Yapardi valla hatun.

Bu altin gunlerine ben genelde okulda vs. oldugum icin denk gelemiyordum.  Ama dusununce, ev hanimlarinin giyinip suslenip, topuklu ayakkabilarini giymek icin bahane olan bu ev gezmelerine gitmeleri bayagi surreal geliyor.  Giyinip suslenmeyi kadinlarin erkeklere kendini begendirmek icin yaptiklarini one surenler icin bir “yok yeaaa!” adeta bu toplantilar, zira kadinlar birbirlerine begendirmeye calisiyorlar kendilerini.  Lop lop giderdi onca karbonhidrat deposu vallahi, tabaklar bosalir ikinciler bile yenirdi.  Artanlardan da evdekilere yollanirdi, ki gune gitmis anneyi merakla bekleyen “bu da okuldan gelmis hani bana hani bana demis” cocugu anlarim az degildir.  Baskasinda pisen yemegin tatliligindan midir, o kadar degisik ve guzel seyi bir tabakta birarada gormenin zevki midir bilemem, uzeri bir kagit peceteyle ortulu o tabagi annem uzatinca sanki taclandirilma torenindeki kralice adayi gibi hissederdim.  Tabagi alinca da tabii abiyle babayla paylasma zorunlulugu vardi.  Ne varmis ne varmis diye bakip, “first comer’s advantage” kullanarak en guzel seyi (mozaik pasta!?) goturme cinligi yapmisligim da vardir.  Zaman icinde komsular arasinda mutfak becerisi ayrimina da gidiyor insan, X teyzeden gelen tabaga heyecanla atlarken, mutfagi zayif Y teyzeden gelen tabaga “hmpf” diye gozucuyla bakabiliyor.

Artik o dolu dolu tabakli gunler yok.  Kadinlarin daha mesgul olusu belki bir etken, ya da annemin neslinin yaslandigi icin bu mutfak maratonunu kaldiramamasi.  Ama bence en cok “saglik” ve “imaj” derdi.  Cikan kolesterollerle, “ay basenim de iyice buyudu”lerle veda ettiler mozaik pastalarina, bol tereyagli kurabiyelere.  En son gordugumde, maksat muhabbet ve para biriktirmek olsun diyerek “simit” gunu duzenliyorlardi!!!  Bizim gibi oyle evde yapma simit de degil tabii ki, her gun sokaktan gecen simitciden aliyorlar simitleri.  Tabakta simit, peynir, domates, yaninda cay, oyle gun yapiyorlar.  Ha simit peynir domates uclusu candir, ugruna ne cok ic cekmisligimiz vardir ama yani mazimizdeki gun tabagi ile ogrenci kantini menusu farkli olmaliydi.  Devrin ve Celik’in degistigi bir surecte altin gunu fenomeninin, verilen mamalarin da degismesi belki de degismeyen tek sey degisimin kendisidir onermesine bir kez daha “Chapeux!” cekip boyle nostaljik kelamlar edebilmemiz icindir.

Iste, ben de altin gunu diye yola cikip uc (+ gelen 2=5) cesitle sofrayi tamamlamistim.  Ama Allah icin simitler de borek de guzeldi. Filizler zaten super enteresan ve cilginca saglikli/besleyici.  Hic fena degil!  Biraz fazla karbonhidrat yuklemesi oldu ama, arkadaslara soz vedim, bir dahaki sefere (bu haftasonu?) daha saglikli besleyici takilacagim bir altin gunumsu yapacagim.  Kisir, mercimekli kofte mesela bu kriterlere uyuyor.  Ama demin mozaik pasta dedim, canim cekti, bir de ondan?

Son olarak, aslinda bu yaziyi yazmak icin asil durten, gecen Cuma’dan ve yillar oncesinden onca seyi buraya dokturen seye gelelim: Anthony Bourdain denen bir eleman var, orayi burayi geziyor, durmadan yemek yiyor, bu sefa pezevenkligini de program diye yayinliyorlar!  Bu elemanin Istanbul maceralari gecenlerde yayinlandi, Turkiye’deki arkadaslar bile facebook’larina post ettiklerine gore belki cogunuz biliyorsunuz, izlediniz.  Izlemediyseniz iste ilk parcasinin linki, gerisi de alakali videolardan buluna.  Dun aksam bu bahsettigim arkadaslara gittik, yayinlanan bir tekrarini izledik hap beraber.  Herif yiyor, yiyor, ha babam yiyor. Lahmacun yiyor, bal-kaymak, sucuklu yumurta yiyor, kebap yiyor, doner durum yiyor, sakatatlar yiyor, midye dolma yiyor… hep yiyor.  Ve biz her agzini acisinda ya yutkunuyoruz, ya “yapma beee!” diye isyan ediyoruz, ya adama sovuyoruz, ya “ah ulan ah!” diye ic cekiyoruz. Her izleyen Turk bizim gibiydiyse adam saglam kufur yedi bu bolum yuzunden kesin! Gecen yaz Turkiye’deki gunlerimde (topu topu 20 gun) hep hastaydim, hic dogru duzgun bir sey yiyemedim.  Kocamkisisiyle karar verdik, eve donerken liste bile olusturmaya basladik, bu yaz Turkiye’ye gidince dibine vuracagiz, iki kurus servetimizi lokante masalarinda birakip fesat geciren midelerle kalkacagiz, 10 kilo almadan donmeyecegiz geri! Bouhuhuhu.  Yani tamam, memleketimizin lezzetlerini burada da bulmaya, yaratmaya calisiyoruz ama yani bir doner, bir iskender, bir midye dolma olmuyor olamiyor.

Ozetle: mutfagi boyle guzel, boyle zengin bir memlekette dogup buyumus olmak buyuk sans, gel gor ki ondan uzak yasamak da bazen eziyet olabiliyor.  Blogun ismini “Genc Gurbetcinin Acilari” diye degistireyim mi ne yapayim, of!

Broccoli Cheddar Soup

Yaaaniii, brokoli ve cedar peynirli corbaaa.  Aniyaaanim’in yemek tariflerine ozendim, e ben de bir yemek koyayim su bloga dedim (bak tarif demiyorum, yemek diyorum).  Burayi yemek blogu sanip da geldiyseniz uzgunum, yemek blogu degiliz, direk laklak bloguyuz, sizi baska kapiya alalim.

Dun gece ekmek makinasini kurdum, saat 7de bitecek sekilde.  Sonra sabah mis gibi ekmek kokulariyla uyandim, ekmek super olmus.  Sonra oglen vakti karnim acikti, dedim ekmekle ne iyi gider?  Dedim corba iyi gider. E, corba yapayim dedim.  Dedim dedim demedim mi dedim? (Bu referansi dogru olarak hatirlayana bir odul vermek isterim ama x odul verecegim diye bir sey uyduramadim kafamdan simdi.) Zaten daha onceden bu corbadan yapma niyetiyle malzeme almistim, yapmaya koyuldum.

Ben bu corbayi Panera Bread isimli mekanda icer pek begenirdim.  Ortamda cesitli tarifler mevcut, ben de onlara bakip bakip kafadan yapiyorum.  Gecenlerde bir yapmistim, o zaman cheddar yerine kasar koymustum.  Bir de o zaman krema ile yapmistim, bu sefer sut koydum.  Bir de havuc buldum dolapta, havuc koydum bu seferkine.  Neyse, olaylar soyle gelisti:

1. Brokolileri kesip yikiyoruz, soganlari dogruyoruz, bir de havuclari dogruyoruz. Tarifin tekinde julien yapin diyor havucu, o da neymis dedim, ince uzun dogramakmis.  Oyle dogradim ama pek gerek yoktu, guzel gorunsun diye yaptim. Sonra blenderdan gececek ne de olsa nasil dogradigin onemli degil.

2. Bu sirada meraklanip bu hatun nereye gitti, ne is ceviriyor mutfakta diyerek ortama tesrif eden kedimiz elbette ki her yeri bir guzel kolocan edecekti.

3. Sonra iste yagda sogani olduruyoruz, icine unu atip kavuruyoruz, yavas yavas krema/sut her neyse ekliyoruz, biraz da su (tavuk suyu diyor tarifler) ekliyoruz. Sonra sebzeleri icine atiyoruz.  Kapagini kapatiyoruz ki pissin.

4.  Onlar piserken biz de peynir rendeliyoruz, kedimiz normalde artiz oldugu icin parmesan disinda peynir yemez. Bakalim buna ilgi gosterecek mi diye bir parca uzatiyoruz, ve o da ne, Nazli hanim mild cheddar peynirine de varim diyor!

5. Su gordugunuz peynirleri rendeledim ama gozum doymadi biraz daha ekledim ustune.  Iyi etmisim.

6. Sonra corbayi yuzyilimizin en onemli icatlari arasinda ilk 10a giremese de gonlumuzun mutfak aleti olan el blenderindan geciriyoruz.  Icine koy peynirleri, eriyiversin hemen zaten.  Ve iste sonunda corbamiz yemeye hazir ve nazirdi.  Karnimiz da cok acti.  Su fotografi cekmeye zor sabrederek yumuldum.  Guzel olmus da hala bir sey eksik.  Havuc evet, sut yerine half/half veya krema daha iyi, cheddar kasardan iyi.

Acaba CilginSapkaci bir sonraki denemesinde o eksigi de kesfedip tam istedigi corbayi tutturabilecek miydi? Goruciiiizzz.